Vicdan mı Korku mu? Ahlak Nerede Başlar?
İnsanın ahlakı nerede başlar? Kanunlarda mı, toplum baskısında mı, yoksa iç dünyasında mı? Bu soru basit gibi görünür ama insan karakterini kökten ayıran bir çizgiye işaret eder.
Zayıf karakterli insanların ahlaki ölçütünü vicdan değil, korku belirler. Yanlış olduğu için değil; bedeli olduğu için yapmazlar. Yakalanmaktan, dışlanmaktan, cezalandırılmaktan korktukları sürece “doğru” kalırlar. Bu yüzden de sık sık kendilerini “ahlaklı ve dürüst biri” olarak tanımlama ihtiyacı hissederler. Çünkü içten içe bilirler: Bu tanımı yüksek sesle tekrar etmezlerse, inanç çökecektir.
Ne var ki hayat, insanı er ya da geç bir eşikte sınar. Denetimin olmadığı, hesabın sorulmadığı, kimsenin görmediği bir an gelir. İşte o anda korkuyla ayakta duran ahlak çöker. Daha önce bastırılan ne varsa yüzeye çıkar. Bu yüzden zayıf karakter, fırsat bulduğunda şaşırtmaz; sadece gerçek yüzünü gösterir.
Güçlü karakterli insanlar içinse ahlak, dışarıdan dayatılan bir kural değil; içeriden gelen bir sestir. Onların ölçütünü korku değil, vicdan belirler. Çünkü vicdan, insan yalnızken de konuşur. Kimse bakmıyorken de uyarır. Kanun yokken de sınır çizer. Boşuna denmemiştir: “Vicdan, insanın içindeki Tanrıdır.”
Bu insanlar için doğru olmak, şartlara bağlı bir davranış değil; kimliğin parçasıdır. Kazanç varsa da, kayıp varsa da aynıdırlar. Çünkü bilirler ki insanın en büyük yargıcı toplum değil, kendisidir. Ve insan, kendi vicdanına her gün bakmak zorundadır.
Asıl ayrım da burada başlar. Zayıf karakter “ne olur?” diye düşünür. Güçlü karakter “doğru mu?” diye sorar. İlki sonucu, ikincisi anlamı önemser. İlki ortamla şekillenir; ikincisi ortamı aşar.
Bugün toplum olarak yaşadığımız pek çok ahlaki çöküşün temelinde de bu vardır. Kurallara uyan ama vicdanı olmayan insanlar… Dürüst görünen ama fırsat kollayan karakterler… Sessiz kaldığında masum, güç kazandığında hoyratlaşan tipler…
Belki de yeniden sormamız gereken soru şudur:
Biz ahlakı korkudan mı, vicdandan mı öğreniyoruz?
Çünkü korku geçicidir. Vicdan ise insanın peşini asla bırakmaz.


















