haberanaliz
Yalçın TOPÇU

Yalçın TOPÇU

Mail: yt@gmail.com

KARANLIK İFTİRANIN ADI: 24 NİSAN…

KARANLIK İFTİRANIN ADI: 24 NİSAN…

Her yıl 24 Nisan’da gündeme getirilen “soykırım” söylemi; Türkiye’nin iç ve dış düşmanlarınca tertiplenen kara ve mesnetsiz bir iftira olup, bugünün Türkiye’sini köşeye sıkıştırmak, tazminat ve toprak talebine zemin hazırlamak gibi sapkın hayallerin gereğidir.

1914 Osmanlı nüfus istatistiklerine göre imparatorluk sınırları içinde yaşayan Ermeni nüfusu yaklaşık 1,3 milyon, Patrikhane’nin abartılı rakamında ise 2,1 milyondur.

Eğer iftira şebekesinin iddia ettiği gibi “1,5 milyon Ermeni sistematik olarak katledilmiş” olsa idi bugün dünyada tek bir Ermeni’nin kalmaması gerekmez miydi? Oysaki bugün sadece Ermenistan’da 3 milyona yakın, diasporada ise 7 milyondan fazla Ermeni’nin yaşamakta olduğu demografik gerçek, alçakça ve hayâsızca yapılan bu “yok etme” iftirasını kökünden çürütmektedir.

Ermeni çetelerince, savaşta olan Osmanlı Devleti topraklarında Müslüman sivil halka karşı işlediği insanlık suçları nedeniyle, 27 Mayıs 1915 tarihinde düzenlenen “Sevk ve İskân Kanunu”, bir devletin cephe gerisini emniyete alma tedbirinden başka bir şey olmadığı belgeli tarihî bir hakikattir.

Bu tedbir de; Doğu’da Rus ordusuyla birleşip köy basan, telgraf hatlarını kesen, ikmal yollarını vuran, camileri yakan, hamile kadınları, beşikteki bebekleri katleden Ermeni çetelerine karşı alınmıştır.

Kars, Ardahan, Iğdır, Van, Bitlis, Muş’ta Müslüman ahaliye yapılan katliamlar Osmanlı Arşivi’nde, ATASE belgelerinde, yabancı misyon raporlarında kayıtlıdır.

Osmanlı Devleti; kendi tebaasını bir başka tebaanın içinden çıkan dış destekli çetelerin silahlı saldırısından korumak için yer değiştirme uygulamış, kafilelere yiyecek, güvenlik, sağlık tedbirlerinin alınması emrini vermiş olduğu da yazılı belgelerle sabittir.

Yollarda hastalık, eşkıya saldırısı, aşiret misillemesi nedeniyle tasvip edilmeyen kayıplar olmuş olsa da bu kayıplar, “devletin yok etme planı” gereği değil, o günün şartlarındaki göçün ve savaşın nedeniyle olduğu da tarafsız kaynaklardan görülebilir.

Rus destekli Ermeni çetelerin Doğu ve Güneydoğu’da Müslüman halka uyguladığı vahşetin belgeleri, Rus arşivleri ile İngiliz Blue Book’un sansürsüz ilk baskılarında ve Amerikan misyoner raporlarında mevcuttur..

Hınçak ve Taşnak çetelerinin “Türkü öldürmek sevaptır” beyannameleri ile 1915’te Van-Zeve’de 3 bin Müslüman kadın-çocuk kurşuna dizilmiş, Muş’ta, Bitlis’te, Iğdır, Erzurum’da yapılan katliamlar ile ilgili toplu mezarlar, günümüzde açığa çıkmıştır.

(Yukarıdaki Fotoğraf, 28 Şubat 1986'da Iğdır'ın Oba Köyü'nde yapılan kazıda ortaya çıkan Ermeniler tarafından topluca katledilen Türklere ait toplu mezar.)

Bütün bu belgeler ve tarihî gerçekler yok sayılarak, Türk milletinin kadim düşmanı küresel emperyalist ve siyonist ittifakının desteğinde Ermeni diasporası senelerdir tek taraflı bir mağduriyet hikâyesi yazmakta, destekçileri ile birlikte kendileri çalıp, kendileri oynamakta, oynarken de topuklarını çıkartmaktadırlar.

Türkiye 1989’dan beri Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ni, Genelkurmay ATASE Arşivi’ni, Tapu-Kadastro kayıtlarını araştırmacılara açmıştır.

Türk Devleti 1 milyondan fazla dijital belgeyi açmaya hazırdır, Ermenistan da kendi arşivini, Taşnak arşivini, Zoryan Enstitüsü’ndeki belgeleri açsın ve hemen Türk, Ermeni ve üçüncü ülke tarihçilerinden ortak bir komisyon kurulsun.

Fakat ne yazık ki bu teklifi emperyalist destekli Erivan’daki Taşnak kalıntıları ile dışarının yemlediği diaspora ısrarla reddetmekte, nedeni ise kara propagandaları bu tarihî belgelerle çürüyecek ve ellerindeki geçim kapısı da buna çok kızan sahiplerince kapatılacak olmasıdır.

1948 BM Soykırım Sözleşmesi’ne göre bir fiilin soykırım sayılması için “millî, etnik, dinî bir grubu tamamen veya kısmen yok etme özel kastı” gerekir ve bu kast da ancak yetkili bir mahkeme kararıyla tespit edilir denilmekte olup, 1915 olayları hakkında verilmiş hiçbir uluslararası mahkeme kararı da yoktur.

Tarihî Türk düşmanı olan malum bazı ülkelerin parlamentolarının siyasi bildiriyle tarih yazmalarının, kendilerini mahkemelerin yerine koymalarının, hukukî, siyasî, insanî hiç bir kıymeti harbiyesi yoktur.

Milyonlarca insanın katledildiği yalanı, hem matematiğe hem belgeye hem de bugün yaşayan milyonlarca Ermeni’nin varlığına aykırıdır.

Bu alçak iftirada ısrar eden kesimler için hiçbir belgenin yeterli olmayacağını bilerek yine de gerçekleri görmek isteyen her kesime, Türk devletinin arşivleri açıktır.

Dipergamlığı, adaleti ve hoşgörüsü ile insanlık tarihine mühür vuran, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milleti; şanlı ecdadına ve destansı tarihine atılan bu kara iftirayı reddetmeye ve tarihî hakikatleri, şer güçlerin siyasi maskeli KÖZKAMANLARINA rağmen savunmaya devam edecektir.

Yalçın Topçu

T.C. Cumhurbaşkanı

Başdanışmanı