haberanaliz
Oğuz UÇAR

Oğuz UÇAR

Mail: oguzucar1@gmail.com

VAY BE!

Uzun bir süredir Corono ile yatıp, Corona ile kalkıyoruz.
Bu yüzden bir çoğumuzun psikolojisi yerle bir oldu.
Bu süreçte kendimi koruyabilmek açısından farklı şeylerle meşgul oluyorum.
Ya eski arşivlerimi düzenliyorum, ya kitap okuyorum, ya da farklı konular işleyen kanalları izlemeye çalışıyorum.
Dostlarıma da bunu tavsiye ediyorum.
Eğer bu süreçte kendimize dikkat etmezsek, Psikoterapistlerin kapısını çalmak zorunda kalacağımızı da biliyorum.
***

2 Mayıs akşamı iftar sonrası geçtim televizyonun karşısına...
Elime aldığım kumanda ile kanal kanal gezerken Halk Tv’de Usta Gazeteci Dr. Hulki Cevizoğlu’nun programı olduğunu öğrendim. Hürriyet’de çalıştığım dönemlerden tanıdığım Hulki ağabeyin mesleki titizliğini de bildiğim için “Tamam, bu kanaldayım” dedim.
Programın konuğu Hava Kuvvetleri Komutanlığında Plan Harekat Daire Başkanlığı görevinde bulunmuş Emekli Korgeneral Erdoğan Karakuş idi...

1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekatına Üsteğmen olarak katılmış, Yüzbaşı Rütbesini savaş sırasında uçağın içinde takmış emekli bir askerin neler anlatacağını merak etmiştim.
***
Program başladı...
Hulki Cevizoğlu, her zamanki naif duruşu ile son derece net sorular soruyordu.
Konuğu Emekli General Karakuş ise aynı güzellikte yanıtlar veriyordu.
Bir zamanlar Türkiye ve Yunanistan’ı savaşın eşiğine getiren “Kardak Adası Krizi” konusu gündeme geldiğinde Karakuş Paşa, o dönemin Başbakanı Tansu Çiller’i överek“O dönemdeki siyasi iktidar kale gibi arkamızda duruyordu. Biz de bundan güç alarak harekete geçtik. Gerekirse savaşacaktık. Yunanistan bizim kararlılığımızdan korkup, bize ait olan kaya parçalarını terk etmek zorunda kaldı” dedi.

Karakuş Paşa, o günleri anlatırken gurur doluydu.
PKK Terör örgütüne de en büyük darbeyi o dönemlerde vurulduğunu bildirdi.
Sınırımızın 300 kilometre dışında İran-Irak arasındaki “Zeli Kampı”nın da o dönemlerde yerle bir edildiğini söyledi.
Ama bir üzüntüleri de vardı;
Karakuş Paşa, bu gün Ege Denizinde bize ait 16 adanın Yunanistan tarafından işgal edildiğini iddia etti. Bir de, sözde “Ergenekon Soruşturması” kapsamında Genelkurmay’ın Kozmik Odasına girilmesinin ardından 848 İstihbarat elemanımızın cinayetlere kurban gittiğini anlattı.

O an “Vay be!” demekten kendimi alamadım.
Sanki kalbime bıçak saplandı, mideme taş oturdu.

Din ve inanç söylemleri ile iktidara gelenlerin bu konuda kendilerini bir vebal altında düşünüp düşünmediklerini merak ettim doğrusu.
Medyanın büyük bir çoğunluğunun iktidar yandaşlığı yaptığı, 85 gazetecinin cezaevlerinde bulunduğu bir dönemde şimdilik üzülmekten başka elimizden bir şey gelmiyor.
Ama o sandık elbet bu milletin önüne gelecek!..