haberanaliz
Mustafa GÖKTAŞ

Mustafa GÖKTAŞ

Mail: mustafagoktas006@gmail.com

YOKOLMAYA YÜZ TUTAN HAYVANCILIĞIMIZ!

Etini yiyoruz,  Sütünü içiyoruz, Derisini tekstilde kullanıyoruz, Gübresini ise bahçede. Resmen sıfır atık. Ancak biz hayvancılığımızı geliştiremiyoruz ve hayvancılığımız giderek yok oluyor.

Hayvancılık, doğası gereği tam anlamıyla bir "döngüsel ekonomi" ve sıfır atık modelidir.

Bir canlının her şeyinden faydalanabildiğimiz bu kadar verimli bir sektörü büyütememek, aksine gerilediğini görmek gerçekten üzücü ve düşündürücüdür.

Hayvancılığımızın kronikleşen sorunlarını çözmek ve bu sektörü tekrar ayağa kaldırmak için pansuman tedavilerden ziyade, yapısal ve köklü reformlara ihtiyacımız var.

İşte "Ne yapmalıyız?" temel cevaplarım:

1. Girdi Maliyetlerini Düşürmek (Özellikle Yem)

Hayvancılıkta maliyetin yaklaşık %65-70'ini yem oluşturur. Türkiye'de hayvancılığın en büyük çıkmazı, yem hammaddesinde (soya, mısır vb.) dışa bağımlı olmamız ve döviz kuru arttıkça üreticinin ezilmesidir.

-Mera Islahı: Kamusal ve köy meraları hızla ıslah edilmeli, bedelsiz veya çok düşük maliyetle üreticinin kullanımına açılmalıdır. Hayvan kapalı ahırda hazır yemle değil, merada otlayarak büyümelidir.

Yerli Yem Üretimi: Kaba yem ve kesif yem bitkileri üreten çiftçilere mazot, gübre ve tohum desteği radikal şekilde artırılmalıdır.

2. Planlı ve İstikrarlı Devlet Politikası

Üretici önünü göremiyor. Süt fiyatı baskılanırken yem fiyatı serbestçe artınca, üretici zarar ediyor ve en acısı damızlık süt ineklerini kesime gönderiyor. Ana olmadan dana olmaz; damızlıklar kesilirse hayvancılık biter.

-Süt/Yem Paritesi: 1 litre süt satan bir çiftçi, en az 1.3 - 1.5 kg yem alabilmelidir. Bu denge yasal güvenceye alınmalıdır.

-Desteklerin Zamanında Ödenmesi: Teşvik ve destekler sembolik olmaktan çıkarılmalı ve üreticinin nakit sıkışıklığı yaşadığı dönemlerde zamanında ödenmelidir.

3. Soy Islahı ve Verimlilik Artışı

Bizde hayvan sayısı az değil, ancak hayvan başına alınan et ve süt verimi gelişmiş ülkelere göre düşük.

-Yerli ırkların genetik potansiyeli suni tohumlama ve doğru ıslah projeleriyle artırılmalı.

-Böylece 10 hayvandan alınan verim, doğru ıslahla 5 hayvandan alınabilmeli; bu da hem maliyeti hem de karbon ayak izini düşürür.

4. Gençleri ve Küçük Aile İşletmelerini Tutundurmak

Türkiye'de hayvancılık büyük oranda yaş ortalaması yüksek aileler tarafından yapılıyor. Gençler köyde kalmak, bu ağır işi yapmak istemiyor.

-Genç Çiftçi Teşvikleri: Köyünde hayvancılık yapmak isteyen gençlere SSK/Bağkur primi desteği, vergi muafiyeti ve hibe paketleri sunulmalı.

-Sosyal Yaşam Alanları: Köylerin sosyal, kültürel ve eğitim imkanları iyileştirilmeli ki tersine göç özendirilsin.

5. Çiftçiyi Aracılara Karşı Korumak (Kooperatifleşme)

Üretici eti, sütü ucuza satıyor; tüketici ise markette fahiş fiyatlara alıyor. Aradaki aracılar (komisyoncular, büyük lojistik zincirleri) kârı toplarken, riski alan üretici batıyor.

-Güçlü Kooperatifler: Hollanda veya Danimarka modellerinde olduğu gibi, üreticilerin kurduğu kooperatifler kendi süt işleme tesislerini ve et entegre tesislerini kurabilmeli. Güç birliği şart.

Kısacası; Hayvancılığı bir "gıda güvenliği ve milli beka" meselesi olarak görüp, ithalata dayalı anlık çözümleri tamamen terk etmeliyiz. Üreticiye "Sen üret, zarar etmeyeceksin" güvencesini verdiğimiz gün, bahsettiğimiz o muazzam sıfır atık döngüsü yeniden tıkır tıkır işlemeye başlayacaktır.

Bence bu zincirin en acil koparılması gereken halkası ve tabiri caizse kangren olmuş yeri: 1 Litre Süt / 1.3 Kg Yem dengesidir. Yani maliyet ve fiyat istikrarı.

Neden mi? İstediğiniz kadar gençleri teşvik edin, harika meralar açın ya da en iyi ırkları getirin; bir üretici akşam ahırdan çıkıp hesap kitap yaptığında zarar ediyorsa, o işi sürdürülebilir kılamazsınız.

Bugün hayvancılığın can damarı süt üreticisidir. Süreç şöyle işliyor:

-Süt fiyatı baskılanıp yem fiyatı fırlayınca çiftçi zarar ediyor.

-Zarar eden çiftçi, borcunu ödeyebilmek için elindeki damızlık (dişi) ineği kesime gönderiyor.

-Dişi hayvan kesilince, gelecekte doğacak olan danalar da yok oluyor.

-Bu sefer besilik dana bulamıyoruz, et üretimi çöküyor ve devlet çareyi canlı hayvan veya et ithal etmekte buluyor.

Yani süt üreticisini koruyamadığımız her gün, aslında kendi et sektörümüzün de geleceğini kesip biçiyoruz.

Eğer ben bir karar verici olsaydım ilk gün yapacağım şey şu olurdu: Yem fiyatlarındaki artışı kontrol altına almak (gerekirse yem hammaddesi üreten çiftçiye devasa sübvansiyonlar vermek) ve çiğ süt alım fiyatını, yemin fiyatına endekslemek. Çiftçi bilecek ki yem fiyatı ne kadar artarsa artsın, sütünü sattığında cebine onu kurtaracak para girecek.

Üretici önünü görebilirse, "Ben bu işten para kazanıyorum, ailemi geçindiriyorum" derse, arkasından teknoloji de gelir, genç girişimci de gelir, verimlilik de artar.

İşin temel mantığı bu kadar basit aslında: Üreten insan kazanacak ki üretmeye devam etsin. Kumar oynar gibi "Bu ay zarar mı edeceğim, kâr mı?" stresiyle ne hayvancılık yapılır ne de ülke doyurulur.

Bu döngüyü tersine çevirmek bizim elimizde. Toprağa, hayvana ve en önemlisi o hayvanın kahrını çeken çiftçiye hak ettiği değeri verdiğimiz gün, ithalatı değil ihracatı konuşmaya başlarız.

Umarım üretenin, tüketenin kıymetinin bilindiği günleri en kısa sürede görürüz!

Baki Selam ve Dua ile.

MUSTAFA GÖKTAŞ

Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)

Çevre Ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı