haberanaliz
Gören VAR

Gören VAR

Mail: gorenvar@gmail.com

TOPRAKLARIMIZA SAHİP OLABİLMEK!

Büyük şirketler ülkemizde tarım arazisi topluyorlar. Bu bilinen bir gerçek. Küçük çiftçi yok olmuş durumda. Bunlarla mücadele edemiyor. Toprak şu an el değiştiriyor. Kısa süre sonra tekelleşme başlayacak.  Bunun yaşamımıza olumsuzluklar katacağı apaçık belli.

Büyük şirketlerin ve yatırım fonlarının tarım arazilerini toplaması, küçük üreticinin yapısal sorunlar (artan girdi maliyetleri, borçlanma, pazara erişim zorluğu) nedeniyle toprağından vazgeçmek zorunda kalması, bugün sadece Türkiye’de değil, dünya genelinde yaşanan çok ciddi bir yapısal dönüşüm oldu.

Gıda arzının ve toprağın birkaç büyük aktörün elinde toplanması (tarımda tekelleşme), uzun vadede gıda egemenliğimizi, fiyat istikrarını ve kırsal yaşamın kültürel dokusunu tehdit ediyor. Bu gidişat karşısında "Ne yapabiliriz?" sorusunun cevabı, hem makro (devlet/politika) düzeyinde hem de mikro (birey/yerel topluluk) düzeyinde stratejik adımlar atmaktan geçiyor.

İşte bu gidişata karşı geliştirilebilecek mücadele yöntemleri ve çözüm yolları:

1. Küçük Çiftçinin Gücü: Gerçek Kooperatifçilik

Küçük üreticinin büyük sermayeyle tek başına rekabet etmesi imkânsızdır. Ancak bir araya geldiklerinde ölçek ekonomisinden faydalanabilirler.

-Girdi Maliyetlerini Düşürmek: Çiftçiler birleşerek gübre, tohum, mazot ve ilaç gibi girdileri toplu ve çok daha ucuza alabilir.

-Pazarlık Gücü: Tek bir çiftçi zincir market karşısında ezilirken, güçlü bir kooperatif fiyatı kendisi belirleyebilir.

-Avrupa Örneği: Hollanda ve Fransa gibi ülkelerde tarımın arkasındaki en büyük güç, milyarlarca avro cirolu devasa çiftçi kooperatifleridir. Bizde de kooperatifçiliğin siyaset üstü, profesyonel ve şeffaf bir şekilde yeniden yapılandırılması şarttır.

2. Tüketici Tarafında Örgütlenme: Gıda Toplulukları

Tüketiciler olarak pasif alıcılar olmaktan çıkıp sürecin bir parçası olmalıyız. Büyük zincir marketlerin tekelini kırmanın yolu, doğrudan üreticiye ulaşmaktır.

-Doğrudan Tedarik: "Topluluk Destekli Tarım" (TDT) modelleriyle, şehirdeki gıda toplulukları veya tüketim kooperatifleri, küçük çiftçiyle sezon başında anlaşır. Ürünü doğrudan ondan alacağını taahhüt eder ve avans verir. Böylece çiftçi toprağını satmak zorunda kalmaz.

-Yerel Pazarlar ve Arasız Alışveriş: Belediye pazarları, üretici pazarları ve kooperatif dükkânları tercih edilerek sermayenin küçük üreticiye akması sağlanabilir.

3. Yasal ve Politik Mücadele (Makro Reformlar)

Toprağın korunması anayasal bir ödevdir ve bu konuda kamuoyu baskısı oluşturulmalıdır.

-Arazi Bankacılığı ve Alım Önceliği: Tarım arazilerinin satışı katı kurallara bağlanmalıdır. Toprağını satmak zorunda kalan çiftçinin arazisini şirketler değil, devletin bir arazi bankası almalı ve bunu üretime devam edecek diğer küçük çiftçilere uzun vadeli kiralamalıdır (Fransa'daki SAFER modeli gibi).

-Miras Hukuku ve Arazi Toplulaştırması: Toprakların miras yoluyla bölünmesini engelleyen yasalar daha etkin uygulanmalı, ancak bu esnada küçük çiftçinin arazisini büyütebilmesi için ucuz kredi destekleri verilmelidir.

-Yabancıya ve Şirketlere Sınırlandırma: Stratejik bir sektör olan tarımda, şirketlerin tek bir bölgede veya ülke genelinde kapatabileceği maksimum arazi miktarına yasal üst sınır (kota) getirilmelidir.

4. Akıllı Tarım ve "Niş" Üretim

Küçük çiftçi, büyük şirketlerin yaptığı gibi binlerce dönümde mısır, buğday veya ayçiçeği üreterek maliyet yarışına giremez. Küçük arazide hayatta kalmanın yolu katma değerli üretimdir.

-Tıbbi ve Aromatik Bitkiler: Lavanta, safran, kuşburnu, tıbbi nane gibi az alanda yüksek gelir getiren ürünlere yönelmek.

-Organik ve Atalık Tohum Üretimi: Büyük şirketlerin standardize edilmiş hibrit tohumlarına karşı, yerel lezzetleri ve temiz gıdayı savunan organik tarım modelleri küçük üreticiye yüksek kar marjı sağlar.

-Coğrafi İşaretli Ürünler: Bölgeye özgü ürünlerin tescillenerek markalaştırılması, büyük şirketlerin taklit edemeyeceği bir güç yaratır.

5. Bilinç ve Toplumsal Farkındalık

Toprak satışı sadece satanın değil, o topraktan beslenen herkesin sorunudur.

-Köylerde tarım arazilerinin yabancılara veya büyük şirketlere satılmaması yönünde yerel farkındalık toplantıları yapılmalı.

-"Toprağını satma, ortak bul" ya da "Toprağını satma, kiraya ver" formülleri teşvik edilerek mülkiyetin köylüde kalması güvence altına alınmalı.

Özetleyecek olursam: Büyük sermayenin toprağı ele geçirmesine karşı en büyük silahımız "birlikte hareket etmek"tir. Çiftçi kooperatifleşerek üretimde, kentli ise örgütlenerek tüketimde bir araya gelmediği sürece, tarımda tekelleşme kaçınılmaz olur. Toprağa sadece bir emlak veya gayrimenkul olarak değil, ulusal güvenlik ve egemenlik meselesi olarak bakmamız gerekiyor.

Baki Selam ve Dua ile.

MUSTAFA GÖKTAŞ

Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)

Çevre Ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı