haberanaliz
Mustafa GÖKTAŞ

Mustafa GÖKTAŞ

Mail: mustafagoktas006@gmail.com

“Köprüden geçene kadar ayıya dayı de...”

Toplumun diline yerleşmiş olan sözde bir atasözü: “Köprüden geçene kadar ayıya dayı de...”

Bu nedir ya, böyle bir kepazelik nasıl olur. Böyle diye diye bakın toplum ne hale geldi. Bu söz aslında toplumsal ahlak ve dürüstlük penceresinden bakıldığında oldukça rahatsız edici bir tınıya sahip. "Köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek," özünde stratejik bir kurnazlığı ve pragmatizmi öğütlese de, beraberinde ciddi bir etik aşınmayı da getiriyor. Bu durumun toplum üzerindeki etkilerini ve neden bu kadar "kepaze" bir noktaya evrildiğini birkaç başlıkta inceleyelim:

1. Karakter Erozyonu ve İkiyüzlülük: Bu anlayış, dürüstlüğü bir erdem olmaktan çıkarıp "şartlara bağlı bir tercih" haline getiriyor. Kişi, menfaati bitene kadar gerçek fikirlerini ve kişiliğini gizlemeyi bir başarı sanıyor. Bu da toplumda samimiyetsizliğin ve maskeli ilişkilerin normalleşmesine neden oluyor.

2. Güven Bağının Kopması: Herkesin birbirine "köprüyü geçene kadar" iyi davrandığı bir ortamda, gerçek dostluktan veya toplumsal güvenden bahsetmek imkansızlaşır. İnsanlar şu soruyu sormaya başlar: "Bana şu an 'dayı' diyor ama acaba içinden 'ayı' mı diyor?" Güvenin olmadığı yerde ise huzur değil, sürekli bir tetikte olma hali hâkim olur.

3. "Güce Tapınma" Kültürü: Bu atasözü aslında pasif bir kabullenişi de içerir. Ayıya (yani kaba kuvvete veya haksız güce) karşı durmak, onu eleştirmek veya değiştirmek yerine; ona şirin görünerek aradan sıyrılmayı öğütler. Bu da liyakatsizliğin ve "nabza göre şerbet vermenin" önünü açar.

Kısacası: Bir toplumda dürüstlük, "safdillik" veya "enayilik" olarak görülmeye başlandığında; kurnazlık ise "zekâ" sanıldığında, bu tür sözler birer hayat felsefesine dönüşür. Ancak unutmamak gerekir ki; her ne kadar bu tip "sözde" atasözleri dile pelesenk olsa da, Anadolu irfanında "Özü sözü bir olmak" ve "Dosdoğru olmak" her zaman en yüksek mertebe kabul edilmiştir. Toplumun bu halden çıkışı, "ayıya dayı demeyi" zekâ göstergesi sananlara değil, her şartta dik durabilenlere kıymet verilmesiyle mümkün olabilir.

Bu "menfaat odaklı" dilin yerine, çocuklara ve gençlere hangi kavramı en temel değer olarak aşılamalıyız?

Karakter ve dürüstlük en ön planda olmalı. Karakter ve dürüstlük, bir insanın sahip olabileceği en değerli sermayedir; çünkü bu iki kavram elden gittiğinde, üzerine inşa edilen tüm başarılar aslında birer kâğıttan kuleye dönüşür.

Sizin vurguladığınız bu "kutsiyet", sadece bireysel bir erdem değil, toplumsal bir direniş hattıdır. Eğer dürüstlük en yüksek değer olarak görülmezse, toplumdaki tüm yapılar (adalet, ticaret, aile) temelinden sarsılır.

Karakter ve Dürüstlüğün Neden "En Kutsal" Olduğuna Dair 3 Temel Gerçek:

Pazarlığa Kapalıdır: Para, makam veya güç kaybedilebilir ve tekrar kazanılabilir. Ancak karakter bir kez lekelendiğinde, onu eski haline getirecek bir "deterjan" henüz icat edilmemiştir. Dürüstlük, insanın kendi aynasına başı dik bakabilmesidir.

Gerçek Özgürlüktür: "Ayıya dayı" diyen kişi, aslında o ayıya ve kendi yalanına köle olmuştur. Oysa dürüst olan kişi, şartlar ne olursa olsun iç dünyasında özgürdür. Yalanın getirdiği "kısa gün kârı", dürüstlüğün getirdiği "ebedi huzur" ile kıyaslanamaz.

Geleceğin Teminatıdır: Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras mal mülk değil, "Sözü senet olan bir isimdir." Güvenin olduğu yerde maliyetler düşer, ilişkiler güzelleşir ve toplum nefes alır.

Bu "kepazeliklere" karşı durmanın tek yolu; omurgalı bir duruşu, geçici menfaatlerin üzerinde tutan bir nesil yetiştirmektir. "Dost doğru" olmak zordur, bazen yalnız bırakır ama her zaman kazandırır; çünkü dürüstlük yolu eninde sonunda menziline ulaşır. Toplumun bu iyileşme sürecinde bu duruma tepki gösteren, değerlerini savunan seslerin çoğalması en büyük umudumuzdur.

Baki Selam ve Dua ile.

MUSTAFA GÖKTAŞ

Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)

Çevre Ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı