Müsilaja karşı mücadele mafya düzenine karşı mücadeledir

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
Müsilaja karşı mücadele mafya düzenine karşı mücadeledir
HDP İzmir Milletvekili ve Çevre Komisyonu Üyesi Murat Çepni, 8-6-2021 tarihinde TBMM’de müsilaj, mafya, devlet, HDP kapatma davası üzerine basın toplantısı düzenledi.

Değerli Basın Mensupları ve Bizleri Sosyal Medya Üzerinden İzleyen Değerli Halkımız;

Bugünkü gündemimiz müsilaj denilen deniz salyası ve mafya devlet ilişkileri ve en son HDP’nin kapatılması davası.

Öncelikle müsilaj meselesinden başlamak istiyoruz. Küresel iklim krizi, müsilaj, kuraklık, aşırı doğa olayları, suların yok olması, ormanların yok olması velhasıl bir bütün olarak doğa S.O.S veriyor. Fakat bütün bunlar birileri tarafından sermaye ve onun devleti tarafından  devletler tarafından doğal bir vakaymış gibi ortaya konmaya çalışılıyor iken ama esasında bütün bu yaşanan tahribatların ve ağır sonuçların esas sebebinin sermaye şirketlerinin faaliyetleri olduğunun altını çiziyoruz. Bunlar esasen insan odaklı sonuçlar. Ama insanların tek tek evlerinde, yaşam alanlarında yarattığı tahribattan ziyade, esasen şirketlerin, ulusal ve uluslararası sermayenin kar odaklı tahribatlar. Bütün bunlar olurken bizim meseleye yaklaşımda bir ayırt edici yanımız var. Biz bu ayırt edici yanımızı esasen ortaya koymak istiyoruz. Çünkü bunu ortaya koymadığımızda meselenin etrafında dönüp dolaşmış olacağız. Yani, kaybettiğimiz yerde aramak yerine genel olarak telafi edici cümleler ya da projeler  ortaya koymuş oluruz ki bu esasen hiçbir mana ifade etmemiş olur.

Müsilaj başta Marmara Denizi olmak üzere büyük bir felakete dönüşmüş durumda. Bu hem denizin, suyun, doğanın tahribatını dönüşmüş durumda aynı zamanda insanların ve doğal yaşamın da geleceği açısından büyük bir risk oluşturuyor. Şimdi, müsilaj nedir? Müsilaj en  basit deyim ile,  denizlerdeki biyolojik yaşamın başlangıcı fitoplanktonların aşırı çoğalması sonucu tepkime vermesi,  tepkime sonucunda açığa çıkan salgı. Bu aslında baktığımızda doğal bir sonuç. Bugün bunu risk haline getiren şey aşırı oluşması. Bu tıpkı  şuna benziyor; sera etkisi dediğimiz meseledeki  az olduğunda da sorun olan, çok olduğunda da soruna dönüşen ısınma meselesi gibi. Burada da başta da söylediğimiz gibi bunda insan faaliyetlerinin çok belirleyici etkisi var.  Marmara Denizi’nde müsilajın artmasının sebepleri neler? Marmara Denizi’nde bu yeni değil 2017’den itibaren bunun çalışmaları sürdürülüyor fakat daha öncesinde 2007’de görülen bir durum. Peki, bunun sebebi ne? Bunun sebebi şu; Birincisi Marmara Denizi nispeten hareketsiz bir deniz. İki tane akıntısı var. Dip akıntısı ve üst akıntısı. Dip akıntısı Karadeniz’e doğru, diğeri de Karadeniz’den Akdeniz’e doğru giden bir akıntı. Dolayısıyla bu akıntıların zayıflığı Marmara Denizi’ni harekesiz kılan bir etken. Biz bu denizi bir kanalizasyon çöplüğüne dönüştürmüşüz.  Özellikle 80’lerden sonra sanayileşmenin artmasıyla, fabrikaların artmasıyla  birlikte Marmara Denizi etrafında sanayi yatırımlarının dizginsiz bir şekilde, kontrolsüz bir biçimde artması sonucu Marmara Denizi bir atık çöplüğüne dönüştürülmüş durumda. Aslında Marmara deniz  çoktan ölü denize bizzat şirketler tarafından, sermaye tarafından dönüştürülmüş durumda. Marmara Denizi’nin sıcaklığı normalden 2 derece fazla. Bu 2 derece fazlalık, küresel iklim krizi ile bağıl olduğu kadar daha  da çok bu bahsettiğimiz Marmara Denizi etrafındaki kontrolsüz yapılaşma ile ilgili. Yani siz Marmara Denizi’ni çöplüğe dönüştürdüğünüzde, orayı bulandırdığınızda güneşin yarattığı etkiyle ısınma doğal olarak artıyor. Yine burada bir başka etken de denize deşarj sistemi. Yani Marmara Denizi etrafında 25 milyon insan var. Türkiye’nin sanayisinin neredeyse yarısı bu bölgede. Bu havzada. Siz bütün bu sanayi çöplüklerini, sanayi pis sularını bu denize derin deşarj denilen sistemle deşarj ediyorsunuz. Bu durum aslında şu; derin deşarj sistemi ile suyun 15 ile 30 metre altına bunu basarak, Karadeniz’e giden akıntıya bu suları basarak bu suların, bu pisliklerin Karadeniz’e taşınması vesilesiyle, Marmara Denizi’ni kurtarmış oluyorsunuz. Ama aynı pisliği Karadeniz’e göndermiş oluyorsunuz. Yani temizlik diye tarif edilen şey aslında bir taraftan alıp bir tarafa koymak. Nihayetinde Karadeniz ve Marmara gidiş gelişinde  bunun  geçici bir çözüm dahi olmadığını söyleyebiliriz. Müsilaj meselesinde gerçekte tablo bu iken. İktidarların ne yaptığına bakalım.

Düşünün Türkiye Avrupa’nın en çok hurda kağıt, metal ve plastik Avrupa ülkelerinden biri haline geliyor. 2004 yılından bu güne Avrupa’dan   ithal edilen plastik atıkların miktarı 173 kat artmış durumda.  2019 yılında ithal edilen 14 milyon ton atığın 582 bin  tonu plastik. Yine plastik dışı atıklarda da lider ülke Türkiye. 2020 yılında Avrupa’dan 13.7 milyon ton  atık ithal etmiş. 2020 yılında atık plastik izni olan 130 şirket bulunurken 202’in ilk dört ayında bu sayı 400’e çıkmış. Yani çöpler ve doğanın tahribatından, doğanın kirlenmesinden rant elde eden şirket sayısı AKP döneminde katlanarak bugünlere gelmiş. Türkiye dünyanın çöplüğü haline getirilmiş.

Peki Bakanlıklar ne yapıyor? Çevre ve Şehircilik Bakanlığı müsilajla ilgili belli çalışmalar yapmaya başlamış. En büyük planları,   projesi de denizin  belediyeler tarafından temizlenmesi, müsilajın oradan alınması. Müsilajın denizlerden toplanması çok zor neredeyse mümkün değil ama toplansa bile bunların nasıl bertaraf edileceği, nasıl ayrıştırılacağı ayrı bir mesele. Marmara Denizi bu anlamda müsilaj artışının sebeplerinden biri de oksijensizleşme. Oksijen olmadığında bu çözünürlüğü ortadan kalkıyor ve bu hale geliyor. Kirliliğin yarattığı oksijensizleşme meselesi de başlı başına kritik bir mesele. Burada bakanlık ne yapıyor. Bizim bir Çevre ve Şehircilik Bakanımız var Murat Kurum, birilerinin himayesi olmadan iş yapmaz bir bakanlık. Bu bakanlık sermaye şirketlerinin ÇEO’su bile değil. Sermaye şirketlerinin basit bir aparatına dönüşmüş bir bakanlıkla karşı karşıyayız. Ağzından düşürmediği “birilerinin himayesinde caf caflı parlak projeler. Her gün açıklamaya devam ediyor. Şimdi müsilaj meselesi ortada iken, kuraklık ortada iken, ormansızlaşma meseleji ortada iken bakanlık Kanal İstanbul’da ısrar etmeye devam ediyor. Kanal İstanbul meselesi müsilaj söz konusu olduğunda son çivi niteliği taşıyan bir proje. Oysa burada ısrar etmekten vazgeçmiyor, tam tersine bunu bir fırsata dönüştürmeye çalışıyor. Murat Kurum yine bugün her gün daha doğrusu millet bahçeleri kurmakla övünüyor. Ve bunun en dikkat çekici olan bir tanesi de Salda Gölü’ne yapılmaya çalışılan millet bahçesi. Düşünün  ki bir bakan normalde el ayak değmemesi gereken Salda Gölü’ne millet bahçesi yapmakla övünüyor. Sermaye kirletsin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bunu ambalajlasın. Bütün ortaya çıkan tablo tam olarak bu. Yine, Adil Karaismailoğlu diye bakanımız var. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı. Bu da evlere şenlik bir bakan. Bu da yine Kanal İstanbul’un bu vesileyle önemli olduğunu söylüyor. Bütün bilim insanları, bütün ekoloji örgütleri, bunun son çivi olacağını söylemesine rağmen, tam tersine, bu müsilajın aslında Kanal İstanbul’u tekrar tartışmaya açması gerektiğini, bundan derhal vazgeçilmesi gerektiğini söylerken; Karaismailoğlu bunu bir fırsata çevirmeye çalışıyor. Karaismailoğlu, İkizdere’de de herkesin gördüğü üzere, ne söylemişti? “Biz her kestiğimiz ağacın yerine, on ağaç dikeceğiz.” Bir bakanlık düşünün ki bir fide ile ormanın arasında farkı bilmeyen bir bakanlık. Bunların da temel derdi yine dediğimiz gibi şirketlerin aparatı.  Yine bir Orman Bakanlığı var Bekir Pakdemirli. Ne yaptığı çok fazla bilinmez. Ormanlar yok edilirken o koltuğundan neredeyse kalkmayan, bu konuda doğru dürüst açıklama da yapmayan, seyreden bir bakanlık. Yani devletin eliyle bu katliamlar gerçekleştirilmeye çalışılıyor.

Müsilaj meselesinde çözüm önerilerimiz şudur.  Bilim insanlarının ortaya koydukları çözüm önerileri şudur: Marmara çevresindeki bu derin deşarj sisteminden vazgeçilmelidir. Biyolojik arıtma  modelinde hamle yapılmalıdır. Şu anda bundan kurtulmak için kısa ve orta vadede bütün bu şirketlerin, tesislerin çalışmaları derhal durdurulmalıdır. Bu yapılmadığında  bugün ya da yarın müsilajdan kurtulmak mümkün değildir. Marmara’yı kurtarmak mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım,  bütün bunlar yaşanırken, yine faşist çete reisinin yaptığı video açıklamaları var. Bunların karşında karşında yine muhataplarının yaptığı savunmalar var. Şimdi bir mafya, çete, tarikat düzeni ile karşı karşıyayız. Bir tarafta vatan, millet, bayrak diyerek halkın bütün varlıklarını gasp eden, çöken bir sistem var. Bu sistemin nasıl işlediğini müsilaj meselesi ile de görebiliyoruz. Yani, halka ve doğaya karşı her türlü suçu işleyen bu fasit ittifak, ihtiyaçlar söz konusu olduğunda, rant söz konusu olduğunda yan yana gelebiliyorlar. Fakat, bir aşamada çelişkiler ortaya çıktığında, paylaşım mücadelesi ortaya çıktığında birbirlerine düşman hale gelebiliyorlar. Müsülaj ve mafya düzeni  meselesinin ilişkisi tam olarak budur. Hiç birinin birbirinden bağımsız olmadığı günlerdeyiz. Müsülaja karşı mücadele mafya düzenine karşı mücadeledir. Bunu böyle anlamak gerekir. Bu mafya düzeni, halkın ve doğanın üzerine bir karabasan gibi çökmüş. Bu mafya düzeni,  bütün ortaya çıkan suç ittifakının patlamasından sonra, kendisini korumak için HDP’ye kapatma davasını yeniden güncellediler. Şimdi biz başta söylemiştik tekrar söylüyoruz; Bunları bir arada tutan halk düşmanlığı karakterleridir. Söz konusu halk olunca birden cihan devleti, yani halk düşmanlığı söz konusu olduğunda, birden cihan devleti naraları atmaya başladılar. Fakat gerçek yüzleri bu suç ittifakının paylaşım mücadelesi gündeme geldiğinde ortaya çıkıyor. Birbirlerini korumak için oluk oluk kan akıtacağız diyenler, bugün birbirlerinin koltuklarını gözlerini dikmiş durumdalar. Halkların Demokratik Partisi’ne dönük yapılan bu saldırı bu mafya düzeninin korunması içindir. HDP’ye dönük bu saldırılar bu rant düzeninin korunması içindir. Ortaya serilen bu suç ittifakının pislikleri, Halkların Demokratik Partisi’nin, tüm demokrasi güçlerinin, tüm sosyalist güçlerinin, tüm emek ve demokrasi güçlerinin mücadelesi sonucunda  ortaya çıkmıştır. Bu suç ittifakını bugün çelişkiye düşüren temel mesele işte halkların, demokrasi güçlerinin bu mücadelesidir. Biz,  bunu başardığımızı buradan bir kez daha söylüyoruz. Onların uykularını kaçıran, onları bugün panik içerisinde çıkış aramaya zorlayan şey bizim baş eğmeyen direnişimizdir. İşte HDP’ye dönük kapatma davası, AKP’sinden MHP’sine, çetelerine kadar bu dertle gündeme getiriliyor. Sarayın bir odasına dönüştürülmüş mahkemeler, savcılar, hakimler ortaya bunca pislik serilmesine rağmen tek bir soruşturma açmaz iken, bugün aldıkları talimatlarla HDP’ye dönük kapatma davası açtılar.

Evet, Halkların Demokratik Partisi bir halk hareketedir. Ezilenlerin, demokrasi, özgürlük hareketedir. Kökleri tarihtedir. HDP’yi kapatmak bu mücadeleyi engelleyemez. Dün engelleyemediği gibi bugün de engelleyemeyecek. Yaşanacak olan şey şudur; Bu zulüm iktidarı,  bu mafya düzeni yıkılacak, demokratik, eşitlikçi, özgür bir iktidar kurulacak. Bunu kuracak olan da öyle videolar falan değil, halkların dost doğru mücadelesidir. Halkların baş eğmeyen mücadelesidir. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Halklarımıza bir kez daha şu çağrıyı yapıyoruz. İşçilere, emekçilere, kadınlara, gençlere şu çağrıyı tekrarlıyoruz. Bizi kurtaracak olan kendi kollarımızdır. Biz bu ortaya serilen pislikleri dikkatlice izliyoruz. Fakat buradan çıkarttığımız sonuç bunlardan bir medet ummak değil, kendi mücadelemizi kararlıca sürdürmektir. O yüzden, örgütlenelim. Mücadelemizi yükseltelim. Bu faşist mafya yerle bir edelim. Tüm halklarımıza cesaret, kararlılık ve umut dolu mücadele günleri diliyorum.


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
MERSİN DEMOKRAT PARTİDE KIRATIN NALLARINI KİM SÖKTÜÖnceki Haber

MERSİN DEMOKRAT PARTİDE KIRATIN NALLARIN...

Beyaz Et Fiyatlarındaki Artış ve Sektörün İçine Düştüğü DarboğazSonraki Haber

Beyaz Et Fiyatlarındaki Artış ve Sektörü...

Başka haber bulunmuyor!