Özer RAVANOĞLU

Özer RAVANOĞLU

Mail: ozerravanoglu@gmail.com

YİNE ALGI ÜSTÜNE !!!

Hiç kimse kusura bakmasın. Kimseyle tartışmak düşüncesinde değilim. Tek derdim: kendisini biraz okur yazar sayan arkadaşlarımızın önce bilgi, ama doğru bilgi sahibi olduktan sonra fikir sahibi olmalarıdır.
Herhalde 1965 yılları idi. O yıllarda Ankara Trabzon arasında otobüs seferleri yol kifayetsizliğinden başlamamıştı. Hava muhalefetinden dolayı, yani Erzurum’un karlı ve sisli kış günlerinden dolayı uçak seferleri de her zaman mümkün değildi. Ayrıca Uçakla yolculukta ancak belli gelir düzeyinde olanlar için geçerliydi. Dolayısıyla Ankara’dan Erzurum’a ulaşmak için tek geçerli yol demiryolunu seçmekti.
Evimiz İstanbul’daydı. Erzurum’da askerdim. İstanbul’dan Ankara’ya otobüsle geldim, Ankara’dan Erzurum yolculuğuma trenle devam ettim.
Benimle birlikte ayni mekanda iki subayda Erzurum yolcusuydu. Elbiselerine göre birisi piyade yüzbaşısı diğeri hekim üsteğmendi. Aralarında sohbet ediyorlardı. İster istemez bende konuşmalarına şahit oluyor, kulak misafiri olarak dinlemek mecburiyetinde kalıyordum. Bir ara konuşmaları yaklaşan seçimler hakkında konuşmaya geldi. Yüzbaşı politikacılara güvenim kalmadı. Kime oy vereceğimizi bilemiyoruz? Şaşırdık kaldık deyince Hekim üsteğmen ben de kararsızım ama gene en iyisi Alpaslan Türkeş hiç olmaz ise asker bizden birisi dedi. Yüzbaşı cevaben biraz da üzülerek bende onu düşündüm ama birader O’da Turancıymış dedi. Hekim üsteğmen maalesef diyerek eğiliminden vazgeçti. Tutunacakları dalda kopmuştu.
Ben de yedek subayım, hepimiz ayni elbiselerin içindeyiz.
Söz bu noktaya gelince bende müdahale etme ihtiyacı duydum.
Aziz komutanlarım konuşmalarınızı gayri ihtiyari dinliyorum. Müsaade ederseniz size bir şey sormak istiyorum deyince ikisi de dikkat kesildiler.
Onlara bende oyumu Alpaslan Türkeş’e vermek istiyorum. Üstelik ben Turancıyım. Onu da Turancı olduğu için seviyor, beğeniyorum. Fakat sizin konuşmanızdan Turancılığın çok zararlı bir şey olduğunu hissettim. Turancılık hakkında ki birçok yayınları da okudum ve zararlı bir durum da görmedim. Benim gözümden kaçmış bir durum olabilir, bu durumdan haberdar eder bu hususta beni aydınlatırsanız ben de Turancılıktan vaz geçerim, deyince iki komutan da beklemedikleri bu ifadeler karşısında kısa bir süre şaşkınlık geçirdiler.
Sonra, Yüzbaşı: Alpaslan Türkeş başa geçerse beş milyon Türkistanlıyı Türkiye’ye getirecek, bizim ekmeğimiz zaten bize yetişmiyor, ilkemizde yokluk çekeceğiz dedi.
Sayın Komutanım daha evvel de size ifade ettiğim gibi ben acizane Turancılık hakkında ki bütün yayınları okurum takip ederim. Bu anlattığınız ifadeye hiçbir yerde rastlamadım. Siz bu ifadeyi nerede okudunuz, bana da gösterin, bende yolumu değiştireyim deyince öyle söylüyorlar dedi. Mantığa bakar mısınız?
İkisi de yüksek tahsilli, harbiye mezunu. Tıp fakültesini bitiren doktorumuz veya diğer fakültelerin herhangi birinden mezun olan insanımız da ayni mantık içinde değil mi?
Bu insanlar bizim insanlarımız elbette, çoğunluğu iyi niyetli ama bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan algı kurbanları.

