Prof.Dr.Mustafa Kaymakçı

Prof.Dr.Mustafa Kaymakçı

Mail: mustafa.kaymakci68@gmail.com

KOVİD-19 IŞIĞINDA “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI!” KAVRAMI NEYİN NESİ?

KOVİD-19 IŞIĞINDA “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI!” KAVRAMI NEYİN NESİ?

Prof.Dr.Mustafa Kaymakçı

mustafa.kaymakci68@gmail.com

 

Britanya   Başbakanı Boris Johnson koronavirüs salgınının ilk günlerinde  bir  terim ortaya atmıştı:

“Sürü Bağışıklığı”

Buna göre koronavirüs için önlem alınmamalı, topluma yayılması için salgın ,doğal akışına bırakılmalıydı.  Salgın hızla yaygınlaşacak ve doruk noktasına  biran önce ulaşılacak ve daha sonra düzgün bir seyir izledikten sonra inişe geçecekti. Bu süreç içinde toplumda “Sürü Bağışıklığı!” oluşacaktı.Bu bağlamda  yaşlılar, hastalar, zayıflar temizlenecek,ancak ekonomik düzlüğü daha erken çıkılacak ve sistem  en az zarar  alarak kurtulacaktı.

İzin verirseniz önce “Sürü Bağışıklığı” terimini ve daha sonra bu terimin kaynağı konusuna değinelim.

Johnson ,toplulukları sürü olarak gördüğü için mi “Herd Immunity” terimini kulanmıştı, bilemem.

Türkiye’de de TV  ve gazetelerde kimi uzmanlar da “Sürü Bağışıklığı” terimini kullanmaktan kaçınmamıştı.

Oysa ”Herd” sözcüğünün İngilizcede yaygın karşılığı “Sürü” dür ve bu sözcük hayvan toplukları için geçerlidir.

Bu nedenle Türkçeye çevirisinde karşılığının “ Toplum ya da Topluluk Bağışıklığı” olması gerekirdi. Nitekim Türkiye’de bunun farkına varan bilimciler olmuştur.

“Sürü Bağışıklığı” kavramının iki kaynaktan geldiğini düşünmek olası.

Bunlardan birincisi,”Sosyal Darvinizm”,ikincisi de”Malthusçuluk”tur.

Sosyal Darvinizm Nereden Geliyor?

Darvinizm bilindiği üzere,  doğada bireysel organizmalar arasındaki   rekabette çevreye en uygunların yaşamını sürdüreceği,diğerlerinin  yok olması  idi.Buna “ Doğal Seçim” diyoruz.

Sosyal Darvinizm ise ,doğada kanıtlanmış bu tezden yola çıkılarak “Doğal Seçim” konusunun  sosyal alanda uygulanmasıdır. Buna göre;,bireyler, gruplar  ya da uluslar arasındaki   rekabet insan topluluklarında sosyal evrime neden olacak,daha açık deyişle güçlüler kalacak, zayıflar gidecektir.

Bu sistemde amaç, üstün bireyleri desteklemek ve zayıf bireyleri sistem dışına atmaktır.

Ekonomide ise;”Çok Uluslu Şirketler” olarak adlandırılan tekelci şirketlerin çıkarlarının savunulması  ve  desteklenmesine karşın, işçi sınıfının daha geniş deyişle üretenlerin  sendika ve diğer toplumsal kuruluşlarının yok edilmesi ve onların özgür bireylerden kullar durumuna dönüştürülmesi şeklinde yorumlanmaktadır.

Bu yaklaşımın en uç sonucu da , “Faşizm” ya da “Nazizm”  olarak tarih sahnesine çıkmıştı.

 Malthusçuluk Ne?

Thomas Malthus, 1803’te yayımladığı “Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme” adlı eserinde  besinlerin aritmetik, nüfusun ise geometrik  olarak arttığını iddia etmişti.Bu dengesizliğin  ise salgınlarla, doğal afetlerle  çözüleceğini belirtmişti.

Malthus,toplumsal sefaletin en büyük nedenini  alt sınıflara yüklemiş ve nüfus planlamasının  üst sınıflara değil alt sınıflara uygulanması gerektiği ifade etmişti.

Aslında,Malthus’la birlikte saklanan gerçek,”Sorunun  kaynağı,nüfusun  besinlerden  fazla olması değil, küçük bir azınlığın  besinlerin/malların/gelirlerin büyük çoğunluğuna el koyuyor olması” idi. Örneğin Avrupa Birliği’nde aşırı üretim nedeniyle stok durumuna gelmiş tonlarca süt tozu ve tereyağı hayvan beslenmesinde kullanılmış,hatta süt tankerleriyle tarlalar sulanmıştı.

Gelelim,”Sosyal Darvinizm” ve “Mathusçuluk” akımının yansımalarına.

Başta da değindiğim üzere bu görüşten yola çıkarak Boris Johnson “Sürü Bağışıklığı”  terimini kullanıyordu.

Bizde de bir bilimci(!);” “Eğer nüfus artışı böyle devam ederse insanlar ekmek bulamaz. Allah nasıl bir mekanizma ile ayarlamış bunu? İnsanlar belli bir ortalama yaştan fazla yaşayamaz. Bu neyle sağlanır? Allah Bakteri yaratmış.” diyordu.

Yine gazetelerden öğrendiğimize göre,hafta başında İsveç’te sağlık kurumlarının bir iç yazışmasında “Yoğun bakımda sıkışıklık yaşanması durumunda, doktorların 80 yaş üstü yaşlıları bu ünitelere sokmayacağı, 60-70 yaş grubundaki talihsizlerin de birden fazla hastalığı olması durumda keza yoğun bakımdan içeri alınmayacağı” ifade ediliyordu.

Hani,İsveç,”insan hakları” konusunda mangalda kül bırakmayan, çevre ve doğayı korumada en duyarlı ülkelerden biri  idi.

Yoksa,salgın “Küresel kapitalizm ya da Sermayenin İmparatorluğu”nu da  tehdit etmeye başlayınca  bunların beklenmesini yadırgamamak mı gerekecektir?