haberanaliz

“Hem Bir Bilim Hem Bir Uygulama Hem de Bir Hareket Olarak Agroekoloji!”

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
“Hem Bir Bilim Hem Bir Uygulama Hem de Bir Hareket Olarak Agroekoloji!”
Hasat Türk Gazetesi olarak dünyada ve ülkemizde her geçen gün değeri anlaşılmaya başlayan ve kendine daha fazla uygulama şansı bulmaya başlayan agroekoloji ve yazdığı son kitabı “Başka Bir Tarım Politikası ve Agroekoloji” konusunda, bu alanda öncü ve özgün çalışmalar yapan Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Tayfun Özkaya ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Dünya ve ülkemiz tarımının büyük fotoğraflarının çekildiği ve derslerle dolu söyleşiyi aşağıda sunuyoruz;

Agroekolojinin kısa tarihçesi, geniş bir tanımı ve uygulama alanları konusunda neler söylenebilir?

Agroekoloji terimi bileşenlerine ayrılırsa Latince “agro” tarla veya tarım, “eko” ev veya çevre, “loji” bilim demektir. Endüstriyel tarım büyük ölçüde işletme dışından satın alınan tarım kimyasallarına, şirket tohumlarına, büyük tarımsal makinelere, yoğun su kullanımına dayanırken, agroekoloji ekolojik bilgilere dayanmaktadır.  Agroekoloji bir yandan halkın bilgisine, diğer yandan ise bununla uyumlu bilimsel bilgiye dayanmaktadır. Agroekoloji çağdaş olarak hem bir bilim hem bir uygulama hem de bir harekettir. Agroekoloji bir bilim olarak; öncelikle biyolojik, biofizik, ekolojik, sosyal, kültürel, ekonomik ve politik mekanizmaları, fonksiyonları, ilişkileri ve tasarımları kullanarak bir agroekosistemin çalışmasını açıklamaya çalışan ve inceleyen; bir uygulamalar takımı olarak tehlikeli kimyasalları kullanmadan daha sürdürülebilir şekilde tarım yapmaya izin veren; bir hareket olarak tarımı ekolojik olarak daha sürdürülebilir ve sosyal olarak adaletli yapmayı araştıran bir anlayıştır.

Agroekolojinin kısa tarihçesi

Agroekoloji kavramının ilk defa kullanılmaya başlandığı 1930’lu yıllardan başlayarak 1960’lı yıllara kadar olan ilk dönemde tarla ölçeğinde daha çok tarımsal üretimde kullanılan ekolojik yöntemler ve zararlı yönetimi olarak tanımlanmıştır. 1980’lerin sonunda ise agroekoloji kavramı çerçevesinde çiftlik düzeyinde agroekosistem yaklaşımı gündeme gelmiştir. Bu kapsamda üretimde kullanılan sentetik kimyalların ve diğer endüstriyel girdilerin doğal kaynaklar ve çevre üzerindeki etkileri üzerinde durulmuştur.

Agroekoloji kavramının kurumsallaşmaya ve yerleşmeye başladığı dönem ise 1990’lı yıllar olmuştur. Bu yıllarda agroekoloji ile ilgili çok sayıda araştırma yapılmış, çalışma yayınlanmış ve konuyla ilgili yükseköğretimde verilen derslerin sayısı artmıştır. Ayrıca Brezilya’da Rio de Jenerio’da 1992 yılında yapılan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı da bu süreçte etkili olmuştur. 2000’li yıllarla birlikte agroekoloji bugünkü gıda sistemi yaklaşımı çerçevesinde tarif edilmeye başlanmıştır. Ekolojik, ekonomik ve sosyo-politik boyutları da olan bu yaklaşım bir anlamda tüm gıda sisteminin ekolojisini kapsamaktadır. Böylelikle agroekoloji ekoloji ve tarım bilimlerindeki sağlam köklerden, disiplinlerarası, katılımcı ve eyleme yönelik yaklaşımlarla entegre ederek, tarım-gıda sistemini etkileyen politik-ekonomik koşullarla ilgilenmeyi amaçlayan bir çerçeveye kavuşmuştur. Dünyadaki bu gelişmelere karşılık ülkemizde Ziraat Fakültelerinde 1970 öncesi kürsü olarak bulunan agroekoloji şirket tohumları ve tarım kimyasallarına dayanan yeşil devrim ile adeta unutturulmuştur.

