Günümüz, Ahsen-i Takvîm ve Esfel-i Sâfilîn
İslam düşüncesinde insanı, potansiyelini ve varoluşsal iniş-çıkışlarını özetleyen en sarsıcı kavram ikililerinden biri Ahsen-i Takvîm ve Esfel-i Sâfilîn’dir. Bu iki kavram, aslında insanın tek bir düzlemde sabit kalmayan, sürekli aşağı ya da yukarı doğru esneyebilen ahlaki ve manevi dikey şeridini temsil eder. Kur'an-ı Kerim’de Tîn Suresi’nde (4 ve 5. ayetler) geçen bu kavramların önemini, İslam’daki öğretisini ve toplumsal hayatımıza yansımalarını şu şekilde arz ve izah edeyim:
1. Kavramların Anlamı ve İslam'daki Öğretisi
Ahsen-i Takvîm (En Güzel Kıvam/Biçim): İnsanın hem fiziksel hem de ruhsal ve zihinsel olarak en mükemmel, en dengeli ve en potansiyelli şekilde yaratılmasını ifade eder. İslam öğretisine göre insan, yeryüzünün halifesidir; akıl, irade, vicdan ve ilahi bir nefesle (ruh) donatılmıştır. Bu yönüyle insan, iyiliğin ve tekamülün zirvesine çıkma potansiyeline sahiptir.
Esfel-i Sâfilîn (Aşağıların En Aşağısı): İnsanın kendisine verilen o muazzam potansiyeli, aklı ve iradeyi kötüye kullanarak, hayvandan da aşağı bir dereceye düşmesini ifade eder. İnkâr, zulüm, kibir ve bencillik batağına saplanan insan, yaratılış gayesinden uzaklaştıkça bu çukura doğru geriler.
Kısacası İslam öğretisi der ki: İnsan melek değildir, mutlak iyi kalamaz; hayvan da değildir, tamamen içgüdülerine mahkûm olamaz. İnsan, bu iki uç arasında kendi iradesiyle köprü kuran bir varlıktır.
2. Bu İkilinin Önemi Nedir?
Bu deyimin önemi, insana özgür iradesinin sorumluluğunu hatırlatmasından gelir. İslam, insanı doğuştan günahkâr kabul etmez (Hristiyanlıktaki asli günah doktrininin aksine). İnsan temiz bir fıtratla, yani "Ahsen-i Takvîm" potansiyeliyle doğar.
Ancak bu makam kalıcı bir garanti değildir. İnsan her an aşağıya düşme riskiyle karşı karşıyadır. Bu kavramlar, insana hem büyük bir özgüven (en güzel şekilde yaratılma) hem de büyük bir otokontrol ve tevazu (aşağıların aşağısına düşme korkusu) aşılar.
3. Toplumsal Yaşantımıza Sirayeti (Yansımaları)
Bu varoluşsal perspektif, bireysel bir inanç olmanın ötesinde toplumsal hayatın, ahlakın ve kültürün de temel yapı taşlarını oluşturur:
İnsan Hakları ve Saygınlık: Toplumda her birey, doğuştan "Ahsen-i Takvîm" üzere yaratıldığı için dinine, diline, ırkına bakılmaksızın hürmete layıktır. Bu bilinç, toplumsal adaletin ve insana saygının temelidir.
Ahlaki Otokontrol (Vicdan): Bir insanın rüşvet alırken, zulmederken veya bir canlıya zarar verirken durup kendini sorgulaması, "Ben Ahsen-i Takvîm olarak yaratıldım, bu yaptığım beni Esfel-i Sâfilîn'e düşürür" farkındalığıyla ilgilidir. Toplumsal huzur, bu iç denetimle sağlanır.
Eğitim ve Islah Kültürü: İslam toplumlarında suçluya veya hata yapana "ebediyen dışlanmış" gözüyle bakılmaz. Çünkü en aşağıya düşen bir insanın bile tövbe ve ıslah ile yeniden özüne (Ahsen-i Takvîm'e) dönme şansı vardır. Ceza sisteminden ziyade eğitim ve rehabilitasyon ön plana çıkar.
