Ufuk SÖYLEMEZ

Ufuk SÖYLEMEZ

Mail: usoylemez@gmail.com

Borç krizi kapıda(mı)?

2019 yılında zaten sorunlu ve kırılgan bir halde olan ekonomide, 2020 yılı ile beraber salgının etkileri de eklenince hem hane halkının hem de şirketlerin borçlanmaları katlanarak büyüdü.
Doğal olarak akla, bu borçların sürdürülebilir, taşınabilir ve ödenebilir olup olmadığı, ekonominin “borç direncinin” bu yükü karşılayıp, karşılayamayacağı soruları geliyor.
2017 yılında yürürlüğe giren KGF (Kredi Garanti Fonu) ile borçların, yine borçla kapatılarak yüzdürülmesine çalışılmıştı.
Ancak şimdi sorun çok daha ciddi ve büyük görünüyor.
Sadece şirketlerin değil, hane halkının borçları da hızla yükseliyor.
Hane halkının toplam tüketici kredi borcu 679,9 milyar TL’ye çıkmış vaziyette.
Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi verilerine göre, Türkiye’de bireysel kredi ve kredi kartı borcu olanların sayısı 34 milyonu aşmış vaziyette. Halen fiilen takip ve icralar geciktirildiği ve ertelendiği halde, borcunu ödeyemeyerek yasal takibe giren kişi sayısı -şimdilik- 3,4 milyon kişi. Bu rakamın, “normalleşme” süreci başladığında, hızlıca yükseleceğini öngörmek çok da zor değil ne yazık ki.
*
Öte yandan Bankacılık sektöründeki donuk -takipteki alacaklar yaklaşık 152 milyar TL olarak görünüyor.
Ancak en az 400 milyar TL civarında bir kredi alacağının ise bankalar tarafından “yakın izlemeye” alındığı da bir gerçek.
Bunların önemli bir bölümünün de yeniden yapılandırıldığı biliniyor. Ancak, Haziran ayından itibaren-yeniden kapanma ve/veya erteleme vb. yaşanmaz ise -bu yakın izlemedeki kredi alacaklarının iyimser bir tahminle yarıya yakınının yasal takibe intikal etme riski mevcut maalesef.
Bunların dışında kalan ve borcunu ödemeyi, gelecek taksit ve borçlarını düşünen firmalar ise, yeni ve ilave yatırım ve girişimlerini, ister istemez bekletiyor. Bir manada şirketler “paralize” oluyor. Buna “borç sarkması” (debt overhang) deniliyor. Firmalar yükümlülüklerini düşünerek adeta kilitleniyorlar böylece.
*
Bazı ekonomist ve yazarlar, Türkiye’de borçların milli gelire oranının birçok gelişmiş ülkeye nazaran düşük olduğunu söyleyerek, endişeye mahal olmadığını söylüyorlar.
Ama bu oran, borçların sürdürülebilir olup olmadığı hakkında yeterli bir veri olarak görülemez.
Bizim gibi gelişmekte olan ve fakat ne hikmetse bir türlü gelişemeyen ekonomilerin borç düzeyleri yani borçlarının milli gelirlerine oranları düşük seviyede olsa bile, bu borçların çevrilmesinde sorun yaşamayacakları anlamına gelmez. Çünkü gelişmekte olan ekonomilerin borç düzeyleri düşük olsa da bu borçların ödenmesi ve çevrilmesinde zorluklar yaşanabilir.
Bu ekonomilerin “borç toleransı” gelişmiş olan ekonomilere göre daha zayıf ve düşüktür çünkü.
Nitekim 2020 yılında gelişmiş ekonomilerin brüt kamu kesimi borç yükünün (borç stoğu/milli gelir) ortalaması %124,9 iken, gelişmekte olan ekonomilerin ortalamasının %65,3 düzeyinde olması da bu durumun tipik bir sonucu olarak görülmelidir.
*
Borç sorununa acil ve merkezi bir iradi ile müdahale gerekiyor bence. Eş zamanlı olarak, tasarrufu ve üretimi önceleyen bir anlayışı da hayata geçirmek gerekiyor.
Ama bu düzenlemeyi organize edecek ve hayata geçirebilecek bir planlama aklından yoksun olunduğu da üzücü bir başka realite.
Borç krizi kapıda mı? başlığımızla yaklaşan bu ciddi ve vahim soruna dikkat çekmeye çalıştık. Tabii anlayan ve dinleyen olursa…