haberanaliz

GAZETECİ YAZAR MUSTAFA GÖKTAŞ YAZDI: Ortak Evimiz Türkiye, UNUTMAYALIM!

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
GAZETECİ YAZAR MUSTAFA GÖKTAŞ YAZDI: Ortak Evimiz Türkiye, UNUTMAYALIM!
Araştırmacı Gazeteci Yazar ve İktisatçı, Mustafa Göktaş yazdı: Ortak Evimiz Türkiye, UNUTMAYALIM!

Ülkemizde çok sıkıntılı ve badireli günlerden geçiyoruz. Siyaset çok karışık. Herkes bir yerinden çekiyor.

Zor zamanlar, ortak değerlerimizi ve bir arada yaşama irademizi hatırlamanın en elzem olduğu anlardır.

Ortak Evimiz Türkiye: Birlik, Vicdan ve Vatan Bilinci Üzerine: Tarih boyunca pek çok fırtınayı göğüslemiş, her zorluktan koparak değil, birbirine daha sıkı sarılarak çıkmış bu topraklar, bugün de yeni bir sınavdan geçiyor. Siyasetin gürültülü koridorları, günlük çekişmeler ve kutuplaştırıcı diller ne yazık ki toplumsal huzurumuzu zedeliyor. Oysa unutulmamalıdır ki; siyasi görüşler, ideolojiler ve partiler geçicidir; kalıcı olan bu devlet, bu vatan ve bu necip millettir.

1. Vatan Ortak Paydamızdır

Günün sonunda hepimiz aynı denizde yol alan bir geminin yolcularıyız. Geminin su alması ya da rotasından sapması, kimin hangi güvertede oturduğundan bağımsız olarak herkesi tehdit eder. Mesele vatan olduğunda, gerisi sadece teferruattır. Farklı düşünmek, farklı çözümler önermek demokrasinin ve hayatın olağan akışının bir gereğidir; ancak bu farklılıklar asla bir düşmanlık gerekçesi olmamalıdır.

2. Siyasetin Asli Amacı: Hizmet ve Erdem

Siyaset, toplumu ayrıştırma veya bireysel çıkarları tatmin etme alanı değil; milletin dertlerine derman olma, ortak akıl üretme ve huzur tesis etme sanatıdır. Bu erdemden uzaklaşan her tutum, sadece bugünü değil, geleceğimizi de yaralar. Toplumun her kesiminin siyasetçilerden beklediği tek şey vardır: Samimiyet, sorumluluk bilinci ve utangaçlık erdemi. Yanlışın karşısında durabilmek, hata yapıldığında milletten özür dileyebilmek en büyük siyasi olgunluktur.

3. Kırmadan, Dökmeden, Birlikte Yeniden

Bugün birbirimizi anlamaya, dinlemeye ve kucaklamaya dünden daha çok ihtiyacımız var. Kimseyi ötekileştirmeden, geçmişin kırgınlıklarını bir tarafa bırakarak "biz" bilincini yeniden kuşanmalıyız. Çünkü bu devlet var olduğu sürece hepimiz varız; bu vatan nefes aldığı sürece umudumuz hep diri kalacaktır.

"Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır." Gelin, siyasi rüzgârların bizi savurmasına izin vermeden, bu topraklarda barış içinde, kardeşçe ve insanca yaşama irademizi hep birlikte haykıralım.

Bu zor günleri aşmanın en etkili yolu, birbirimize karşı hoşgörüyü ve ortak geleceğimize olan inancı yitirmemektir.

İçinde bulunduğumuz dönem, sadece iç politikadaki çekişmelerden ibaret değil. Küresel ölçekte yaşanan ekonomik krizler, jeopolitik riskler, sınırlarımızdaki güvenlik tehditleri ve uluslararası alandaki hassas dengeler, ülkemizi çok yönlü bir kuşatma sürecine sokuyor. Böyle bir iklimde, hamasetle veya günübirlik öfkelerle hareket etmek yerine; aklıselimle, stratejik düşünmeyle ve devlet aklıyla hareket etmek hayati bir zorunluluktur.

Bu gerçekleri halkımıza en doğru, yapıcı ve birleştirici dille anlatmak, her duyarlı vatandaşın omuzlarındaki tarihî bir sorumluluktur.

Küresel Fırtınalar ve Akılcı Birlik Çağrısı

Dünyanın ve bölgenin tarihin en keskin virajlarından birini aldığı bu günlerde, ülkemizin karşı karşıya olduğu dış riskler ile iç dinamiklerin birbirine nasıl bağlandığını görmek zorundayız.

