haberanaliz
Prof.Dr.Mustafa Kaymakçı

Prof.Dr.Mustafa Kaymakçı

Mail: mustafa.kaymakci68@gmail.com

TARIMDA ŞİRKETLER DEĞİL, AİLE İŞGÜCÜ TEMELLİ KÖYLÜ İŞLETMELERİ DESTEKLENMELİ

Tarımda yeni söylemler var.

Ancak   doğru bir tespit ve muhasebe yapılmadan sağlıklı bir gelecek inşa edilmesi olası değil.

Tespitim şu:

Tarımın, bu bağlamda Türkiye’nin geldiği nokta dışa bağımlı neo-liberal politikalardan kaynaklanmakta.

Bununla birlikte toplumun bir kesimi, son 40 yıl içinde Özal ile başlayan ve Kemal Derviş ile ivme kazanan uygulamalarla neo-liberal politikaların değişmezliğini kabullendi. “İnsanların beyinlerini işgal edebilirseniz, kalpleri ve elleri de arkadan gelecektir”  deyişi gerçekleşti.Televoleci profesörler bunun için görevlendirildi.

Bu politikalara Türkiye mahkum edildi. İşin en önemli noktalarından birisi ise iktidar ve muhalefet partileri de temelde neo-liberal politikalarda hemfikir olmuş durumda.

Neo-liberal politikalar tarıma nasıl yansıtıldı?

Tarımsal üretimde de verimliliğin ve üretimin büyük işletmelerle karşılanabileceği konusunda sokaktaki ortalama yurttaşın beyni yıkandı.

Oysa Türkiye’de tarımsal üretim, aile işgücü temelli küçük ve orta ölçekli köylü işletmelerinden karşılanıyordu. Bu gerçek unutuldu. Bunların desteklenmesi yerine büyük ölçekli işletmelerin oluşturulmasına ağırlık verildi. Bunun sonucu olarak küçük ve orta ölçekli işletmelerin bir kesimi tarımsal üretimden vazgeçer duruma geldi. Önemli miktarda tarım toprağı işlen(e)medi.

Tarımsal nüfus azaldı ve yaşlandı.

Ve tarımsal üretim artan nüfusa göre artmadı.

Söz gelişi en önemli gerilemelerden birisi hayvansal üretimde oldu.

“Hayvansal üretim için temel girdi, çayır ve meralardan karşılanan ottur. Türkiye çayır ve meralarının ot kapasitesi sığırdan daha çok koyun ve keçiye uygundur” diye yıllarca yaptığımız uyarılar dikkate alınmadı.

Uluslararası örgütlerin yönlendirilmesi ve çıkarlarına uygun olarak dev sığırcılık işletmelerinin oluşturulması desteklendi.

Elbette,sığır yetiştiriciliği de gerekli,ancak dev sığırcılık işletmeleri şeklindeki şirket sığırcılığı değil.

İsterseniz biraz açalım.

Yönlendirme dedim, uzun süreli geri ödemeli kredileri Dünya Bankası vermemiş miydi? Sığırlar uluslararası sığırcılık tekellerinden alınmadı mı?

Sonuç olarak geçmişte insan başına bir koyun düşerken, gelinen noktada nerdeyse dört insana bir koyun düşer duruma gelindi.

Ancak, izlenen politikalarla gerek dev işletme ölçeği, gerekse ot üretim kapasitesi Türkiye gerçeğine uymadığı için kelimenin tam anlamıyla kırmızı ette havlu atıldı.

Bırakınız hayvan ve kırmızı et ithalini, hayvanlarımızı doyurmamız için saman ithali olağan duruma getirildi.

Türkiye, ekonomi ve onun bir bölümü olan tarımda düzlüğe nasıl çıkar?

Genel çıkış yolu ise; dışa bağımlı ara malları ve hammadde ithalatçısı bir ülke yerine ithal İkameci ve daha eşitlikçi ekonomi politikadan geçiyor.

Bu yaklaşımı tarıma nasıl yansıtalım?

Önce,bir açıklama yapalım: Dev işletmelerin öne çıkartılması, ölçek ekonomisine dayandırılıyor. Ancak asıl ölçeğin “Toplam Etmen Verimliliği (TEF)” olduğunu dikkate alma zorunluğu var.

Aile işletmelerinde emek daha bol, toprak ve sermaye de daha düşük maliyetlidir.

Bu özelliklerinden dolayı aile işletmeleri daha yüksek bir TEF’e sahiptirler.

Ve de değinildiği üzere Türkiye’de tarımsal işletmelerin büyük bir çoğunluğu aile işletmelerinden oluşuyor.

Buradan  yola çıkarak iki temel öneri yapmak olası.

Birincisi:“Aile işgücü temelinde küçük ve orta ölçekli köylü işletmelerini yeniden tarımın öznesiyapmak”,

İkincisi de:”Köylü işletmelerinin ölçek sorunun  çözümü için,kamu yatırım hizmetlerinin ve desteklemelerinin “Kooperatif Örgütlenme” ile onlara yönlendirilmesi”