Harem-i İbrahim Katliamı ve AARON BUSHNELL…
Tarihte bazı günler vardır ki, iki ayrı zaman diliminde yaşanan bazı olaylar tek bir hakikati görünür kılar.
25 ŞUBAT, bu açıdan kutsal mekânların dokunulmazlığı, sivil hayatın korunması ve küresel vicdanın tutarlılığına dair ağır bir sınav günüdür.
Buna iki önemli örnek ise 25 ŞUBAT 1994’te İsrail işgali altındaki El-Halil kentinde bulunan Harem-i İbrahim Camii’nde yaşanan katliam ile 25 ŞUBAT 2024’te Gazze’de süren insanlık suçlarına karşı ABD askeri AARON BUSHNELL’in İsrail'in Washington Büyükelçiliği önünde "Artık soykırım suçuna iştirak etmeyeceğim.” diyerek, kendini ateşe vermesidir.
Gücün hukuku değil, hukukun gücü esas alınmadıkça, dün olduğu gibi bu gün de yarın da insanlık için dünyada adaletin hâkim olması asla mümkün değildir.
25 ŞUBAT 1994 sabahı, El-Halil’deki Harem-i İbrahim Camii’nde sabah namazı kılan Müslümanların bir Yahudi Yerleşimci tarafından hedef alınması, yalnızca Filistin halkına karşı işlenen bir suç olmanın ötesinde, din özgürlüğüne, kutsal mekânların dokunulmazlığına ve evrensel insani değerlere karşı işlenmiş bir suç olarak tarihe geçmiştir.

Kudüs’te Yahudi yerleşimci tarafından işlenen bu katliam, işgal koşullarında sivillerin nasıl sistematik bir güvensizlik içine itildiğini ve kutsal olanın dahi korunamadığını göstermiştir.
Aradan geçen yıllara rağmen etkin bir hesaplaşmanın yapılamaması, cezasızlığın şiddeti besleyen en önemli nedenlerden biri olduğunu günümüzde İsrail tarafından Gazze’de yapılan soykırım teyit etmektedir.
Sivillerin hedef alındığı, temel yaşam ihtiyaçlarının engellendiği ve toplu cezalandırma uygulamalarının meşrulaştırılmaya çalışıldığı
GAZZE’de, uluslararası hukukun evrensel ilkeleri İsrail tarafından fiilen askıya alınmaktadır.
Bu durum, yalnızca bölgesel bir kriz değil; küresel düzenin adalet iddiasını aşındıran bir yapısal sorundur.
İnsanlık Suçlarının Faillerine karşı, yandaşlık ve tarafsızlıkla, cezasızlık birleştiğinde, dünya üzerindeki mazlum milletlere karşı işlenecek yeni ihlallerin önünü açmakta ve AARON BUSHNELL örneğinde olduğu üzere bireysel vicdanların yükselttiği itirazlar, uluslarası sistemin eksiklerini daha da görünür kılmaktadır.
25 ŞUBAT 2024’te Gazze’de yaşananlara karşı canını ortaya koyarak duyduğu tepkiyle gündeme gelen ABD askeri AARON BUSHNELL’in ölümü, yöntemi ne olursa olsun, küresel vicdanın içine sürüklendiği çaresizliğin çarpıcı bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir.

Bu hadise, uluslararası mekanizmaların etkin işlemediği yerde bireysel itirazların sembolik bir dil kazandığını; ancak adaletin bireysel bedellerle değil, kurumsal sorumlulukla tesis edilebileceğini hatırlatmaktadır.
Sonuç olarak 25 ŞUBAT, bize açık bir ders vermekte ve demektedir ki… Kutsal mekânların korunmadığı, sivil hayatın güvence altına alınmadığı ve ihlallerin cezasız bırakıldığı bir dünyada barış kalıcı olamaz.
El-Halil’de yaşanan katliam ile Gazze’de süren insanlık suçları arasında kurulan neden-sonuç bağı, adaletin seçici uygulanmasının nasıl bir kısır döngü ürettiğini göstermektedir.
Küresel düzenin inandırıcılığı, mağdurun kimliğine bakmadan hukuku işletme iradesine bağlı olduğu gerçeğinden hareketle, evrensel hukukun etkin biçimde işletilmesi talebiyle, insan onurunu merkeze alan tutarlı bir uluslararası duruşun zorunlu olduğunu bir kez daha vurguluyor ve diyoruz ki… ZALİMLER de bilmeli ki… Adaletin olmadığı yerde güvenlik, vicdanın olmadığı yerde ise hiç kimse için daha iyi bir gelecek asla olmaz!..
25 ŞUBAT 1994’de Harem-i İbrahim Camii’nde hayatını kaybeden masumları rahmetle,Gazze’de yaşanan insanlık suçları için “Artık soykırım suçuna iştirak etmeyeceğim." diyerek 25 ŞUBAT 2024’de hayatına son veren ABD askeri AARON BUSHNELL’i saygı ve minnetle anıyoruz.
Yalçın Topçu
T.C. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı



















