Abdullah AYAN

Abdullah AYAN

Mail: aayan@gmail.com

Millet Bahçesini kim yapmalı, kim bakmalı?

2003' te seksen yıllık Cumhuriyetin en kapsamlı yerel yönetim reform paketini yasalaştırmak için olağanüstü çaba gösteren ve iki yasal düzenleme girişimi statüko duvarına çarpıp geri dönen AK Parti ile bugünkü tek adama dayalı Erdoğan iktidarını karşılaştırmak bir yana, o devrim niteliğindeki değişim girişimini bugüne bakıp anlatmak bile beyhude çaba..

Adalet, güvenlik gibi olmazsa olmaz yetkiler dışında kalan çoğu uygulamayı yerele bırakmayı düşünen anlayış terk edileli uzun zaman oldu. O kadar ki bugün oy kullanacak çoğu genç bile anımsamıyordur o günleri..

Dönemin Başbakanlık Müsteşarlığı görevini deruhte eden Ömer Dinçer' in başında yer aldığı mutfak ekibinin hazırladığı, ancak statüko duvarına çarpıp tozlu raflara kaldırılan yasal düzenleme taslağında neler yoktu ki?

Programın öncelikli hedefi  sivil toplumu güçlendirme ve yerelleşme yoluyla; hantal merkezi birimler daha küçük ama daha etkin bir yapıya dönüştürülecek, böylece yüklerinden arınan merkezi yapılarda stratejik düşünme boyutu güçlendirilecekti.

 Her şeyden önemlisi ise halkın yönetime olan katılımı arttırılması ve yönetime olan güvenin tesis edilmesiydi..

Bunun için düşünülen yeni yönetim modelinin çerçevesi;

-Daha katılımcı,

-Daha saydam, daha hesap verebilir ve

-İnsan hak ve özgürlüklerine saygılı,

ilkeleriyle çizilip, hedefler bu doğrultuda belirlenmişti.

O günlerde katılımcılık, hesap verebilir ve şeffaf yönetim vaadiyle çıkılan yolun sonunda geldiğimiz yere bakar mısınız?

Önce yerel yönetimler reformu dönemin Cumhurbaşkanı Sezer tarafından iki kez veto edilecek, ardından ana muhalefet partisi CHP meclisten geçen yasayı Anayasa Mahkemesine taşıyıp iptalini sağlayacaktı..

Derken Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında ortaya çıkan akıl almaz 367 saçmalığı ve hemen ardından gelen AK Parti' nin kapatılma girişimi..

Bir süre sonra AB reform süreci ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi çabaları tavsayacak, kapatılma girişiminden kıl payı kurtulan AK Parti adım adım iktidarını pekiştirip, Erdoğan' ın tek adamlığı süreciyle o eski günlerde kalan katılımcılık, şeffaflık, sivil toplumun güçlendirilmesi ve tümünün özeti sayılacak yerel yönetimlere çoğu yetkinin devri süreci tarihe karışacaktı.

2011' den başlayarak yepyeni bir dönemin kapıları aralanıyor, katılımcılığın olmadığı, sivil toplum örgütlerinin seslerini çıkaramadığı yeni bir kulvara savruluyordu ülke..

Millet Bahçesi vakası ile anlatmaya çalıştığım tam olarak budur..

Vaka bir yanıyla aslında çok basit, ama derine inildiğinde gelinen son durağı göstermesi bakımından ibret verici derslerle dolu..

Örneğin Mersin' de halk bir yana, hiçbir sivil toplum örgütünün, tek bir kent dinamiğinin görüşü alınmadan ve aklı başında tek bir kişinin onaylamayacağı TSG stadının TOKİ' ye devredilip, o stadın yerine kentten uzak dağ başına kondurulan yeni stadyum…

Konumu itibariyle kentin en güzel ve cazip alanında yer alan ve sadece futbol değil, Mersin' in pek çok etkinliğine ev sahipliği yapan stadyum önce kaderine terk edildi. Ardından da geçmişin tüm izlerini silecek biçimde yıkılıp yerle bir edildi.

Allahtan 2015 seçimleriyle zorlanmaya başlayan Erdoğan, ortaya Millet Bahçeleri fikrini ortaya attı da, başka kentler için tasarlanan Bahçe fikri sayesinde Mersin kentin ortasına AVM ve iş merkezi yapmaya hazırlanan TOKİ' nin rant projesini savuşturdu.

2019 yerel seçimleri arifesinde Cumhur ittifakı adına seçimlere MHP ile girmeye hazırlanan AK Parti' nin Mersin' e en büyük vaadi TSG stadyumunun yerine yapılacak olan Millet Bahçesi projesiydi.

İhaleye bile çıkıldı ama Mersin BŞ seçimlerinin kaybedilmesi ardından 'ekonomik kriz çerçevesinde başlamamış tüm yatırımların durdurulması' gerekçesiyle o ihale iptal edildi.

11 Nisan 2019 günü iptal edilen ihalenin ardından kaleme aldığım makalede, iptalin aslında hayırlı bir gelişme olduğunu, Müftü Deresi, Kışla arazisi ve sahili kapsamayan güdük bir projenin kente hiçbir şey kazandırmayacağını anlatmaya çalıştım.*

Biraz da seçim duygusallığıyla gelen iptalin ardından uyarılara kulak verildi, yeniden çıkılan ihalede 50 dönümlük bahçe 120 dönüme çıkarılıp kısıtlı da olsa sahilin bir kısmına uzatıldı.

41,5 milyon lira harcanarak yapılacak Mersin Millet Bahçesi..

Ama pek çok soruyu da yanıtsız bırakarak. Örneğin; Kışla arazisi dahil mi projeye?

Edindiğimiz bilgilere göre; OYAK' ın mülkiyetinde görünen araziyle ilgili Hazine ve OYAK uzlaşmış. buna göre araziye karşı Hazine OYAK' a aynı değerde bir başka arazi verecek ve Kışla arazisi hazineye geçtikten sonra projeye dahil edilecek..

Yapılan ihale o araziyi kapsamıyor ama ilave edilmesi zor değil.

İlk sorunun yanıtını böylece alıyoruz ama halen yanıtlanması gereken konular var: Bahçe üzerinde yer alan tesisleri kim işletecek? Bakımını kim yapacak?

En mantıklısı tamamlandıktan sonra Büyükşehir' e devri…

Bu yapılır mı?

O soruya gelinceye kadar asıl can alıcı soruya yanıt bulmamız gerekiyor:

Temel birkaç hizmet dışında kalan tüm yetkiyi yerele devretmek üzere yola çıkan bir iktidar zaman içinde belediyenin temel işlev olarak yapabileceği bir bahçeyi bile neden üstlenir?

Sorunun yanıtı aslında nereden nereye savrulduğumuzun da özeti…

* https://abdullahayan.wordpress.com/2019/05/09/mersin-in-ayagina-gelen-altin-firsat-millet-bahcesi-yapiminin-durdurulmasi-9-5-2019/

Yorum Yazın