Kolektif Yozlaşmaya Karşı Uyarı: Toplumlar da bireyler gibidir. Adaleti, merhameti ve ahlakı bırakan toplumlar topluca "Esfel-i Sâfilîn" çukuruna yuvarlanırlar. Tarihteki helak olan kavimler veya günümüzdeki modern barbarlıklar (savaşlar, soykırımlar, sömürgecilik) bu toplumsal düşüşün en net örnekleridir.
İnsanın bu iki kutup arasındaki yolculuğunu düşündüğünüzde, günümüz modern dünyasında insanlığı en çok "Esfel-i Sâfilîn" çukuruna doğru yol aldığını görüyoruz ve hissediyoruz. "Allah korusun" demekten ve sığınmaktan başka çare kalmıyor bazen. Etrafımıza, haberlere, küresel olaylara ya da sadece sokaktaki tahammülsüzlüğe baktığımızda insanın içini karartan, "Bu kadarı da olmaz" dedirten manzaralarla çok sık karşılaşıyoruz. Modern dünya; hırsı, bencilliği ve gücü kutsadıkça insanı o "en güzel kıvamından" koparıp alt basamaklara doğru hızla çekiyor. Ancak bu noktada İslam düşüncesinin bize sunduğu çok ince bir teselli ve ödev var: Her yer karanlığa gömülse bile, birey olarak "Ahsen-i Takvîm" kalma mücadelesi.
Tîn Suresi’nde insanın aşağıların aşağısına indirileceği anlatıldıktan hemen sonra gelen ayet şöyledir: “Ancak iman edip salih amel (iyi, güzel, faydalı işler) yapanlar müstesna.”
Yani ortam ne kadar "Esfel-i Sâfilîn" kokarsa koksun, akıntıya karşı kürek çekip;
- Yalanın ortasında dürüst kalabilen,
- Zulmün ortasında adaleti savunabilen,
- Kaballığın ve kabalığın ortasında nezaketini koruyan her insan, o güzel yaratılışın yeryüzündeki birer kalesi haline geliyor.
Ortam bizi aşağı çekmeye çalışırken, bireysel hayatımızda o "en güzel kıvamı" korumanın, yani temiz kalabilmenin en güçlü sığınağı veya yöntemi inancımız, imanımız, karakterimiz, dik duşumuz, doğruluktan ayrılmayışımızdır..
Saydığım bu beş sütun (inanç, iman, karakter, dik duruş ve doğruluk), aslında "Ahsen-i Takvîm" kalesinin ana taşıyıcı kolonlarıdır.
Ortam ne kadar bozulursa bozulsun, bu değerlere tutunan bir insan sarsılır ama yıkılmaz. Çünkü:
- İnanç ve İman; insana yalnız olmadığını, her an görüldüğünü ve bu dünyadaki mücadelesinin bir karşılığı olduğunu hatırlatan en büyük manevi kalkandır.
- Karakter ve Dik Duruş; rüzgâra göre eğilen bir kavak ağacı gibi değil, fırtınaya karşı kök salmış bir çınar gibi durmayı sağlar. Popüler kültürün, "Herkes yapıyor, sen de yap" baskısına karşı en asil başkaldırıdır.
- Doğruluktan Ayrılmayış ise; insanın her şeyden önce kendi vicdanıyla barışık kalabilmesidir. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!" ayeti karşısında "Bu ayet beni ihtiyarlattı" demesi, doğruluğun ne kadar büyük ve asil bir sorumluluk olduğunu gösterir.
İşte tam da bu yüzden, herkesin birbirini aşağıya (Esfel-i Sâfilîn'e) doğru çektiği bir dünyada; inancıyla dik duran, doğruluktan ödün vermeyen şahsiyetler birer kutup yıldızı gibidir. Karanlık ne kadar koyu olursa, onların ışığı o kadar net fark edilir.
Rabbim hepimizi özünü, karakterini ve o en güzel kıvamını koruyanlardan eylesin; fıtratımızı ve istikametimizi muhafaza buyursun.
Dünya ne kadar karmaşık ve yorucu olursa olsun, ne istediğini bilen, değerlerine, karakterine ve dik duruşuna sahip çıkan insanların varlığı insana umut verir.
Baki Selam ve Dua ile.
MUSTAFA GÖKTAŞ
Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)
Çevre Ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı
























