Başörtüsü Özgürlüğüne Karşı Çıkmak, Temel Hak ve Özgürlüklere Karşı Çıkmaktır
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, yükseköğretimde başörtüsünün serbest bırakılmasını öngören anayasa değişikliğini onaylamasının ardından CHP ve DSP'nin düzenlemenin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurması, Türkiye'de uzun yıllar boyunca süren özgürlük tartışmalarının en dikkat çekici örneklerinden biri olmuştur. Muhalefetin bu tavrı, başörtüsünü siyasi bir simge olarak değerlendirmesi nedeniyle savunulsa da, gerçekte milyonlarca kadının eğitim hakkını ve inanç özgürlüğünü ikinci plana iten bir yaklaşım olarak eleştirilebilir.
Üniversiteler, bireylerin düşüncelerini özgürce ifade edebildiği, farklı kimliklerin ve yaşam tarzlarının bir arada bulunabildiği kurumlardır. Bir öğrencinin yalnızca dini inancı gereği başörtüsü takması nedeniyle eğitim hakkından mahrum bırakılması, çağdaş demokrasilerde kabul edilmesi güç bir uygulamadır. Devletin görevi, vatandaşlarını belirli bir kıyafet tercihine zorlamak değil; herkesin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına almaktır.
CHP ve DSP'nin anayasa değişikliğini Anayasa Mahkemesi'ne taşıması ise, özgürlüklerin genişletilmesini engelleyen bir siyasi refleks olarak değerlendirilebilir. Laiklik ilkesini, bireylerin dini inançlarını kamusal alanda yaşamalarını yasaklayan bir anlayışla yorumlamak, laikliğin özüne de aykırıdır. Çünkü laiklik, devletin din karşısında tarafsız olmasını ifade eder; vatandaşların dini tercihlerini baskı altına almasını değil.
Muhalefetin "laiklik elden gidiyor" söylemi, toplumun önemli bir kesiminin taleplerini görmezden gelen ve korku siyasetine dayanan bir yaklaşım izlenimi vermiştir. Oysa gerçek bir demokratik düzende, farklı yaşam tarzlarının bir arada var olabilmesi esastır. Başörtülü bir öğrencinin üniversiteye girebilmesi, başörtüsü takmayanların haklarını ortadan kaldırmadığı gibi, laik devlet ilkesini de zedelemez. Aksine bu durum, devletin tüm vatandaşlarına eşit mesafede durduğunu gösterir.
Sonuç olarak, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün anayasa değişikliğini onaylaması, eğitim hakkı ve inanç özgürlüğü açısından önemli bir adım olarak değerlendirilebilir. Buna karşılık CHP ve DSP'nin düzenlemeyi yargıya taşıması, temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesine direnç gösteren, bireyin tercihinden çok ideolojik kaygıları önceleyen bir tutum olarak eleştirilmeyi hak etmektedir. Demokratik toplumlarda özgürlükler genişledikçe demokrasi güçlenir; yasaklar arttıkça ise toplumsal kutuplaşma derinleşir. Başörtüsü serbestliği de bu anlayışın bir gereği olarak değerlendirilmelidir.

























