Neden Bu Noktaya Geldik?
Nasıl bir dönemi yaşıyoruz anlamış değilim. İnsanlar tuhaf olmuş. Maddi çıkar ön planda. Maneviyat hiç yok. Hatır gönül kalmamış. Komşu komşunun kapısını çalmıyor. Aynı apartmandasınız kimse kimseyi tanımıyor. Beşeri ilişkiler ve münasebetler yok oldu. Toplum, HARAM HELAL VER ALLAHIM GARİP KULUN YER ALLAHIM, zihniyetinde olmuş. ACIMA YOK, MERHAMET YOK, DÜRÜSTLÜK YOK… Sağcısı da hırsız, solcusu da hırsız olmuş. O yiyor, o çalıyor, o haksızlık yapıyor, o şerefsizlik yapıyor, ben niye yapmayayım diye kendini avutuyor. Bu nasıl bir iş, nasıl bir hal? Bu fikriyet ve zikriyet bizi nereye götürür, götürdüğü yerden bizi geri getirir mi?
Sizde biliyorsunuz, bu isyanda yalnız değilim; çünkü bugün modern dünyanın getirdiği bireyselleşme, ekonomik krizler, geçim derdi ve güven bunalımı pek çok insanı benzer bir karamsarlığa sürüklüyor. Gelin, bu "hal"in anatomisine, bizi nereye götürebileceğine ve buradan bir dönüşün mümkün olup olmadığına birlikte bakalım:
Bireyselleşme ve Yalnızlaşma: Şehirleşme biçimlerimiz, apartman hayatı ve dijitalleşme insanları fiziksel olarak yakınlaştırırken ruhsal olarak uçurumlara ayırdı. Artık komşuluk, "ödünç bir fincan kahve" veya "zor günde kapı çalma" olmaktan çıkıp, kimsenin kimseyi tanımadığı bir yalıtılmışlığa dönüştü.
Ekonomik Baskı ve Çıkar Odaklılık: Geçim sıkıntısının bu kadar ağır basması, insanları maalesef hayatta kalma refleksine itiyor. "Benden başka kimse beni düşünmez" psikolojisi, manevi değerleri törpülüyor; maddi çıkarı merkeze koyan bir hayatta kalma yarışı yaratıyor.
"Bana Değen Yılan Bin Yaşasın" ve Ahlaki Görelilik: Bahsettiğiniz "O yiyor, ben niye yapmayayım?" mantığı, toplumsal ahlakın en büyük zehridir. Dürüstlüğün maliyetli, haksızlığın ise kârlı göründüğü bozuk bir düzen, iyi niyetli insanları bile zamanla yorup pes ettirebiliyor.
Bu Fikriyet ve Zikriyet Bizi Nereye Götürür?
Tarihsel ve sosyolojik olarak bu zihniyetin sonu bellidir:
Toplumsal Yalnızlık Salgını: İnsan insanın kurdu haline geldiğinde, bireyler kalabalıklar içinde yapayalnız ve ruhsal olarak tükenmiş bireylere dönüşür. Zaten bugün artan kaygı bozuklukları, depresyon ve güvensizlik hissi bunun en net kanıtıdır.
Güven Krizinin Derinleşmesi: Kimsenin kimseye güvenmediği bir toplumda ticaret zora girer, adalet duygusu zedelenir, kurumlar çürür ve en önemlisi geleceğe dair umut kalmaz.
Ahlaki Çöküşün Sonu: Bir toplumda merhamet, dürüstlük ve adalet kalmadığında, o toplum ayakta kalma refleksini kaybeder.
Götürdüğü Yerden Geri Dönebilir miyiz?
Tarih gösteriyor ki, toplumlar bazen en dip noktayı görmeden toparlanamazlar. Bu gidişat sürdürülebilir değildir; çünkü insan fıtratı sonsuza kadar sevgisizliğe, güvensizliğe ve adaletsizliğe dayanamaz. Bir yerde mutlaka bir "tükeniş" yaşanır ve ardından bir uyanış başlar.
Umut Nerede? Umut, büyük kitlelerde değil, hâlâ vicdanını, dürüstlüğünü ve merhametini koruyan "sessiz çoğunlukta" saklıdır. Bu insanlar belki seslerini çok gür çıkaramıyorlar ama hâlâ varlar.
Dönüş Nasıl Olur? Toplumsal bir dönüşüm, ancak bireylerin kendi iç muhasebesini yapmasıyla başlar. "Herkes yapıyor, ben de yapayım" demek yerine, "Herkes yapıyor olsa bile ben dürüst kalacağım" diyebilen onurlu duruşlar bu karanlığı deler.
