27 Ekim, Tarihin Aynasında Kardeşliğin ve Yeniden Doğuşun Günü
Tarih, takvim yapraklarına düşen rastgele sayılardan ibaret değildir; her gün, geçmişin acı tatlı tecrübelerini, milletlerin kaderini değiştiren dönüm noktalarını ve yarınlara bırakılan en kıymetli mirası taşır. Miladi takvimin yılın 300. günü olan 27 Ekim, hem Türk dünyasının sarsılmaz bir parçasının kuruluşuna ev sahipliği yapması hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşuna giden yolda kritik kerterizleri barındırması bakımından hafızalardan silinmeyecek bir tarihtir.
Bu anlamlı gün, bir yandan can dostumuz, kardeş vatan Özbekistan’ın tarih sahnesindeki adımlarını hatırlatırken, diğer yandan Türkiye’nin istiklal ve istikbal mücadelesinin en keskin virajlarını gözler önüne serer.
Özbekistan: Aynı Kökün, Aynı Medeniyetin Uzantısı
Bugün, yalnızca takvimsel bir veri değil; aynı zamanda ortak bir medeniyetin, köklü bir tarihin ve kopmaz kardeşlik bağlarının yeniden idrak edildiği bir gündür. 27 Ekim 1924 tarihinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği bünyesinde kurulan Özbekistan, asırlar boyunca Türk-İslam dünyasının ilim, irfan ve medeniyet merkezlerinden biri olmuştur.
Semerkant ve Buhara gibi dünyanın kalbi sayılan ilim yuvalarını barındıran bu topraklar, Ali Şîr Nevâî’den Uluğ Bey’e, İbn Sina’dan İmâm Buhârî’ye kadar insanlık mirasına yön veren dâhilerin beşiğidir. Bugün bağımsız ve gururlu bir devlet olarak dünya sahnesinde yer alan Özbekistan, Türkiye Cumhuriyeti için sıradan bir komşu veya müttefik değil; "iki devlet, tek millet" anlayışının ötesinde, ortak bir ruhun ve kader birliğinin adıdır. Genç nesillerimiz bilmelidir ki; Semerkant'ta esen rüzgâr ile Ankara'da atan kalp aynı medeniyetin, aynı büyük ailenin şüphe götürmez parçalarıdır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Doğuşuna Giden Çetin Yollar
27 Ekim tarihi, Türk milletinin kendi kaderini eline aldığı, küllerinden yeniden doğduğu o muazzam dönemin de en hassas eşiklerinden biridir:
27 Ekim 1923 - Kabine Bunalımı ve Cumhuriyetin Eşiği: Cumhuriyetin ilanına sadece iki gün kala, İcra Vekilleri Heyeti’nin istifa etmesi ve meclisin güvenini alacak yeni bir kabinenin kurulamaması (kabine bunalımı), tıkanan siyasi mekanizmayı aşmak için yepyeni, köklü ve sarsılmaz bir rejimin şart olduğunu gözler önüne sermiştir. Bu kriz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde "Ya istiklal ya ölüm!" diyen iradenin, rejimi adını koyarak taçlandırmasının en somut tetikleyicisi olmuştur. Siyasetteki tıkanıklıklar, cesur liderlerin eliyle milletin refahı için tarihin en büyük kalkışma noktalarına dönüşebilir; bu da gençliğe bırakılacak en büyük siyasi akıl dersidir.
27 Ekim 1913 - Sofya Ataşemiliterliği: Mustafa Kemal Atatürk’ün Sofya’ya askeri ataşe olarak atanması, geleceğin dâhî liderinin dünya diplomasisini, Avrupa’nın siyasi dengelerini ve modern devlet yapısını yakından tanıması için eşsiz bir okul olmuştur. Büyük zaferlerin arka planında, yıllara yayılan titiz bir hazırlık, entelektüel bir birikim ve vizyon yatar.
27 Ekim 1922 - Lozan’a Davet: İtilaf Devletleri’nin, Büyük Taarruz’un ardından TBMM Hükümeti ile İstanbul Hükümeti temsilcilerini Lozan Barış Konferansı’na davet etmesi, Türk milletinin uluslararası alanda tescillenen tapu senedine giden yolda egemenlik mücadelesinin diplomatik zaferidir. Bu davet, iki hükümet arasındaki ikilik oyununu bitirmiş, TBMM'yi milletin yegâne temsilcisi olarak tüm dünyaya kabul ettirmiştir.
27 Ekim 1992 - Hantur Dağı Harekâtı: Türk Silahlı Kuvvetleri'nin vatanın bölünmez bütünlüğü, huzur ve güvenliği için terörle mücadelede verdiği kahramanca mücadelenin ve ödenen bedellerin tarihidir. Bu toprakların her karışının ne büyük fedakârlıklarla korunduğu, genç nesillerin asla unutmaması gereken bir vatan bilincidir.
Gençliğe Not: Tarih Bilinci ve Kardeşlik Vasiyeti
Ey Türk gençliği!
27 Ekim gününün sunduğu bu tablo, sizlere devraldığınız mirasın büyüklüğünü ve sorumluluğun ağır yükünü hatırlatmaktadır. Bir yanda Özbekistan’ın şahsında coğrafyamızın öte yanındaki kardeşlerimizle kurduğumuz sarsılmaz gönül köprüleri, diğer yanda anavatanın inşası uğruna çekilen sancılar, verilen imtihanlar ve dökülen alın terleri vardır.
Tarihini bilmeyen bir millet, pusulasını kaybetmiş bir gemi gibidir. Özbek kardeşlerinizle olan bağınıza sahip çıkın; çünkü kökleriniz ne kadar derinlere inerse, geleceğe uzanan dallarınız da o kadar güçlü olacaktır. Ülkenizin hangi zorluklardan geçerek bugünlere geldiğini asla unutmayın; çünkü yarının güçlü Türkiye’si, bugünün bilinçli, vefalı ve çalışkan gençlerinin ellerinde yükselecektir.
Tarihe not düşülsün ki; bu millet köklerine sadık kaldığı, kardeşliğini unutmadığı ve istiklalinden ödün vermediği müddetçe aşamayacağı hiçbir engel yoktur.
Allah Devlete ve Millete Zeval Vermesin.
Devamı Devlet, Nasibi Cennet, Bekayı İmân, Rızayı Rahman..
HUBBÜL VATAN MİNEL İMAN.
Baki Selam ve Dua ile.
MUSTAFA GÖKTAŞ
Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)
Kişisel instağram sayfam:
https://www.instagram.com/mustafagoktas6468/
WhatsApp'ta MUSTAFA GÖKTAŞ / GAZETECİ YAZAR kanalını takip edin:
https://whatsapp.com/channel/0029Vb90GoI9hXFD7F39VC2d
haberanaliz Facebook gurubu:
https://www.facebook.com/groups/haberanaliz.net
haberanaliz X hesabı:




















