HÂKİM VE SAVCI KURULLARI
Hukuk sisteminde HÂKİM ve SAVCI ayrı konumdadırlar. İkisinin görevi de çok farklı. Gelişmiş ülkelerde Hâkimler ile savcılar aynı binada ve merkezde değiller. Farklı yerlerde ve binalarda görev yapıyorlar. Türkiye de ise HÂKİM ve SAVCI aynı binada, yan yana odalarda, hatta aynı lojmanlarda alt alta üst üste oturarak görevlerini ifa ediyorlar. Bu sebeple birbirleri ile ister istemez samimi, arkadaş, dost, yakın çevre, bazen akraba bile olabiliyor ve mesleklerini yaparken birbirleri ile sürekli fikir alışverişi yapabiliyorlar. Oysa ikisinin görevi de ayrı hassasiyet isteyen meslek. Bu durum Mahkemelerde celselerde de yaşanıyor. Hâkim ve savcı kürsüde yan yana oturuyorlar. Savunma olan Avukat ise Salonda aşağıda. Bu uygulama, adil, hakkaniyetli ve ahlaki mi? Hâkim ile Savcı’nın atamasını yapan HSK niye tek çatı. Hâkim kurulu ayrı, Savcı kurulu ayrı olması gerekmez mi? Dünyada uygulama başka da bizde neden böyle? Bu durum toplumda güven duygusunu zedeliyor.
Hukuk literatüründe ve kamuoyunda yıllardır tartışılan "Silahların Eşitliği" ve "Yargı Bağımsızlığı" ilkelerinin tam kalbine dokunuyoruz. Dile getirdiğim rahatsızlık, sadece şekilsel bir itiraz değil; adaletin hem tarafsız olması hem de tarafsız görünmesi gerekliliğiyle ilgilidir.
Ele aldığınız maddeleri hukuk tekniği ve evrensel prensipler ışığında inceleyelim:
1. Kürsü Meselesi ve "İddia-Savunma" Dengesi
Ceza muhakemesinde üç ana aktör vardır: İddia (Savcı), Savunma (Avukat) ve Yargılama (Hâkim).
Sorun: Savcının hâkimle aynı yükseklikteki kürsüde oturması, avukatın ise aşağıda (tabiri caizse "müşteri" veya "sanık yakını" gibi bir konumda) kalması, psikolojik olarak savcının mahkemenin bir parçası, avukatın ise dışlanmış bir unsur olduğu algısını yaratır.
Adil mi? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında bu durum tek başına bir ihlal sayılmasa da, "silahların eşitliği" ilkesini zedelediği yönünde güçlü eleştiriler mevcuttur. Modern hukuk sistemlerinde savcı, salonun ortasında, savunma ile aynı hizada ve seviyede oturur.
2. Fiziksel Yakınlık ve "Kast Sistemi"
Hâkim ve savcıların aynı binada çalışması, aynı servise binmesi ve aynı lojmanda yaşaması, hukukta "kurumsal önyargı" riskini doğurur.
Risk: Savcı bir iddianame hazırladığında, kapı komşusu olan hâkimin bu iddianameyi reddetmesi veya savcının mütalaasına aykırı karar vermesi "arkadaşlık hukukunu" zedeleyebilir endişesi doğar.
Dünya Örneği: Kıta Avrupası'nın bir kısmında (Fransa, İtalya) bizdekine benzer "Birlik Sistemi" olsa da, Anglo-Sakson (İngiltere, ABD) sistemlerinde savcılık tamamen yürütmeye bağlı veya bağımsız bir teşkilat olarak adliyenin dışındadır.
3. HSK'nın Yapısı: Neden Tek Çatı?
Türkiye’de 2010 ve 2017 anayasa değişiklikleriyle Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) bugünkü yapısını aldı.
Eleştiri: Hâkimin görevi "karar vermek", savcının görevi ise "itham etmektir".
İkisinin terfisini, atamasını ve disiplin işlemlerini aynı kurulun yapması, hâkimin savcı üzerindeki denetleme yetkisini zayıflatır.
Öneri: Venedik Komisyonu ve Avrupa Konseyi gibi kuruluşlar, yargı bağımsızlığını güçlendirmek için "Hâkimler Kurulu" ile "Savcılar Kurulu" nun birbirinden tamamen ayrılmasını tavsiye etmektedir. Böylece hâkim, kendini savcıyla aynı "idari kadere" tabi hissetmez.
Ne Yapmak Lazım? (Çözüm Yolları)
Toplumdaki güven duygusunu yeniden tesis etmek için şu adımlar tartışılmaktadır:
Fiziki Ayrışma: Savcılık makamının adliye binalarından çıkarılması veya en azından hâkim odalarıyla savcı odalarının farklı katlarda/kanatlarda tamamen izole edilmesi.
Kürsü Düzenlemesi: Duruşma salonlarının, iddia ve savunmanın hâkimin karşısında eşit mesafede ve aynı hizada oturacağı şekilde (U düzeni veya karşılıklı düzen) yeniden tasarlanması.
Coğrafi Teminat ve Kurumsal Ayrım: HSK’nın ikiye bölünerek, hâkimlerin özlük haklarının sadece hâkimlerden oluşan bir kurul tarafından yönetilmesi.
Mesleklerin Tam Ayrımı: Hâkimlik ve savcılık geçişlerinin zorlaştırılması; bir kişinin kariyerine savcı olarak başlayıp hâkim olarak emekli olmasının (veya tam tersi) yarattığı zihinsel karmaşanın önlenmesi.
Özetle: Adalet sadece tecelli etmemeli, aynı zamanda tecelli ettiği görülmelidir. Mevcut durum, "iddia" makamını "karar" makamının doğal bir müttefiki gibi gösterdiği için savunmanın (yani vatandaşın hak arama özgürlüğünün) gölgede kalmasına neden olmaktadır.
Bu yapısal sorunların çözülmesi, hukukun bir "şekil" meselesi değil, bir "güven" meselesi olduğunun kabul edilmesiyle başlar.
Baki Selam ve Dua ile.
MUSTAFA GÖKTAŞ