Tarihsel dönüm noktaları

Büyük ölçüde bir örnek ve önemli kısmı hibrit olan tohumlar ile sentetik tarım kimyasallarının kullanımına dayanan yeşil devrim ile birlikte sulanabilen alanlarda verimlilik artışları sağlanmasına rağmen, özellikle sulanamayan alanlarda verimlilik artışlarında sınırlı kalınmış, ayrıca büyük ekolojik, ekonomik ve sosyal sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu dönemde agroekoloji geriye itilmiştir. Yeşil devrimin sakıncaları ve problemleri ortaya çıktıkça agroekoloji tekrar bir canlanma içine girmiştir. Bu canlanmaya katkı veren bir grup araştırmacı,  sivil toplum kuruluşu ve ekolojik çiftçiler on yıllar boyunca yok sayıldı ve ciddiye alınmadı. Son yıllarda ise iklim sorunu, endüstriyel tarımdaki verim durgunluğu, hatta gerilemeleri; şirketleri ve bazı uluslararası kuruluşları endüstriyel tarımı temel olarak koruyarak agroekolojiyi kullanma düşüncesine itti. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Kuruluşu (FAO) yönetiminde Roma’da 2014 yılında “Gıda Güvenliği ve Beslenme Üzerine Uluslararası Agroekoloji Sempozyumu” ilk toplantısı yapıldı. ABD sempozyumu önce engellemek sonra da sınırlandırmak için çaba gösterdi. FAO direktörü sempozyumda agroekolojiyi içeriğinden soyutlayarak şirketlerin işine yarar hale getirilmesi konusundaki niyetlerini açığa vuran bir konuşma yaparak GDO’lar gibi agroekolojinin de yararlı olabileceğini belirtti. Bunun üzerine köylü kuruluşlarının uluslararası örgütü olan La Via Campesina, Batı Afrika’da Mali Nyeleni’de 24-27 Şubat 2014’de Uluslararası Agroekoloji Forumunu düzenledi. Buna katılanlar agrekolojinin endüstriyel tarımın kullanacağı bir araç takımına indirgenmesine karşı çıkarak, agroekolojiyi endüstriyel gıda üretimini, halk ve çevre için iyi bir gıda sistemine dönüştürmek amacıyla bir kaldıraç olarak kullanacaklarını belittiler.

Dünyada ve ülkemizde agroekolojiye (kamunun, toplumun ve tarım ve gıda sistemi paydaşlarının) bakış açıları nelerdir?

Dünyada ve ülkemizde genel olarak hâkim tarım sistemi endüstriyel tarımdır. Şüphesiz bunda ekonomik ve politik iktidara sahip olan büyük gıda ve tarım şirketleri, büyük iç ve dış ticaret şirketleri, zincir marketlerin büyük çıkarları bulunmaktadır. Dünyada ve ülkemizde hâkim tarım, gıda ve ticaret politikaları ve özellikle tarım politikaları endüstriyel tarım sistemini desteklemeye yöneliktir. Örneğin tarımsal destekler çiftçi eline geçen fiyatları ve çiftçilerin girdilere ödediği fiyatları etkilemeyecek tarzda oluşturulmaktadır. Bu nedenlerle agroekolojiyi iktidarlar bir hayal olarak göstermeye çalışmakta, arkeolojinin dünyayı besleyemeyeceği argümanını ileri sürmektedirler. Yaklaşımları önce agroekolojiyi görmekten kaçınmak, daha sonra alay etmek, son olarak ta bazı tekniklerini alarak (işlemesiz tarım gibi) endüstriyel tarımı korumaya çalışmak yönünde olmaktadır.  Ancak dünyada yaygın başarı örnekleri bulunmaktadır. Metis yayınları içinde yayınlanan “Agroekoloji: Başka Bir Tarım Mümkün” kitabımızda bunları yeterince açıkladık.

Son çalışmalarınızdan birisi olan “Başka Bir Tarım Politikası ve Agroekoloji” kitabınızdan biraz bahseder misiniz?

Bu kitapta hangi soruları cevaplamaya çalıştığımı kısaca anlatmaya çalışayım;

  • Buğdayda neden ülke ihtiyacını tam olarak karşılayamıyoruz? Türkiye dünyanın en büyük makarna ve un ihracatçıları içine girmiş olsa da makarna ihraç fiyatlarımız neden dünya fiyatlarının yarısı düzeyinde seyrediyor? Buğday ve çay da ekolojik sorunlar ve tarım politikaları nasıl üretime ayak bağı oluyor?
  • Cargill’in de içlerinde olduğu üçü ABD’de, biri de Fransa kökenli ve ABCD şirketleri denilen dört büyük gıda şirketi nasıl dünya tarım ve ticaret politikalarına hâkim olabiliyorlar? Neoliberal dönemde ABD ve Türkiye tarım politikalarında temel değişiklikler neler oldu? ABD’deki şirketler pamuk, buğday, mısır, soya, pirinç gibi ürünleri çiftçiden maliyetin altında satın aldıkları halde çiftçiler nasıl olup da kısmen üretime devam edebiliyorlar? Bu konuda Türkiye tarımında da benzer bir durum var mı?
  • ABD’li bu gıda devleri damping yapıyorlar. Uluslararası ticaret kurallarına göre dampingin farklı tanımları var mı? ABD işene gelen bir tanımı mı kabul ettirmeye çalışıyor? Damping uluslararası ticaret anlaşmalarına göre yasak olduğu halde neden bu uygulama devam edebiliyor? ABD’li gıda şirketleri ürünlerin şirketlere maliyetinin altında ihraç fiyatları belirlediği halde nasıl yüksek kârlar elde edebiliyorlar?
  • Tarım Kanunumuz neden çiftçi eline geçen fiyatlara destek olmaktan yana değil? Tarım kanunun neoliberal özellikleri nerede gizli? Kanunun öngördüğü destek de yapılmıyor ama sadece tarımsal destekleri arttırmak çiftçi gelirlerini arttırabilir mi? Alternatif bir tarım politikası nasıl olmalı? Tarım politikasında taktik ve strateji ne anlama geliyor?
  • Agroekoloji bir ütopya mı, yoksa gerçekçi bir alternatif mi? Agroekolojik sistemde verim nasıl? Bu konudaki araştırmalar neyi gösteriyor? Dünyadaki başarılı uygulamalar bize ne öğretiyor? Gerçekten agroekolojik tarım dünyayı doyurur mu? Küresel iklim değişikliğini engelleme ve uyum gösterme konusunda ne gibi potansiyele sahip? Halk sağlığı açısından önemi nedir? Agroekoloji sosyal konulara ne denli önem veriyor? Agroekolojiyi yaymak için nasıl bir yol izlemeli? Değişik bir tarımsal yayım yaklaşımı gerekiyor mu?

Kitap bu sorulara yanıt vermeye çalışıyor.

Kitabınızın temel kapsamı, bileşenleri, hedefleri ve önermeleri nelerdir?

ABD’nin desteklediği buğday, mısır, pirinç, soya, pamuk gibi ürünlerde damping uygulaması birçok ülkede bu ürünleri üreten çiftçileri iflasa sürüklemekte, ABD’ye bağımlı bir gıda sistemi kurulmaktadır. Bu şirketler uzun vadede bu ülkelerin piyasalarını ele geçirmekte ve düşük fiyatlarla satın aldıkları bu ürünleri işleyerek nişasta bazlı şeker, etanol, et, yumurta, gıda sanayinde kullanılan çok sayıda ürün ve çok değişik gıda maddeleri elde etmekte, satmakta veya bu ürünleri üreten diğer şirketlere hammadde veya kısmen işlenmiş ürün satarak çok daha yüksek düzeyde kârlar elde etmektedirler. Hammadde ürünlerde dampingli ürün ihracatının; değişik ülkelerde ve bu arada Türkiye’de çiftçi eline geçen fiyatların düşük olarak belirlenmesine yol açan bir tarım politikasının sürdürülmesini teşvik ettiği söylenebilir.

“Çiftçi hapishanesi”

Var olan tarımsal durumdan memnun olmayan politikacılarımızın diğer bir kısıtlılığı da tarım sistemleri konusudur. Çiftçilerimizin önemli bir çoğunluğu endüstriyel tarım sistemini uygulamaktadır. Ancak bu sistem çiftçiler için bir hapishanedir. Endüstriyel girdiler şirketlerin elindedir. Geçmişte gübre, yem, tarım ilacı vb. endüstriyel girdileri üreten ve pazarlayan kamu kuruluşları özelleştirilmiştir. Ayrıca bu girdilerin ya kendileri ya da hammaddeleri ithal olduğundan TL’nin aşırı değer kaybı fiyatlarını roket gibi artırmaktadır. Benzer şekilde tarımsal ürünleri satın alan SEK, TMO gibi kamu kuruluşları (tarımsal KİT’ler) ve Tarım Satış Kooperatifleri özelleştirme, küçülme gibi değişikliklerle fiyatları belirleme konusunda etkisiz duruma gelmiştir. Böylece çiftçilerin eline geçen fiyatlar çok yetersiz düzeyde oluşmaktadır. Çiftçi eline geçen ürün fiyatları ve ödedikleri endüstriyel girdi fiyatlarından oluşan makas çiftçiyi ezmektedir. Bu makas arasındaki çiftçinin tarımsal geliri yıllar geçtikçe daralmakta, bazı yıllar, bazı ürünlerde negatif olmaktadır. Bu da çiftçilerin bir kısım tarım alanını boş bırakmalarına ve önemli sayıda çiftçinin tarımdan çekilmelerine yol açmaktadır. Endüstriyel tarım sisteminin alternatifinin; girdileri tarım içinden sağlama ve ekolojik dengeleri oluşturarak endüstriyel tarım girdilerinden vazgeçme ve ürünlerin aracılar yerine kooperatifler, topluluk destekli tarım grupları, ekolojik köylü pazarları yoluyla pazarlanmasını öneren agroekolojik bir tarım sistemi olduğu açıktır. Bu gelişme çiftçi eline geçen fiyatları arttırırken, masrafları kısacaktır. Sonuç tarımsal gelirlerin artması, tarımın gerek üretirken gerekse de ürünleri ile insan ve çevre sağlığına uygun bir hale gelmesidir. Endüstriyel tarım sisteminden agroekolojik tarım sistemine ve gıda egemenliği dediğimiz toplulukların, ülkelerin kendileri için uygun tarım politikalarını ve gıda sistemlerini belirleyebilme hakkına geçiş şüphesiz bir yılda olmayacaktır. Sorun, politikacılarımızın önemli bir kesiminin agroekoloji dendiğinde organik tarımdan söz edildiğini düşünmeleri, bu sistemi gerçekçi ve kısa sürede sonuç alacak bir seçenek olarak düşünmemeleridir. Bir çoğu ekolojik tarımın sadece amatörler tarafından uygulanan 200-300 metrekare gibi bir alanda başarılı olacağı düşüncesindedir. Agroekolojide verimin düşeceği düşüncesi doğru değildir. Bazı çiftçilerde ilk bir iki yıl görülebilir. Bu da önlenebilir. Ancak giderek verim artmakta ve özellikle kurak geçen yıllarda endüstriyel tarımdan çok daha yüksek gerçekleşmektedir. Küresel iklim değişimi ile karşı karşıya olduğumuz dikkate alınırsa bu çok önemlidir. Verim ile ilgili çok sağlam araştırmalar bulunmaktadır.

Agroekolojinin geleceğine ilişkin neler söylenebilir?

Dünya ve Türkiye bir yandan ekonomik diğer yandan ekolojik bir kriz içindedir. Endüstriyel tarım her iki krizi de derinleştirmektedir. Agroekoloji hem bir bilim hem bir uygulama hem de bir hareket olarak bu krizlere bir cevap oluşturmaktadır. Agroekoloji toprağa karbon bağlayarak küresel iklim krizini engelleyecek bir potansiyele sahiptir. Agroekoloji dünyayı serinletir. Diğer yandan mazot, tarım ilaçları, kimyasal gübre vb. endüstriyel girdilerin yerine ekolojik bilgiyi ve çiftlik içinden girdileri kullanarak maliyeti düşürecek, verimi arttıracaktır. Toplulukların, ulusların kendileri için yararlı tarım politikalarını ve tarım-gıda sistemlerini belirleyebilme hakları olan gıda egemenliğini savunan agroekoloji tüketim kooperatifleri, üretim kooperatifleri, gıda grupları, ekolojik köylü pazarlarını geliştirerek diğer yandan tüketicilere de makul fiyatlarda sağlıklı gıda ulaştırma hedefine sahiptir. Dünyanın bazı köşelerinde kitlesel ve başarılı uygulamaları olan agroekoloji ne kadar kısa zamanda dünyada ve ülkemizde hâkim olursa o kadar iyi olacaktır.   

İÇERİK VE KAYNAK:

https://hasatturk.com.tr/2026/07/hem-bir-bilim-hem-bir-uygulama-hem-de-bir-hareket-olarak-agroekoloji/ 


Tevfik Diker: Uyan Türkiyem!Önceki Haber

Tevfik Diker: Uyan Türkiyem!

Bakan Gürlek'ten Yazıcıoğlu dosyası açıklaması: Soruşturmanın ucu nereye uzanırsa uzansın sonuna kadar gideceğizSonraki Haber

Bakan Gürlek'ten Yazıcıoğlu dosyası açık...

Başka haber bulunmuyor!