Mersin’de Trafik!
Okurum, bana e posta atıp: “Mersin de trafik sorunu başlı başına bir dert. Yollar delik deşik, her gün yama yapılıyor. Araçlar buralara düşüp kakmaktan zarar görüyor. Trafik ışıkları ve kavşaklar o kadar sık ve düzensiz ki, trafiği kitliyor. Yanı sarı hiç kimse YAYA GEÇİDİNDE durmuyor. Yaya geçitlerinde trafik polisi veya zabıtası görev yapmıyor. Yayalara yol hakkı tanıyan yok. Üste üstlük yayanın geçeceği alan olan KALDIRIMLLAR işgal altında. Gerek araç parkı ile gerekse esnafın mal ve malzeme yıkması ile. Bu yayalar ne yapsın? Kanat takıp uçsun mu?” demiş…
Okurum başta olmak üzere, yetkili ve ilgiliye Cevabımdır:
Yolun Esas Sahibi Kim? "Yaya"nın Unutulan Hakları Üzerine
Bir şehri yaşanabilir kılan, içindeki araçların hızı değil, insanlarının güvenle attığı adımlardır. Ancak bugün geldiğimiz noktada, yayalar kendi şehirlerinde adeta birer "engel atlama sporcusuna" dönüşmüş durumda. Sokaklarımızdaki mevcut tablo, sadece bir trafik sorunu değil, aynı zamanda bir hak ve saygı ihlalidir.
1. Kaldırımlar: Esnafın Sergisi mi, Aracın Parkı mı?
Kaldırımlar, adından da anlaşılacağı üzere yayaların yürümesi için ayrılmış alanlardır. Ancak bugün kaldırımlar;
-Esnafın dükkânına sığdıramadığı malların deposu,
-Sürücülerin "iki dakika" diyerek bıraktığı otopark alanı,
-Motosikletlerin trafikten kaçış güzergâhı haline gelmiş durumda.
Kaldırım işgali bir ayrıcalık değil, kamusal alanın gaspıdır. Bir engellinin, bir bebek arabalı annenin veya yaşlı bir vatandaşın o kaldırımı kullanamayıp yola inmek zorunda kalması, doğrudan hayati tehlikeye davetiye çıkarmaktır.
2. Yaya Geçitleri: Boyalı Çizgilerden İbaret Değil!
Trafik kanununa göre yaya geçitleri, yayaların "mutlak üstünlük" alanıdır. Ancak bizde yaya geçidine adım atmak, bir cesaret testi haline geldi. Trafik ışıklarının düzensizliği bir yana, polisin veya denetim mekanizmalarının bu noktada aktif rol almaması, kuralsızlığı kural haline getiriyor.
Unutmayalım: Yaya geçidinde durmak bir nezaket değil, yasal bir zorunluluktur.
3. Altyapı ve Sürdürülebilir Çözüm
Sürekli yama yapılan yollar ve plansız kavşaklar, sadece araçlara zarar vermiyor; şehrin tüm akışını ve sinir sistemini bozuyor. Trafiği düzene sokmak; daha çok yol yapmak değil, yayayı merkeze alan bir şehir planlaması yapmaktan geçer.
Ne Yapılmalı?
-Sıkı Denetim: Belediyeler ve emniyet birimleri koordineli çalışarak, kaldırım işgaline "sıfır tolerans" göstermelidir. Cezalar caydırıcı olmalı, işgaller süreklilik arz etmemelidir.
-Teknolojik Takip: Yaya geçitlerine yerleştirilecek kamera sistemleri ve EDS (Elektronik Denetleme Sistemleri) ile yayaya yol vermeyen sürücüler anında tespit edilmelidir.
-Fiziksel Engeller: Kaldırımların araç parkına imkan vermeyecek şekilde tasarlanması (babalar, yüksek bordürler vb.) geçici bir çözüm olsa da gereklidir.
-Zihniyet Değişimi: Eğitimle desteklenen bir toplumsal farkındalık yaratılmalıdır. Direksiyon başına geçen her bireyin, araçtan indiği an kendisinin de bir "yaya" olduğunu hatırlaması gerekir.
Sonuç olarak; yayalar kanat takıp uçmak zorunda değildir. Şehir, insanın yürüyebildiği yerdir. Kaldırımları özgür, yolları güvenli, yaya geçitleri dokunulmaz olan bir şehir düzeni hepimizin hakkıdır. Yetkilileri göreve, vatandaşları ise birbirinin hakkına saygı duymaya davet ediyoruz.
Baki Selam ve Dua ile.





