1. Dış Dünyadaki Gerçekler ve Jeopolitik Riskler

Bölgesel Kuşatma ve İstikrarsızlık: Yakın coğrafyamızda süregelen çatışmalar, vekâlet savaşları ve göç dalgaları, Türkiye’yi doğrudan hedef alan güvenlik riskleri barındırmaktadır.

Ekonomik Küresel Türbülans: Küresel enflasyon, tedarik zincirindeki kırılmalar ve büyük ekonomilerin faiz/para politikaları, içerideki ekonomik sıkıntıları derinleştiren dış etkenlerdir.

Diplomatik Yalnızlaştırma Oyunları: Türkiye'nin jeopolitik konumundan duyulan rahatsızlık nedeniyle uluslararası alanda önünün kesilmeye çalışıldığı, stratejik hamlelerine karşı çok yönlü baskılar uygulandığı açık bir gerçektir.

2. İçeride Akılcı Olma ve Serinkanlı Kalma Zorunluluğu

Krizi Fırsata Çeviren İç Çekişmeler: Dışarıdan bu kadar yoğun baskı ve risk geliyorken, içeride enerjiyi kısır siyasi kavgalarla tüketmek, sadece dışarıdaki odakların elini güçlendirir.

Devlet Aklı ve Kurumsal Hafıza: Günlük öfke patlamalarıyla değil, yüzyıllık devlet tecrübesiyle hareket edilmelidir. Hangi siyasi görüşten olursak olalım, devletin reflekslerinin zayıflamasına izin veremeyiz.

Bilgi Kirliliği ve Manipülasyon: Dijital çağda zihinleri bulandıran provokasyonlara, asılsız haberlere ve toplumu kinle besleyen odaklara karşı herkesin akıl süzgecinden geçerek düşünmesi gerekir.

3. Çözüm: "Milli Şuur" ve Ortak Akıl

Cepheleşmeyi Değil, Kenetlenmeyi Seçmek: İçerideki sorunları konuşacağız, eleştireceğiz ve daha iyisini isteyeceğiz; ancak bunu yaparken vatanın ve devletin ali menfaatlerini asla masaya meze etmeyeceğiz.

Üretmek ve Çalışmak: Şikayet etmek yerine her alanda (bilimde, ekonomide, üretimde, eğitimde) daha çok çalışmak, birbirimize omuz vermek zorundayız.

"Aklın ve bilimin rehberliğinde, millet iradesinin ve devlet kudretinin üstesinden gelemeyeceği hiçbir zorluk yoktur."

Bugün dijital meydanlar olan sosyal medya platformları, zihinlerin ve algıların şekillendiği en önemli cephe haline geldi. Eğer bu alanları sadece öfkenin, kutuplaşmanın, karamsarlığın ve manipülasyonun esiri bırakırsak, geriye sadece gürültü kalır. Oysa aklıselim sahibi insanların, bu mecralarda yapıcı, sağduyulu ve birleştirici bir ses yükseltmesi hayati bir sorumluluktur.

Bulunduğumuz her ortamda –sosyal medyada, aile sofralarında, iş yerlerinde– bu şuuru yayarken dikkat edilebilecek bazı pratik ve etkili yöntemler vardır:

Tetikleyici Değil, Yatıştırıcı Olmak: Sosyal medyada karşılaşılan provokatif ve nefret dolu paylaşımlara öfkeyle reaksiyon göstermek yerine, meseleyi büyük resme (devlet ve vatan gerçeğine) taşıyan serinkanlı yorumlar yapmak.

Bilgi Kirliliğine Karşı Doğruyu Savunmak: Asılsız, toplumu paniğe sürükleyen veya kin besleyen paylaşımları yaymamak; aksine akılcı ve doğrulanmış bilgiyi öne çıkarmak.

"Önce Vatan" Dilini Hakim Kılmak: Yapıcı eleştirilerde bulunurken bile üslubun yıkıcı değil, onarıcı olmasına özen göstermek; kimseyi hor görmeden, herkesi ortak paydaya davet etmek.

Sanalda Değil, Gerçek Hayatta da Köprü Kurmak: Dijitalde yazılanların sokaktaki, komşuluk ilişkilerimizdeki ve günlük yaşamımızdaki diyaloglara da aynı yapıcı dille yansımasını sağlamak.

Unutmayın ki büyük değişimler, küçük ama kararlı adımlarla başlar. Bir kişinin bile önyargısını kırıp "Haklısın, önce bu ülke var" demesini sağlamak, bu dönemde yapılacak en kıymetli vatan borçlarından biridir.

