haberanaliz
Gören VAR

Gören VAR

Mail: gorenvar@gmail.com

Sn. Akın Gürlek Açık Mektubumdur…

Türkiye’de cezaevleri tıka basa dolu halde.

Türkiye’deki ceza infaz kurumlarının mevcut durumu, sadece birer "asayiş" meselesi değil, aynı zamanda birer insan hakları ve toplumsal vicdan meselesidir.

Sayın Adalet Bakanı Akın Gürlek’e hitaben; yapıcı, çözüm odaklı ve adalete olan güveni yeniden tesis etmeyi amaçlayan bir yaklaşım çerçevesinde değerlendirmelerimi ve kendimce çözüm önerilerini naçizane yazıyorum. Saygı ile.

Sayın Bakanım, Adalet ve İnsani Standartlar Üzerine: Türkiye’nin hukuk devletine olan bağlılığının en somut aynası, şüphesiz cezaevlerinin fiziksel ve hukuki koşullarıdır. Bugün gelinen noktada, kapasite fazlası (overcrowding) ve buna bağlı olarak gelişen hijyen, beslenme ve barınma sorunları, sadece mahpusları değil, tüm yargı sisteminin itibarını etkilemektedir.

Adalete olan güvenin sarsıldığı bir dönemde, şeffaf ve hesap verebilir bir infaz rejimi, toplumsal barışın anahtarıdır. İşte bu tıkanıklığı aşmak ve güveni yeniden inşa etmek için atılabilecek naçizane bazı somut adımlar:

1. Cezaevi İzleme Kurullarının Liyakat ve Çeşitlilikle Yeniden Yapılandırılması: İzleme kurullarının "siyaset üstü" bir yapıya kavuşması, denetimin objektifliği açısından kritiktir.

Katılımcı Model: Kurullar sadece atanmış kişilerden değil; Barolar, Tabip Odaları ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinden oluşmalıdır.

Bağımsız Denetim: Bu kurulların hazırladığı raporlar, gizli birer bürokratik evrak olmaktan çıkarılmalı; kişisel veriler korunarak kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

2. Fiziksel Koşullar ve İnsan Onuru:  Yerde yatan bir mahpusun rehabilite edilmesi mümkün değildir. Kapasite sorununun çözümü için sadece yeni bina yapmak yeterli değildir; asıl çözüm hukuki reformdadır:

Alternatif İnfaz Yöntemleri: Kısa süreli hapis cezaları yerine denetimli serbestlik, adli kontrol ve elektronik kelepçe gibi uygulamalar daha aktif kullanılmalıdır.

Hijyen ve Sağlık: Cezaevi revirlerinin ve hastaneye sevk süreçlerinin hızlandırılması, "sağlığa erişim hakkının" korunması açısından elzemdir.

3. Yargıdaki İtibar Kaybı ve "Öngörülebilirlik": FETÖ sonrası süreçte yargıya olan güvenin zedelenmesi, "herkese eşit adalet" ilkesinin titizlikle uygulanmasıyla aşılabilir.

Liyakat Temelli Atamalar: Yargı bürokrasisinde kıdem ve liyakatin esas alınması, kararların "talimatla değil, kanunla" verildiği inancını pekiştirecektir.

Hak İhlallerine Sıfır Tolerans: Cezaevlerinde kötü muamele iddialarının üzerine kararlılıkla gidilmeli ve sorumlular hakkında şeffaf bir soruşturma süreci işletilmelidir.

4. Şeffaflık ve Hesap Sorulabilirlik: Kapalı kurumlar, doğası gereği suistimale açıktır. Bu kapalılığı kırmak adına:

Dijital İzleme: Mahpus yakınlarının, yakınlarının durumu ve koşulları hakkında bilgi alabileceği dijital platformlar geliştirilmelidir.

Meclis Denetimi: TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun ziyaretleri rutinleştirilmeli ve tespit edilen eksikliklerin giderilmesi için Bakanlık bünyesinde bir "Acil Eylem Masası" kurulmalıdır.

Özetleyecek olursam; Adalet, sadece suçlunun cezalandırılması değil, infazın da insan onuruna yaraşır bir şekilde gerçekleştirilmesidir.

Sayın Bakanım, atılacak bu cesur adımlar, Türkiye’nin demokratik hukuk devleti kimliğini güçlendirecek ve toplumun "Adalet mülkün temelidir" ilkesine olan inancını yeniden canlandıracaktır.

Hakkaniyetli ve şeffaf bir sistem, devletin en büyük gücüdür.

Çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Baki Selam ve Dua ile.