Murat Çepni: Kendi yolumuzu çizebiliriz.

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
Murat Çepni: Kendi yolumuzu çizebiliriz.
Murat Çepni: Sermayenin ve onun temsilcisi olan AKP’nin bize dayattığı çözümlere mahkum değiliz. Kendi yolumuzu çizebiliriz.

HDP İzmir Milletvekili ve Çevre Komisyonu Üyesi Murat Çepni, 23-11-2021 tarihinde TBMM’de basın toplantısı yapmıştır. Toplantının konuşma metni aşağıdadır.

Değerli basın emekçilerini ve bizleri sosyal medya üzerinden izleyen değerli halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’de ağır bir kriz ortamındayız ve bu krizin merkezinde AKP MHP bloğu var. Yani Cumhur İttifakı, bugün bu halkın en temel sorunlarından bir tanesi haline gelmiş durumda.

İçinde bulunduğumuz krizden çıkmaya çalışan bir halk var, yani bu krizin yarattığı sonuçlarla boğuşan bir emekçi halka gerçekliği var. Bir taraftan da kendi koltuğunu, kendi bekasını kurtarmaya çalışan bir AKP MHP bloğu var. Evet, saray rejimi kendi varlığı halkın yoksullaşması, halkın ölümü ve katliamı üzerine kurmuş bir rejim. Yani, bir suç ittifakı bir suç koalisyonu. Suçları çok. Düşünün Mecliste bir bütçe görüşme trafiği var. Her gün Plan Bütçe Komisyonu’nda Bakanlıklar gelip sunum yapıyorlar ve bizler de bu halkın seçilmiş Milletvekilleri de orada gidip halkın taleplerini, eleştirilerini bazıları da olumlu eleştirilerini sunmak için oraya gidiyorlar.

Fakat, bu bütçe görüşmelerinde bir şeye tanık olduk ki Bakanlar Bakan olarak değil, orada birer tetikçi olarak bulunuyorlar. Yani, Sarayın tetikçileri olarak oradalar. Bırakın halka hesap vermeyi Milletvekillerine hakaretler yağdırarak kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar.

Dün Suç işleri Bakanı diye bildiğimiz Süleyman Soylu Meclisteydi ve Mecliste çok ibretlik görüşmeler, ibretlik tartışmalara sahne oldu.  Çok uzatmadan kısaca birkaç şey söylemek istiyorum bununla ilgili, düşünün ki İçişleri Bakanı yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütün ülke içerisindeki bütün sorunlarının çözümüyle ilgili yani güvenlik, asayiş vs bütün bunları halkın canını, malını korumakla görevli, sorunları bir biçimde Devletin kolluk güçleri, bütün mekanizmaları elinde olduğu için çözmekle görevli bir Bakandan bahsediyoruz. Süleyman Soylu. Bu Bakan, aylar öncesinde dedi ki Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir Milletvekili bir mafya babasından 10 Bin Dolar aylık maaş alıyor. Düşünün Bunu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yani seçilmiş olan 600 Milletvekilinden birisi, bir mafya babasından yani, İçişleri Bakanlığı’nın doğrudan hedefinde olan, ona operasyonlar yapan, ekonomik ve benzeri mafyatik çalışmalarını engellemekle görevli bir Bakan diyor ki bu mafya babası bir Milletvekiline ayda 10 Bin Dolar maaş veriyor.  Bunu Bakan söylüyor. Bunu Bakan söylerken de aklımıza ne geliyor? Bunun kim olduğunu açıklaması gerektiği aklımıza geliyor. Bakın, aylar aradan geçti hala bu Milletvekilinin kim olduğunu açıklamış değil. Ama HDP’li bir Vekil ayağını yan bassa, birisi HDP’li Vekille ilgili ismini cismini açıklamadan dese ki HDP’li Vekil şöyle günah işledi dese hiçbir kayıt hiçbir delil olmaksızın bizim hakkımızda onlarca fezleke de hazırlanırdı. Ama kendisi bizzat bu durumu ortaya koymasına rağmen canlı yayında, şimdi dün geldi Beyefendi, arkadaşlarımız soruyor siz Bakansanız eğer, burada bir rol değişimi yoksa eğer bu rüşveti, bu maaşı kimi aldığını niye söylemiyorsunuz? Diye soran arkadaşlarımıza Bakan, yani İçişleri Bakanı hakaretlerle, teröre vs. bağlarıyla yine HDD’ye saldırarak, hesap soranlara yine saldırarak, hamaset edebiyatı yaparak işi geçiştirmeye çalışıyor.

