GENÇLERE VASİYETİM: BİZ YAŞADIK, SİZ YAŞAMAYIN
Bugün 12 Eylül…
Takvimde sıradan bir gün gibi görünen bu tarih, benim için bir ömrün en acı sayfalarından biridir.
Bugün 65 yaşındayım.
İnsan 65 yaşına gelince geriye dönüp hayatına daha başka bakıyor. Gençlikte uzun zannettiğimiz ömür, meğer göz açıp kapayıncaya kadar geçiyormuş.
Bugün dönüp baktığımda, ömrümün baharını görüyorum.
Lise çağlarında başlayan ülkücü mücadeleyi…
Ocak başkanlığını…
Vatan, millet ve devlet sevgisiyle geçen gençlik yıllarını…
Ve ardından gelen o karanlık günleri…
12 Eylül'ü…
Cezaevlerini…
Demir parmaklıkların ardında geçen yedi yılı…
Yedi yıl…
Bir insanın hayatında ne demektir bilir misiniz?
Bir çocuğun büyümesidir.
Bir gencin delikanlılıktan olgunluğa geçmesidir.
Bir annenin evladını beklerken yaşlanmasıdır.
Bir babanın saçlarına ak düşmesidir.
Bir ömrün en güzel yıllarının geri gelmemek üzere geçip gitmesidir.
Ben o yedi yılı yaşadım.
Suçsuz olduğumuz kanaatiyle, yıllar sonra özgürlüğümüze kavuştuk.
Ama özgürlük geldiğinde gençliğimiz gelmedi.
Giden yıllar geri dönmedi.
O günlerde hepimiz gençtik
Ben ülkücüydüm.
Karşımızda devrimci gençler vardı.
Bize birbirimizi düşman olarak gösterdiler.
Aynı memleketin çocuklarını karşı karşıya getirdiler.
O günlerde bunu bütün çıplaklığıyla göremedik.
Çünkü gençtik.
Öfkeliydik.
İnandığımız fikirler uğruna mücadele ediyorduk.
Fakat yıllar sonra, aynı acıların içinden geçmiş insanlar olarak şunu daha iyi anladık:
Biz birbirimizin düşmanı değildik.
Biz aynı ülkenin çocuklarıydık.
Aynı toprağın üzerinde büyümüştük.
Aynı gökyüzünün altında yaşıyorduk.
Hepimizin annesi, babası, kardeşi vardı.
Hepimizin hayalleri vardı.
Ve sonunda kaybeden yalnızca ülkücüler veya devrimciler olmadı.
Türkiye kaybetti.
Türkiye'nin gençliği kaybetti.
Aileler kaybetti.
Devlet zarar gördü.
Millet perişan oldu.
Bugün size neden bunları anlatıyorum?
Çünkü bazı şeyler unutulursa yeniden yaşanabilir.
Ben 65 yaşındayım.
Benim gençliğim geri gelmeyecek.
Ömrümün baharından çalınan yedi yıl geri gelmeyecek.
Fakat sizlerin gençliği henüz önünüzde.
İşte bu yüzden size kızgınlıkla değil, tecrübeyle sesleniyorum.
Sakın birbirinize düşman olmayın.
Sakın size “öteki” diye gösterilen insanı hemen düşman kabul etmeyin.
Sakın sosyal medyada gördüğünüz her görüntüye, duyduğunuz her söze inanmayın.
Sizi öfkelendirmek isteyenlere karşı aklınızı kullanın.
Sizi birbirinize kırdırmak isteyenlere karşı uyanık olun.
Çünkü bugün kavga yalnızca sokakta çıkarılmıyor.
Bazen bir telefon ekranından çıkarılıyor.
Bir paylaşım, bir yalan, bir provokasyon, bir kışkırtma binlerce insanın öfkesini harekete geçirebiliyor.
Teknoloji değişti ama insanları birbirine düşürmenin yöntemi değişmedi.
Ben hâlâ ülkücüyüm
Bunu özellikle söylüyorum.
Ben ülkücüyüm.
Bu kimliğimden hiçbir zaman utanmadım.
Vatanımı sevdim.
Milletimi sevdim.
Devletimi sevdim.
Türk milletinin geleceği için mücadele ettim.
Fakat yaşadıklarım bana bir şeyi daha öğretti:
Vatan sevgisi, başka vatan evlatlarından nefret etmek değildir.
Ülkücülük benim için hiçbir zaman kin ve düşmanlık olmadı.
Ülkücülük;
vatanı sevmektir,
milleti sevmektir,
devlete sahip çıkmaktır,
haksızlığa karşı durmaktır,
adaleti savunmaktır,
gerektiğinde kendi nefsinden vazgeçebilmektir.
Ve bütün bunların yanında insanı sevmektir.
Bugün geçmişte karşı karşıya geldiğimiz devrimci kardeşlerimize baktığımda da aynı şeyi düşünüyorum:
Onlar da bu ülkenin çocuklarıydı.
Biz de bu ülkenin çocuklarıydık.
Keşke o günlerde bunu daha iyi anlayabilseydik.
Devletimize sahip çıkalım
Türkiye'nin güçlü bir devlete ihtiyacı vardır.
Ama güçlü devlet yalnızca güçlü ordudan, güçlü güvenlikten veya güçlü otoriteden ibaret değildir.
Güçlü devlet; adaleti güçlü olan devlettir.
Vatandaşının hukukuna güvenebildiği…
Gençlerinin geleceğe umutla bakabildiği…
Çalışanın emeğinin karşılığını alabildiği…
Devlet kapısında hakkını arayan insanın kendisini çaresiz hissetmediği…
Farklı düşünen insanların korkmadan konuşabildiği…
Kısacası vatandaşının devletine güvendiği devlet güçlüdür.
Devletimizi sevelim.
Ama devleti güçlü kılanın hukuk, adalet, liyakat ve milletin devlete duyduğu güven olduğunu da unutmayalım.
Demokrasiye sahip çıkın
Ben demokrasinin kıymetini kitaplardan öğrenmedim.
Hayatın içinden öğrendim.
Özgürlüğün ne demek olduğunu özgürlüğüm elimden alındığında anladım.
Hukukun ne kadar önemli olduğunu hukukun dışında kaldığımız günlerde anladım.
Bu nedenle gençlere en büyük vasiyetlerimden biri şudur:
Demokrasiye sahip çıkın.
Sizin gibi düşünmeyen insanın da konuşma hakkını savunun.
Sizin sevmediğiniz insanın da hukukunu koruyun.
Sandığa, milli iradeye, hukuka ve temel haklara sahip çıkın.
Çünkü demokrasi herkesin aynı düşünmesi değildir.
Demokrasi, farklı düşüncelerin kavga etmeden bir arada yaşayabilmesidir.
Türkiye üzerinde oyunlar mı var?
Elbette Türkiye'nin zayıflamasını isteyenler olabilir.
Dışarıdan hesap yapanlar olabilir.
İçeriden fırsat kollayanlar olabilir.
Türkiye'nin ekonomik, siyasi veya toplumsal sorunlarından yararlanmak isteyenler çıkabilir.
Ama burada çok önemli bir gerçeği unutmayalım:
Bizi bizden başka kimse bölemez.
Birileri bizi birbirimize düşürmeye çalışabilir.
Fakat biz aklımızı kullanırsak, kardeşliğimizi korursak, hukuka ve demokrasiye sahip çıkarsak, hiçbir provokasyon bizi kolay kolay teslim alamaz.
Türkiye'nin en büyük gücü tankı, tüfeği veya ekonomisi kadar milletinin birlik ve beraberliğidir.
Gençlere son sözüm
Ben 65 yaşındayım.
Artık hayatın ne kadar hızlı geçtiğini biliyorum.
