Abdullah AYAN

Abdullah AYAN

Mail: aayan@gmail.com

Kent merkezinin canlandırılması .. -4-

Kent merkezinin canlandırılması .. -4-

Kent merkezinin canlandırılması .. -4- (Kışla bölgesi olmadan asla)

Kent merkezinin canlandırılması için temel koşul, yapılacak tüm çalışmaların mevzi olmaktan çıkarılıp, bütüncül bir strateji ve planlama çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini vurgulayıp duruyorum eski makalelerimden derlediğim bilgi, belgelerle beraber bu yazı dizisinde..

Uray Caddesinde yer alan eski mekanların 'tozunun alınması', Müftü Deresi' nin ıslahı konularına önceki bölümlerde değindim.

Bütüncül planın olmazsa olmazlarından biri de ikinci dünya savaşı boyunca Deniz Harp Okulu' na ev sahipliği yapan askeri kışla..

1935' te Mersin Şehir Planını yapan ünlü Jansen' in 'denizden gelebilecek her türlü saldırıya açık olduğu ve bu nedenle o günlerde yer alan piyade alayı buradan derhal kaldırılmalı' dediği kışla, deniz harp okulunun yeniden İstanbul' a dönüşünün ardından gerçek sahibini ve yeni işlevini arayan öksüz malı durumunda..

Oysa, kışlanın kendisi bir yana kışlayı Çamlıbel' e bağlayan ağaçlarla donatılmış yol bile Mersinliler için unutulmaz hatıralar taşıyor.

Kışlanın doğu kesiminde bugün yok edilen yeşil alanın 'Aşıklar Parkı' olarak adlandırılması boşuna değil.

Tıpkı İzmir' in Kordon boyu gibi batıya açık Mersin' de de genç kızların, delikanlıların gezintiye çıktığı bulvar Çamlıbel' den Müftü Deresine uzanan Kışla Caddesi..

1941' de Yenimersin Gazetesinde yayınlanan Hemşehri başlıklı başyazının bir bölümünde Bulvarın temizliği ve bakımı için vatandaş uyarılırken şöyle anlatılıyor Bulvar:

"

(…)

Hemşehri;

Kışla Caddesinde bir aşağı bir yukarı ferahlamak ve gönül eğlendirmek için tur atarken, iç ferahlığını arttırmak ve zevkini okşamak için kaldırım kenarlarını süsleyen Mersin dallarını ve çiçekleri sana tahsis edilmiş yol varken niçin çiğniyorsun?

Belki senin yüzüne karşı saygılı hemşehrilerin bir şey söylemez ama arkandan sana 'hödük oğlu hödük' derler.

Böyle şeyleri yapmak şüphesiz medeniyetsizliktir

(…) "

Deniz Harp Okulu getirildiği İstanbul' a nakledilip 23. piyade alayı da ayrıldığı Mersin' e geri dönmeyince, kaderine terk edilen kışla arazisini kente kazandırma girişimi, 1950' lerde liman inşaatının hızlanmasıyla ete kemiğe bürünür.

1960 Ocak ayında Mersin' i ziyaret eden Başbakan Menderes resmi açılış için gün sayılan limanın son durumunu yerinde inceler ve artık dünyayla bütünleşmesi hız kazanacak kente yaraşır yabancıların konaklayacağı bir otel yapılması için kışla arazisini işaret eder..

Tıpkı 1935' te Jansen' in planında yer verdiği öneri gibi.

Menderes, Müftü Deresi ile deniz arasında kalan bu çok değerli alanın, kente ve özellikle turizme kazandırılması için düşüncelerini dile getirmekle kalmaz, konuyla alakalı Bakanlara ve bürokratlara gerekli talimatları verir.

Üç bakandan oluşan bir heyet Mersin’ de gerekli incelemeleri yaparak devir işlemleri konusunda mutabakata varır.

19 Ocak 1960 tarihli gazeteler müjdeli haberin yer aldığı manşetle çıkacaktır.

Habere göre Kışla arazisi üzerinde Vakıflar Genel Müdürlüğünce 120 odalı otel yapılıp en kısa zamanda hizmete girecektir.

Sonrasını biliyoruz. 27 Mayıs darbesi ve ardından hatırlanması bile baş ağrıtacak tabu haline getirilen Kışla arazisi…

Ama bilinmeyen şey, kente ait bu çok değerli arazinin nasıl olup ta, ihtilal ardından kurulan Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) isimli şirkete geçtiğidir..

**

Millet Bahçesi kent merkezinin canlandırılması anlamında elbette önemli..

Ama Kışla yanında uzanan bulvar ve bulvarı süsleyen her biri anılarla dolu ağaçlardan oluşan gezi yolu yeniden canlandırılırsa geçmişe yapılacak nostaljik yolculuk daha bir anlam kazanır.

Müftü Deresinden Çamlıbel' e oradan Taş Bina' ya ve Gümrük Meydanına doğru yürürken, yakılıp yıkılmış konakları hüzünle anmak..

Kendini saldırılardan korumaya çalışan dokuyu ve az ötedeki denizi iliklerinizde hissetmenin hazzı..

Çamlıbel' de yok edilip açık otopark halini alan Aşıklar Parkı' nı eski haline getirsek, tahribata kafa tutan ağaçların altında soluklanıp rant uğruna betona boğulan Cumhuriyet Meydanına uzanmak..

Hayal işte..

Gerçekleşir mi? Sanmam..

Ama insan hayal ettiği müddetçe yaşar demişler ya..

Biraz da hayata tutunmamı sağlayan umuda yolculuk benimkisi..