Düşünün, bırakın Avrupa demokrasileri falan bir tarafa koyun, herhangi bir adı sanı bilinmeyen bir ülkede dahi böyle bir şeyin yaşanma şansı yoktur. Yine aynı Bakana Dünyanın ve tüm Türkiye’nin gündemi olan uyuşturucu trafikleri soruluyor. Bütün deliller ve veriler uyuşturucu trafiğinin merkezinde kendisinin olduğunu ortaya koyuyor. Hadi bunu da geçtik. Fakat sen İçişleri Bakanı olarak uyuşturucuyla muazzam bir mücadele yürüttüğünü söylüyorsun. Ama Türkiye, Dünya uyuşturucu trafiğinin merkezi olmuş durumda. Senin zamanında. Yetmemiş, hani diyelim ki Ülke Bakanı beceriksiz olabilir, yetmez olabilir, uyuşturucu şebekeleri çok becerikli olabilir falan olabilir! Bunu da kabul ettik ama bizzat senin içerisinde olduğun iddialar var. Süleyman Soylu,  senin uyuşturucu trafiğinin merkezinde olduğuna dair iddialar var. Türkiye’ye gelmek üzere yola çıkan, Kolombiya’dan şuradan buradan yola çıkan,  numaraları belli konteynırlar,  Sen konteynırların hangi limana geldiğini biliyorsun da bunların kime geldiğini, bunların kimin alacağını bulamayan bir Bakansın öyle mi? Kuş uçsa haberin olurdu! HDP’lilerin aldığı nefesi biliyorsun. Boğaziçi  Üniversitesi öğrencisinin  aldığı nefesi biliyorsun. Bir öğrenci bir twit attığı zaman onlarca polisle gece evini basmasını biliyorsun. Yetmiyor kılı kırk yararak günlerce gözaltında tutarak onu doğduğuna pişman etmeye çalışan sensin. Ama sözüm ona uyuşturucu trafiği ile mücadele ediyorsun. Tonlarca uyuşturucunun Türkiye’ye gelmesini engellemeyi bir tarafa bırak gelen ortadaki delilleri karatmaya çalışıyorsun. Bunu soran arkadaşlarımıza dün yanıt vermedi. Ne yaptı? Hakaretler savurdu. Ne yaptı? Yine soru soranları terörist ve benzeri suçlamalarla susturmaya çalıştı. Düşünün sadece iki tane meseleden bahsediyorum. Düşünün bu adam bu ülkenin İçişleri Bakanı. Düşünün bu adam Suç İşleri Bakanı olarak bir ülkenin geleceği sözüm ona buna emanet edilmiş. AKP GERÇEKLİĞİ BU.