Bugün yaşadığımız/yaşadığınız öfke, aslında içimizdeki değerlerin hâlâ canlı olduğunun, vicdanımızın ölmediğinin en büyük kanıtıdır. İnsan insana muhtaçtır ve bu yapay yalnızlık fıtrata aykırıdır. İkiyüzlülük, ufacık çıkarlar uğruna insan harcamak ve en acısı da diğer canlılara, doğaya karşı gösterilen bu gaddar körlük... Bunların hepsi, insanın özünden ne kadar uzaklaştığının, ne kadar sığlaştığının birer göstergesidir.
İnsanlar artık ilişkileri "ne kadar işime yarıyor?","bana ne katıyor?" terazisine tartarak kuruyor. Çıkar bittiği an, yılların hatırı, verilen emekler bir kalemde silinip atılıyor. Binbir suratlı olmak, menfaate göre renk değiştirmek adeta bir "akıllılık" ya da "devrin gereği" gibi pazarlanıyor. Oysa bu, akıllılık değil; tam anlamıyla bir karakter erozyonudur. İşin daha da acı ve trajik boyutu, bu bencilliğin sadece insanlarla sınırlı kalmayıp dünyayı paylaştığımız diğer canlılara ve doğaya da yönelmesi. Kendi konforu ve kârı için ormanları yakan, sokaktaki masum cana el kaldıran, dünyayı sadece kendi malı zanneden bir zihniyet türedi. Kendinden başka bir canlıyı düşünememek, aslında insanın kendi ruhsal kapasitesini de küçültmesi, sığlaştırması demek.
Böylesi bir ikiyüzlülük ve merhametsizlik çölünde yaşamak, dürüst ve hisseden insanlar için ağır bir yüktür. Çünkü insanın inanası, güvenesi kalmıyor; her an arkadan bir hamle geleceği kaygısıyla yaşamak insanı ruhen yıpratıyor. Doğruyu savunmanın, dürüst ve adil kalmanın bu devirde adeta bir "anormallik" gibi gösterilmesi, insanın direncini kıran en büyük yük.
Bozuk bir düzende siz hakikati, adaleti ve vicdanı ayakta tutmaya çalıştığınızda, bunu işlerine geldiği gibi sömüremeyecekleri ya da çıkarlarına uyduramayacakları için size "manyak", "saf" veya "enayi" yaftasını yapıştırıyorlar. Çünkü sizin varlığınız, onların o konforlu ikiyüzlülüğünü ve menfaatçi dünyasını yüzlerine vuran bir ayna gibi çalışıyor. O aynaya bakmak işlerine gelmiyor; bu yüzden sizi dışlamaya veya suçlu hissettirmeye çalışıyorlar. Kişinin bu savaşı verirken yorulması, hatta bazen "Acaba ben mi yanlış yoldayım?"diye şüpheye düşmesi o kadar normal ki... Çünkü her gün akıntıya karşı kürek çekmek, Herkes sağa sola koşarken düz durmaya çalışmak insanı hem fiziken hem ruhen tüketiyor.
Ama durup bir an olsun şunu düşünüyorsunuz: Onlar bana "manyak" diyor diye ben yanlış mı oldum? Asla. Ben/Siz sadece, onların kaybettiği o insani özü korumaya çalıştığımız için onlara yabancı geliyoruz. Onların dünyasında dürüstlük bir "tuhaflık" haline geldiyse, bu onların çürüklüğünün tescilidir, benim/sizin eksikliğinizin değil.
Yine de bu savaşta kişinin kendi ruh sağlığını koruması da çok önemli. Herkese her yerde doğruyu anlatmak, her yanlışı düzeltmek zorunda değiliz; çünkü herkesin kulakları bunu duymaya açık değil. Bazen en büyük direniş, o kirli kalabalıklardan biraz geri çekilmek, kendi iç sesinizle ve sizin gibi bakan az sayıdaki insanla nefes almaktır. İşte tam da burada, Dünyanın gidişatına karşı sessizce boyun eğmek yerine okumak, araştırmak, gerçeğin peşine düşmek ve bunu yazarak, sosyal medyada, platformlarda paylaşarak bir çığlığa dönüştürmeye çalışıyorum... Bu yüzden "manyak" denilen o azınlıktayım; çünkü zihnini ve vicdanını kirletmemek için direnenler, her çağda bu yaftayı göze almak zorunda.
Sosyal medyada bunları paylaşmak, belki o an etrafımdaki kalabalıkları değiştiremiyor ama şunu asla gözden kaçırmıyorum: Benim yazdıklarım, karanlıkta yolunu kaybetmiş bir başkasına "Yalnız değilim, biri benim içimden geçenleri haykırıyor" dedirtiyor. Yazmak, bu çağda yapılabilecek en büyük sivil itaatsizliktir, en güçlü meydan okumadır. Kendi iç savaşımı dışarıya, kelimelerin gücüne dökerek hem kendimi sağ tutuyorum hem de bir yerlerde benzer acıyı çekenlere nefes oluyorum.
Yorulmam çok normal, çünkü tek başına bir kâinata kafa tutuyormuşum gibi hissediyorum. Ama bu kalem elimde olduğu sürece, o vicdanımın sesini susturamayacaklar. Haksızlık, adaletsizlik, vefasızlık ve merhametsizlik karşısında içi sızlamayan, öfke duymayan biri zaten bu dünyada çoktan ruhunu teslim etmiş demektir. Beni asıl yoran şey, bu çirkinliklerin var olması değil; bunlara karşı gösterilen o kalın duvarlar, o kayıtsızlık ve "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" sessizliğidir.
Dünyanın bu kadar gaddarlaşabildiğini görmek, inandığınız tüm değerlerin ayaklar altına alındığını izlemek ağır bir yük. Ancak kalemime sığınarak, araştırarak ve bunları sosyal platformlarda paylaşarak o yükü tek başıma omuzlamaya, dışarıya akıtarak da hafifletmeye çalışıyorum. Aslında bu hayatta kalma mücadelesidir.
Yüzbinlerce insana paylaşarak ulaşıp sadece üç-beş kişiden olumlu dönüş almak... İşte bu, bu çağın en acı ve en gerçek fotoğrafıdır. İnsanların binlerce etkileşim aldığı, boş şeyleri dakikalarca tükettiği bir dijital dünyada, hakikati ve vicdanı savunan bir sesin o devasa kalabalıkta yankı bulması ne yazık ki böyle az ve öz oluyor. Ama o "üç-beş kişi" var ya... İşte onlar her şeyi değiştiriyor.
Yüzbinlerin kayıtsızca kaydırıp geçtiği o ekranlarda, o üç-beş kişinin kalbine dokunmak, onların "Allah razı olsun, yalnız değilmişim" hissetmesini sağlamak inanın küçük bir başarı değil. Hz. İbrahim'in ateşine su taşıyan karınca misali; mesele ateşi söndürmek değil, hangi tarafta saf tuttuğunu belli etmek. Ben o yüzbinlerin içinde doğruları haykırarak hangi tarafta olduğumu gösteriyorum.
Geri kalanların eğri yollarında yürümeye devam etmesi onların tercihi ve maalesef onların eksikliği. Ben onların eğrisini düzeltemezsem de kendi pusulamda şaşmadan yürümeye devam edebiliyorum. O üç-beş insanın hayatına bıraktığım o küçük umut ışığı, verdiğim o hakikat mücadelesine değer. Karşımdaki sessizliği görünce, kırgınlık yaşıyor ve acıyorum… İnsanlara karşı öfkenin yerini alan o sessiz, ağır kırgınlık ve acıma...Öfke bir enerji barındırır; insanı ayağa kaldırır, kavga ettirir, konuşturur. Ama kırgınlık ve acıma öyle değildir; içine akıtır, yorar ve insanda derin bir sessizlik bırakır. Tanıdığım o insanların; onca yıllık hatırı, aynı ortamı paylaşmış olmanın verdiği yakınlığı bir çırpıda silip atarak kafalarını çevirmesi, insanı insana yabancılaştırıyor. Onlar için üzülüyorum aslında; çünkü o konforlu umursamazlık içinde ruhlarını ne kadar ucuza sattıklarının, vicdanlarını nasıl körleştirdiklerinin farkında bile değiller. Onlara duyduğum acıma, aslında "Yazık, bu kadar mı ucuzladınız, bu kadar mı küçüldünüz?" demenin sessiz bir ifadesidir.
İnsanın kendi tanıdıklarının arasında böyle bir ıssızlıkta kalması çok ağır bir imtihandır. Ama bir yandan da bu duygu, benim/sizin kalbinizin hâlâ ne kadar temiz ve hassas kaldığını gösterir. Onlar o konforlu körlüklerinde yaşayadursunlar, ben/siz kendi vicdanımızın huzuruyla baş başayız.
Allah Devlete ve Millete Zeval Vermesin.
Devamı Devlet, Nasibi Cennet, Bekayı İmân, Rızayı Rahman..
HUBBÜL VATAN MİNEL İMAN.
Baki Selam ve Dua ile.
MUSTAFA GÖKTAŞ
Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)
Kişisel instağram sayfam:
https://www.instagram.com/mustafagoktas6468/
WhatsApp'ta MUSTAFA GÖKTAŞ / GAZETECİ YAZAR kanalını takip edin:
https://whatsapp.com/channel/0029Vb90GoI9hXFD7F39VC2d
haberanaliz Facebook gurubu:
https://www.facebook.com/groups/haberanaliz.net
haberanaliz X hesabı:

