Bir zamanlar gençtik.
Geleceğin hiç bitmeyeceğini zannederdik.
Bugün aynaya baktığımda o genç adamı arıyorum.
Gözlerimin içinde hâlâ onu görüyorum.
Ama saçlarıma düşen aklar bana başka bir şey söylüyor:
Ömür geçti.
Benim gençliğim geri gelmeyecek.
Cezaevinde geçen yedi yılım geri gelmeyecek.
Kaybettiğim yılları geri alamam.
Fakat yaşadıklarımı bir nasihate dönüştürebilirim.
İşte size vasiyetim:
Birbirinize düşman olmayın.
Vatanınızı sevin.
Milletinizi sevin.
Devletinizi koruyun.
Bayrağınıza sahip çıkın.
Demokrasiyi ve hukuku savunun.
Farklı düşünene tahammül edin.
Provokasyonlara kanmayın.
Sizi birbirinize düşürmek isteyenlere fırsat vermeyin.
Ve unutmayın:
Bir ülkede gençler birbirine düşerse, o ülkenin geleceği yara alır.
Bir ülkede gençler birbirine sahip çıkarsa, o ülkenin geleceği aydınlık olur.
Biz ömrümüzün baharında bunun bedelini ödedik.
Siz ödemeyin.
Biz kaybettik.
Siz kazanılmış bir Türkiye'ye sahip çıkın.
Biz acı çektik.
Siz huzur içinde yaşayın.
Biz gençliğimizi kaybettik.
Siz gençliğinizi Türkiye'nin geleceğini kurmaya harcayın.
Ve ne olur…
Bir gün siz de bizim yaşımıza geldiğinizde geriye baktığınızda:
“Keşke birbirimizle kavga etmeseydik” demeyin.
“Keşke birbirimizi daha çok sevseydik” deyin.
“Keşke ülkemiz için daha çok çalışsaydık” deyin.
“İyi ki Türkiye'ye sahip çıktık” deyin.
Benim bütün dileğim budur.
Bir daha asla…
12 Eylül'ü unutmayalım.
Ama intikam için değil.
Kin için değil.
Yeni düşmanlıklar üretmek için hiç değil.
Ders almak için hatırlayalım.
Bir daha hiçbir Türk genci, hangi siyasi görüşten olursa olsun, kardeşine düşman edilmesin.
Bir daha analar evlatlarının ardından ağlamasın.
Bir daha gençlerin ömrü demir parmaklıkların arkasında çürümesin.
Bir daha devletimiz böylesine ağır yaralar almasın.
Bir daha milletimiz böyle bir kardeş kavgasına sürüklenmesin.
Bir daha 12 Eylül'ler yaşanmasın.
Ben 65 yaşındayım.
Ömrüm geldi, geçti.
Ama hâlâ bir umudum var:
Bizim çektiğimiz acılar, sizlerin huzuruna vesile olsun.
Ve bu ülkenin gençleri, bizim bıraktığımız yerden daha güzel bir Türkiye'yi inşa etsin.
Allah bu millete bir daha böyle acılar göstermesin.
Geçmişte hayatını kaybeden, acı çeken, haksızlığa uğrayan bütün insanlarımızı rahmetle, saygıyla ve dualarla anıyorum.
Hangi görüşten olursa olsun…
Çünkü artık biliyorum:
Acının tarafı yoktur.
Gözyaşının ideolojisi yoktur.
Evlat acısının siyaseti yoktur.
Ve bu vatan hepimizin.
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti.
Allah Türk milletinin birliğini, devletimizin bekasını daim eylesin.
Bir daha asla!
Allah devlete ve millete zeval vermişin.
Devamı Devlet, Nasibi Cennet, Bekayı İmân, Rızayı Rahman..
Baki Selam ve Dua ile.
MUSTAFA GÖKTAŞ
Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)




