Acaba bu gün ne kadar algı kurbanımız var???

Önce bir ülke kültür emperyalizmi ile sessizce yani silahlı çatışma olmadan işgal ediliyor. Ülkenin, bir başka ülkenin silahlı kuvvetleri ile işgal edilmesi halinde çoban Ahmet’ten Cumhurbaşkanına kadar her kademede ki insanlar vatanının bir işgalle karşılaştığını bilir.
İşgal halini veya işgal teşebbüsünü anlatmakta güçlük çekilmez. Ufak, tefek çatlak sesler çıkabilir ama kahir ekseriyet düşmanını bilir ve silaha sarılarak tavrını ortaya koyar.
Kültür emperyalizmi ise anlatılması da anlaşılması da güç bir olaydır. Her kafadan bir ses çıkar, ülke fertleri arasında devamlı tartışma olur.
Bir taraftan da kültür emperyalizmi faaliyetine devam eder. Dili tahrip olur, edebiyatı tahrip olur, tarihi tahrip olur, musikisi tahrip olur, kadının, erkeğinin kıyafetini Parisli modacılar tayin eder, yani o ülkenin insanlarının kişilik mücadelesi başlar. Benim lise yıllarımda Avukatlar yazıhaneye giderlerdi. Avukatlar on yıl sonra büroya, son yıllarda ise avukatlarımız ofise gitmeye başladılar.

Atatürk’ün nutku neden? Söylev oldu. Gazi Paşanın Nutuk kitabı kaç asır önceden kaldı???
Türkçemizin yılmaz savunucusu değerli şairimiz Yavuz Bülent Bakiler çocuklarıma: Oğlum , Kızım bakın bu kütüphanemizde beş bin cilt kitap var, neden ilgilenmiyorsunuz dediğim zaman dilini anlamıyoruz cevabını aldığını söylüyor. Bu kitaplar geçen asırlardan kalmadı. 1950-1960-1970 hatta 1980 yılında yayınlanan kitaplar bile bu günün gençlerinin çoğuna hitap etmiyor. Bende kısa bir süre olsa da Yüksek Okulda Hocalık yaptım. İki veya üç yıllık bir üniversite talebesine ikmaller ne zaman başlıyor deyince delikanlı ne dediğimi anlamadı bir süre düşündü. Ben ikmalin ne demek olduğunu tarif edince delikanlı, Haa, anladım!! Bütünleme dedi. Zavallı çocuk ikmal kelimesine vakıf değil. Dünkü dilden bu gün ne kadar uzağız. Bu delikanlının akranı olan hangi Alman Göte’yi veya hangi İngiliz Şekspir’i anlamaz. Hatta yıllarca, Sovyet rejimi altında yıllarca kalmış olan Azerbaycanlı her genç eğer yüksek tahsilli ise ki ekseriyeti öyledir, Fuzuli’yi okur ve anlar.
Bir ülkenin gençliğini kültür emperyalizmi bu hale getirirse onu yönlendirmek güç değildir.

Nitekim şu andaki görüntümüz bu kültür emperyalizminin tahribatını açıkça ortaya koymaktadır. Aşağı yukarı elli, altmış yıllık bir çalışma neticesinde teşekkül eden ülkücü camianın haline bakınız. Doğu kültürü ile batı kültürü arasında ki mücadeleyi bilen, Kültür emperyalizmini gören tanıyan, Anadolunun konumu dolayısiyle özel durumunu bir çok toplantılarda dinleyen, Türk milletinin emperyalizmin kucağına düşmemesi için şehitler vererek destanlık mücadele veren Ülkücü camianın haline bakınız. Dolayısiyle genel kültür bakımından biraz daha doğru değerlendirmesi gereken bir camianın bile, bir kısmı maalesef yanlış otobüslere binerek her geçen gün biraz daha birbirinden uzaklaşıyorlar. Hep birlikte güleriz ağlanacak halimize.