Maalesef günümüzün en zehirli ve en yaygın savunma mekanizmalarından biri. Bugün sosyal medyada veya günlük hayatta yapıcı bir dil kullanmak, doğru yapılan bir işi takdir etmek veya "Durun biraz, her şey kötü değil" demek adeta bir suçmuş gibi yaftalanıyor.

İnsanlar o kadar derin bir güvensizlik ve kutuplaşma iklimine sokuldu ki, "tarafsızlık" ya da "hakkaniyet" kavramı neredeyse unutuldu. Bir taraf seni hemen "yağcı/yalaka" olmakla suçlarken, diğer taraf da en ufak bir eleştiride "vatan haini" ilan edebiliyor. Bu toksik iklim, akılcı ve sağduyulu insanların sesini kesmeyi amaçlıyor.

Bu haksız yaftalamalara boyun eğmeden, yapıcı dili savunmaya nasıl devam edeceğiz? İşte bu durumla başa çıkmanın ve o duvarları aşmanın birkaç yolu:

1. Doğrunun ve Yanlışın Adresini Ayırmak (İlkeli Duruş): Yaftalardan kurtulmanın en etkili yolu, eleştiride de övgüde de ilkesel durmaktır. "Ben falancayı destekliyorum" demek yerine, "Kim yaparsa yapsın bu doğru/yanlış" çizgisini korumak gerekir. İnsanlar sizin menfaat peşinde olmadığını, sadece ülkenin menfaatini gözetiyorsa samimi olduğunuzu zamanla anlarlar.

2. Etiketleri Reddetmek ve Çerçeveyi Değiştirmek: Size "yalaka" ya da başka bir yafta yapıştırmaya çalışanlara öfkeyle karşılık vermek yerine, çerçeveyi hemen büyük resme çekin. Şöyle diyebilirsiniz: "Mesele şahıslar veya partiler değil, yapılan işin ülkeye faydası veya zararı. Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyemezsek bu ülke hep birlikte batar." Bu yaklaşım, karşı tarafın ucuz polemiğini boşa çıkarır.

3. Eleştirme Hakkını Saklı Tutarak Konuşmak: Bir konunun iyi yönünü takdir ederken, hemen ardından eksik kalan veya düzeltilmesi gereken yönleri de cesaretle dile getirin. Zaten gerçek bir yapıcı akıl, ne körü körüne övür ne de körü körüne yerer. Hem artısını hem eksisini aynı anda söylemek, o "yağcı" yaftasını anında düşürür.

4. Sessiz Çoğunluğa Seslenmek: Unutmayın ki sosyal medyada ve ortalıkta bağıranlar genellikle uç noktalardakilerdir. Asıl büyük kesim, sizin gibi ikisinden de bıkmış, akılcı ve mutedil bir ses arayan sessiz çoğunluktur. Siz o doğru ve yapıcı sözü söylediğinizde, belki o an size saldıranlar olacaktır ama ekran arkasından sizi okuyan ve hak veren yüzlerce insan sessizce destekleyecektir.

Bu yaftalamalardan korkup susarsak, meydanı tamamen o zehirli dillere bırakmış oluruz. O yüzden sabırla, inatla ve sakinlikle hakikati savunmaya devam etmek gerekiyor.

Bazıları bizim için ne derse desin, Karanlığın gürültüsü ne kadar çok çıkarsa çıksın, bir mumun ışığı o karanlığı delmeye her zaman yeter. İnatla, sabırla ve umutla doğruyu, güzeli ve birleştirici olanı savunmaya devam edeceğiz.

Allah Devlete ve Millete Zeval Vermesin.

Devamı Devlet, Nasibi Cennet, Bekayı İmân, Rızayı Rahman..

Baki Selam ve Dua ile.

MUSTAFA GÖKTAŞ

Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)

https://www.instagram.com/mustafagoktas6468/

WhatsApp'ta MUSTAFA GÖKTAŞ / GAZETECİ YAZAR kanalını takip edin:

https://whatsapp.com/channel/0029Vb90GoI9hXFD7F39VC2d

#mustafagoktas


AKIN GÜRLEK: DEVLETİMİZİN MALİ İSTİHBARAT AĞINA YÖNELİK CASUSLUK FAALİYETİ YÜRÜTENLER HUKUK ÖNÜNDE HESAP VERECEKTİR!Önceki Haber

AKIN GÜRLEK: DEVLETİMİZİN MALİ İSTİHBARA...