Abdullah AYAN

Abdullah AYAN

Mail: aayan@gmail.com

Salgınlar kentleri de değiştirecek..

Sağlıklı evler, temiz ortamlar, musluklardan akan su ile gelen temizlik son yüz yılda pek çok salgının etkisini azaltmada büyük rol oynadı..

Yüz yıl öncesine kadar dışkılarını oturdukları mekanların pencerelerinden sokaklara boca edenlerin, artık modern  tuvaletlerde ihtiyaç gidermesi, atıkların da kentlerin altını ağ gibi saran kanalizasyon sistemleriyle bertaraf edilmesi tifo, kolera başta olmak üzere özellikle çocukların ölümüne yol açan salgınların deyim yerindeyse kökünü kuruttu.

Bugün koronavirüs insanlığı tıpkı sanayi çağının başlamasıyla gelinen yol ayrımına benzer bir aşamaya taşımakta..

Düne kadar temiz, sağlıklı olarak bilinen ve geleneksel salgınlara geçit vermeyen kent merkezleri bugün artık yeni salgınların yayılmasının en önemli koşullarını üretir halde..

Aslında koronavirüs ile simgelenen ve 3 ay içinde dünyayı kasıp kavurmaya başlayan yeni salgının insanlığı asıl tedirgin eden yanı da tam olarak bu..

Ortaya çıkması kaçınılmaz yeni tür virüslere karşı başta sağlık sistemleri olmak üzere kurduğumuz tüm koruma sistemleri, giydirilen tüm zırhlar yetersiz..

Bilmediğimiz bir virüs yüz yılda kurduğumuz sanal cenneti yerle bir etti..

Daha büyük hastaneler, daha büyük oteller, daha kalabalık restoranlar, daha çok insan taşıyan metro ve benzeri toplu taşıma araçları..

Daha çok insan barındıran ne varsa en ciddi risk yaratan kaynak durumunda artık..

Yeni normal işte bugün salgına davet çıkaran her türlü yapılaşma, kentleşmeyle bugün ortaya çıkan yanlışların telafi edileceği 'farklı yaşam' koşullarıyla ortaya çıkacak..

Örneğin koronavirüs ve sonrasında boy gösterme olasılığı asla yadsınmayacak başka salgınlar bizi sanayileşme çağıyla aşırı büyüyen kentler konusunu acilen yeniden gözden geçirme noktasına getirdi.

Küresel ısınma ile zaten ciddi sorunlara gebe dünya, yıllar içinde alması gereken önlemleri pandeminin tetiklemesiyle artık çok daha hızlı biçimde hayata geçirmek zorunda..

Özellikle geri kalmış ülke metropolleri zaten başta susuzluk olmak üzere çevre sorunlarıyla baş edemiyordu, salgın sonrası artık tamamen savunmasız ve çıplaklar..

Temizlik koşullarına riayet edilmeyen ve temiz su sıkıntısı çekilen plansız büyük kentler bugün koronavirüs tehdidini savuştursalar bile, ortaya çıkacak farklı salgınlarla başa çıkabilecek durumda değiller..

Projeksiyonlara göre, bugünkü trend durdurulamazsa önümüzdeki 10 yılda dünya nüfusunun %20'si temiz su, sağlık ve hijyen-temizlik altyapılarına erişimin hayli zor olduğu kent ortamlarında yaşamak zorunda kalacak..

Salgın sayesinde gördük ki, sağlıklı şehirler için temel hijyen ve temizlik koşullarının sağlanması olmazsa olmaz koşul..

Burada bir kez daha gereklilik, yeterlilik tanımlarıyla karşı karşıyayız..

Hijyen ortam, temizlik gibi koşullar gerekli ama yeterli mi? Değil…

Yine koronavirüs salgınıyla birlikte, virüsün kalabalıkları ne kadar sevdiği, bu ortamların yayılım için ideal şartları oluşturduğu gerçeğiyle yüzleşmekteyiz..

Kalabalıklar, yani kentlerin nüfus yoğunluğu, bulaşıcı hastalıkların yayılmasında rol oynayabilen en önemli faktörlerden biri..

Salgına yol açan faktörlerin belirlenmesi her zaman olduğu gibi 'çare bulmak için sorunun ne olduğunu bilmek gerekir' ilkesini akıllara getiriyor..

Nüfus yoğunluğu bulaşıklığı arttırıyorsa, yoğunluğu azaltmanın, en azından yoğunluğun yaşandığı ortamlardan uzak durulması veya o ortamları seyreltmenin yollarını bulmaktan geçiyor..

Bugün salgın karşısında alınan önlemler ve kamusal alanların kullanımı konusunda yapılan ilk değişiklikler, yarının salgına dayanıklı kentleri konusunda yeterince ipuçları vermekte..

Dünya çapında bir çok kentte insanlara daha geniş alan verebilmek amacıyla çoğu cadde ve sokağın trafiğe kapatılması gündemde..

Salgın sırasında kent sakinlerinin zihin ve beden sağlığı açısından erişilebilir geniş yeşil alanların, parkların, temiz havaya sahip alanların ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı..

Koronavirüs bir başka gerçekle yüzleşmemizi sağladı..

Hijyen kuralı hayatımıza girdiğine göre, parkta soluklanmak, egzersiz yapmak kadar, ellerimizi ne kadar temiz tutabileceğimiz de önemli..

Bu nedenle yerel yönetimlerin, acilen kentlerin her yanına ama özellikle de yaya trafiğinin yoğun olduğu alanlara, parklara, kaldırımlara kalabalıkların olduğu her yerde seyreltme önlemleri yanında hijyen önlemlerini vakit geçirmeden hemen çok sayıda el yıkama üniteleri kurmaları gerekiyor.

Bunlar kentlerin kamusal alanlarında alınması gereken temel ve olmazsa olmaz önlemler..

Bir de okullarda, özel yaşam alanlarımız olan evlerimizde, evlerin bulunduğu apartman ve sitelerde acilen yapılması gereken değişiklikler var..

Örneğin okullarda çocukların oluşturduğu kalabalıkların azaltılması, fiziksel temasın özellikle de karşı karşıya gelmelerinin olabildiğince önüne geçilmesi..

Sınıflardaki öğrenci sayılarının azaltılması (ki gelişmiş ülkelerdeki standartlar 20 öğrenciye bir sınıfı öngörüyor), Türkiye gibi ülkelerde bu hemen sağlanamayacağına göre, vardiyalı eğitime geçilmesi..

Öğrencilerin yaşlarına göre sınıfların ders başlama ve bitim saatleri farklı aralıklara serpiştirilmeli.

Benzer yöntemle servislerin öğrencileri okula getirme ve götürme saatleri de sınıflara göre farklı zamanlarda gerçekleştirilmeli..

Bunlar kısa vadeli önlemler..

Bir de orta ve uzun vadede, sadece öğrencilerin değil, tümümüzün yaşamını etkileyecek değişiklikler ve öngörülen yeni yaşam tarzına göre kentlerin yeniden planlanması gerekiyor..

Oturduğumuz meskenlerden başlayarak, kentlere kadar kısa, orta ve uzun vadede yapılacak değişiklikleri bir başka makalede ele alayım..