 AKP Genel Başkanı  Tayyip Erdoğan da şimdi faiz insin mi çıksın mı tartışmalarıyla bu halkı meşgul etmeye çalışıyor. Sözüm ona ekonomiyi biliyor. Ama ekonomistlere göre, bilim insanlarına göre bilmiyor. Ortaya koyduğu ekonomik kavramlar, teoriler baştan sona yanlış. Faiz düşerse,  faiz sebepmiş enflasyon sonuçmuş. Öbür taraftan faiz düştüğünde Dolar yükseliyor, sen zaten ekonomiyi dışa bağımlı bir sisteme kurmuşsun. Üretim değil, tüketim, dışa bağımlı bir ekonomik model kurmuşsun. Dolayısıyla dövizler artınca girdi fiyatları artıyor. Girdi fiyatları artınca enflasyon artıyor. Enflasyon artınca halk yoksullaşıyor. Ama derdi ne Tayyip Erdoğan’ın? Temsilcisi olduğu beton ekonomisinin, 5’li çete ekonomisinin, inşaat ekonomisinin biraz daha düşen faiz koşullarında kredi genişlemesi sağlaması. Bu krediler genişleyecek, halk da kredi alacak. Ve elde kalan inşaat, araba, konutlar vb satılacak. Ortada sahte bir kalkınma ve rahatlama ortamı oluşacak ve bu ortamda da seçime gidecek. Tayyip Erdoğan’ın hesabı kitabı bu. Yoksa iş bilmez değil. Temsilcisi olduğu beton ekonomisi, o hırsız, kan emici ekonomi ile kurduğu siyasi ilişkinin sonucu olarak bunları söylüyor. Yoksa, Dünya ekonomisi ile uluslararası sermaye ile esasen çelişkili değil.  Ama bugün açısından, bir seçim hazırlığı kuruyor,  bunun üzerinden ortaya saçma sapan teoriler ortaya koyuyor. Fakat, bakın her koşulda kaybeden bu ülkenin milyonarlarca insanı. AKP yüzde biri temsil ediyor. Yüzde doksan dokuz açlıkla karşı karşıya. 16 milyonu aşmış açlık sınırının altında yaşayan insan sayısı. Buradan biz şunu söylüyoruz, tüm halkımıza çağrı yapıyoruz. Bu tartışmalar bizim açımızdan sermayenin kendini kurtarma tartışmalarıdır. Bu tartışmalardan, yani döviz inse de çıksa da bu halkın yoksullaşması açısından hiçbir şey değişmez. Değişmeyecek. Birisi sizi krediye boğarak, borçlandırarak esir almaya çalışıyor. Bir diğer yöntem de yine bugün bulunduğumuz tablo. Her koşulda halka reva görülen açlık, yoksulluk ve işsizlik. Başka hiçbir şey değil. Dolayısıyla biz şunu söylüyoruz ve halkımıza çağrı yapıyoruz. BAŞKA BİR YOL, BAŞKA BİR ALTERNAFİT  MÜMKÜN. Sermayenin ve onun temsilcisi olan AKP’nin bize dayattığı çözümlere mahkum değiliz. Kendi yolumuzu çizebiliriz. Üreten biziz, yöneten de biz olabiliriz. Bu coğrafyada, bu ülkede bütün değerleri üreten sizin emekçi ellerinizdir, alın terinizdir. O yüzden kendi gücümüze güvenebiliriz. Demokratik, halkçı, sosyalist bir alternatifi pekala örgütleyebiliriz. SOSYALİZİM BİR ÜTOPYA DEĞİLDİR. Sosyalizm bugün halklarımızın, emekçilerin kendi düşleriyle kurabileceği çok gerçek bir alternatiftir.

Tüm Dünyada özellikle pandemi koşullarında gördük ki her şeyi paraya endeksleyen, kara endeksleyen, özelleştiren bu kapitalist anlayış, doğayı talan eden bu kapitalist rantçı anlayışın milyonlarca insana verecek pek bir şeyi kalmamıştır. Şimdi herkes, tüm Dünyada yeni bir yol arıyor. Biz de kendi yol coğrafyamızda, Türkiye’de bu alternatifi pekâlâ örgütleyebiliriz. Buna bizim gücümüz var. AKP’yi bugün krize sokan işte sizin emekçi halklarımızın direnişidir. Hepimizin direnişidir. Baştan beri diz çökmeyen duruşumuzdur. Bu duruşu iktidar mücadelesi ile taçlandıra biliriz. O yüzden burudan bir kez daha çağrımız şudur: Bu tartışmalara mahkum değiliz. Sarayın manipülasyonlarına mahkum değiliz. Kendi alternatifimizi birleşik bir direnişle, demokratik, halkçı, sosyalist bir perspektifle geliştirebiliriz. Çağrımız tüm emekçi halklarımıza budur.

Bir başka gündemimiz de şu. Bakın pandemi sürecinde biz dizi önlem alındı. Fakat, bizim o dönemde başından beri söylediğimiz şuydu; mutlak bir tam kapanma ama halkımızın ve küçük esnafın bütün ihtiyaçlarının karşılanması. İşçi sınıfının bütün ihtiyaçlarının karşılanmasıyla ücretli izne çıkartılması. Tam tersini yaptılar. Pandemi koşullarında kendi şirketlerine hortumladılar. Halkı ise borçlandırdılar. Bugün kalan iki önlem var. Biri eğlence mekanlarının saat 12’de müziği kapatması, bizim bildiğimiz kadarıyla başka bir önlem yok. Onun dışında AVM’lere binlerce insan HES kodu ile girebiliyor.  Her türlü toplu taşımaya, toplu bulunacak ortamlara insanlar girebiliyor. Ama günde 200’den fazla insanımızın hayatını kaybettiği koşullardan bahsediyoruz.  Fakat AKP’nin önlemi saat 12’de müziği kesmek.

Bir diğeri de şu; cezaevlerinde 20 aydır insanlar açık görüş yapamıyor. Yani bütün bunları yapabiliyorsunuz, her türlü esnemeyi devreye koymuşsunuz, bütün önlemleri ortadan kaldırmışsınız, testle vb aşı karnesi ile sorunları çözmüşsünüz. Ama cezaevlerinde her nedense 20 aydır açık görüş yok. Bütün halklar ellerinden alınmış cezaevlerindeki siyasi mahpusların ve tüm mahpusların. İnsanlar tecrit içinde tecrit yaşıyorlar. Avukatlarla doğru düzgün görüşme yapılamıyor. Avukatlarla içerideki mahpus arasındaki görüşmelerin mahremiyeti bozulmuş durumda. Peki soruyoruz buradan her taraftan önlemleri kaldırdınız da cezaevlerinde neden kaldırmıyorsunuz? Neden insanlara 20 aydır açık ziyaret yaptırmıyorsunuz? Neden insanlara ve ailelerine işkence yapıyorsunuz?   Çünkü sizin derdiniz pandemi ile mücadele değil. Sizin derdiniz cezaevlerindeki başta siyasi tutsakları rehin politikası ile esaret altında tutmak. İşkence altında tutmaktır. Fırsat bu fırsat teslim alamadığınız insanları ezmeye çalışmaktır. Tıpkı tahliye etmediğiniz insanlar gibi. Neymiş efendim ıslah olmamış. Neymiş efendim işbirliği yapmamış. Teslim olmamış, itirafçılık yapmamışsa eğer, insanlar 20 yıldır yatıyor tahliye olması lazım infazını yakıyorsunuz. Ne olduğu belirsiz bir tane kurul var  mahkeme yerine geçmiş,  insanlar hakkında karar veriyor mahkeme  gibi. Diyor ki şu kitabı okumadığı için ya da okuduğu için ya da arkadaşlarıyla diyaloğu kesmediği için ya da slogan attığı için ya da halay çektiği için tahliyesini engelliyorum. Bu henüz istediğimiz tipte bir insan olmamış. Henüz padişahım çok yaşa kıvamına gelmemiş. Halan direniyor, halen devrim diyor, halen sosyalizm diyor. O zaman yatacaksın diyor. AKP MHP faşizmi bu anlamda halk düşmanıdır. Dün de gördük komisyonda gerçekler bu iken Bakanlar ve onların sözüm ona milliyetçi tetikçileri ortalığı terörize etmeye çalışıyor, Milletvekillerine saldırmaya çalışıyorlar. İşte tablo bu. Sonuç olarak şunu söylüyoruz. Buna mahkûm değiliz. Tüm halklarımıza tüm demokrasi güçlerimize çağrımızı yineliyoruz. Yol kendi yolumuzdur. Bizi kurtaracak olan kendi ellerimizdir. Gelin hep birlikte bu yolu inşa edelim. Bu ceberut  faşist rejimden ilelebet kurtulalım.


Emir: Hastalar CİMER’e şikayet yağdırmış ancak Bakanlık dikkate almamışÖnceki Haber

Emir: Hastalar CİMER’e şikayet yağdırmış...

ÇELİK: İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NDA PARTİZANLIK KOL GEZMEKTEDİRSonraki Haber

ÇELİK: İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NDA PARTİZANLI...

Başka haber bulunmuyor!