Barış Günü’nde genel af çağrısı yapıyorum!

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
Barış Günü’nde genel af çağrısı yapıyorum!
1 Eylül Barış Gününde Barış Fırsatı Kaçırılmamalı!Değerli basın mensupları bugünkü basın toplantımıza başlıyoruz. Öncelikle bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü. Bu konuda söyleyeceklerimiz var. Bir insan hakları savunucusu, bir barış sevdalısı olarak Dünya Barış Günü’nün son derece önemli olduğunu ve insanlığın bu yılda bir kez gelen fırsatı kaçırmaması gerektiğini söylüyorum.

“Savaş Kaybettirir, Barış Kazandırır”

Sorunlar var gerek bireyler arasında gerek toplumlar arasında sorunlar olur, gerek ulusal gerek uluslararası düzeyde sorunlar olur, savaşlar, çatışmalar, kan, gözyaşı olabilir ama insanlığın amacı barışa ulaşmaktır. Başka bir yolu yok! Tarih boyunca bireyler toplumlar kavga etmiştir, ulusal uluslararası çatışmalar olmuştur ve bunlar hep acılarla sonuçlanmıştır. Otoriter yöneticiler kendi hakimiyetlerini arttırmak için insanların kanını dökme pahasına büyük savaşlar vermiştir, sorunları kendi istedikleri şekilde devam ettirmek için çözümsüz bırakmıştır ve çatışmalar devam etmiştir! Bunlar olmaz! Artık 21. Y.Y.’dayız, artık insanlık insan hakları evrensel beyannameleri oluşturuyor, artık insanlık dünya savaşlarından çok çekti, bölgesel çatışmalardan çok çekti, şu anda devam eden çatışmalar, savaşmalar var ama bunların hepsine dur diyoruz! 1 Eylül Barış Günü’nde tüm çatışmalara, savaşlara, kana, gözyaşına bir insan hakları savunucusu olarak dur diyorum ve “Savaş Kaybettirir, Barış Kazandırır” diyorum.

Önce devlet sonra da PKK üzerine düşeni yapmalı, kan ve gözyaşı sona ermeli!

Biz Türkiye’de sorunların olduğunu dini ve etnik ayrımcılıklardan dolayı sorunların olduğunu ve bundan dolayı çatışmalar çıktığını da biliyoruz. Birçok alanda ister çatışma çıksın, ister çıkmasın; sorunların olduğu bir yerde barış yoktur! İster silahlar konuşsun, isterse de iktidarlar muhalif düşüncelerinden dolayı insanları kıyasıya zindanlara doldursun, işte oralarda barış yoktur ve mutlaka bunlara çözüm bulunması gerekir. Biz Türkiye’de şu anda birçok meselede sıkıntılar olduğunu, haksızlıklar olduğunu, dini, etnik ayrımcılıkları olduğunu, vatandaşın devlete karşı çok önemli itirazlarının olduğunu ve bunun önemli derecede karşılanmadığını ve bundan dolayı vatandaşların önemli bir bölümünün üstünlük yaşadığını ve itiraz ettiğini, bütün bunların sonunda da birtakım çatışmaların silahın ortaya çıktığını görüyoruz. İşin doğrusu biz Türkiye’de şu anda Kürt meselesinin çözümsüzlüğünden kaynaklanan çatışmaların bir an evvel bitmesi gerektiğini 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde tekrar söylüyoruz. Neredeyse 50 yıla doğru, ilerleyen Türkiye’de Kürt meselesi kaynaklı bir sonuç olarak ortaya çıkan çatışmaların, ölümlerin, kanın, gözyaşının hiçbir anlamı olmadığını ve bir çözümsüzlük getirdiğini, bundan dolayı çatışmaların durması gerektiğini, anayasal değişiklikler ve çözüm yolunda insan hakları eksenindeki bir çözüm yolunda adım atılması gerektiğini net bir şekilde söylüyoruz. Açık bir şekilde 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde çağrımı söyleyeyim; devlet yetkililerinin Kürt meselesinde anayasal değişikliklerle vatandaşlık tanımının adil ve eşit bir şekilde tanımlanması yolunda adım atması, anayasal ve yasal değişikliklerin gerçekleşmesi gerekir. Ana dilinde eğitim konusunda mutlak suretle somut adımlar atılmalı ve bu ülkeyi birleştirici, bütünleştirici çalışmalar yerine getirilmelidir. Silahlı çatışma içinde bulunan örgüt ise mutlak surette silahını bırakmalı ve ülkeye barış ortamına girmelidir. Biz daha önce de söyledik; halen çatışmaları sürdüren örgütün PKK’nın mutlak suretle silahı bırakması ve 1 Eylül Barış Günü’nde sorunlarımızı artık Meclis’te çözmemiz gerekiyor. Çatışmanın ölümün, kanın hiç kimseye bir faydası yok. Artık çözümün olması gerektiği bir zaman dilimindeyiz, artık barış günündeyiz, artık barış zamanındayız ama her kesimin de adım atması gerekiyor! Devlet yetkililerinin yanlışlarından tek tipçi zihniyetten kurtulup çoğulcu ve hakkaniyetli bir sisteme geçmesi gerekiyor, yıllardır silahlı örgüt şeklinde devlete karşı isyan eden ve çatışmaları sürdüren PKK’nın da bir an evvel silahı bırakması ve barış ortamının sağlanmasına hizmet etmesi gerekir. Net bir şekilde de bunu söylüyorum.

1 Eylül Barış Günü’nde genel af çağrısı yapıyorum!

1 Eylül Dünya Barış Günü’nde söylediğimiz toplumsal barışın sağlanmasıdır. Bunun için iktidarın siyasi emellerine hizmet etmek için adil olmayan yargılamaları kullanmasının bitirilmesidir. Bunun neticesinde cezaevlerine insanlar doluyor ve milyonlarca insan acılar yaşıyor çünkü iktidar kendi istediğini dayatmak, sürdürmek istediği için. Biz 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla şu çağrıyı önemli bir şekilde yapalım; 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde genel af ilan edilmesi gerektiğini söylüyorum. 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla ülkemizdeki yüz binlerin rüyası olan, milyonlarca kişiyi etkilemiş olan adil olmayan yargılamalar ve cezaevleri gerçeğinin artık bitirilmesi, genel af ilan edilmesi gerekiyor! Cumhuriyetin 100. Yılına girerken ve 1 Eylül Barış Günü’nde bu çağrımı net bir şekilde altını çizerek söylüyorum. 1 Eylül Barış Günü’nde genel af çağrısı yapıyoruz ve bunun da son derece önemli olduğunu söylüyorum. Adli ve siyasi ayrımı yapılmaksızın ülkedeki siyasi meseleleri bitiren, ülkedeki sosyo ekonomik meselelerden kaynaklanan adli ve siyasi suçlar, düşünceden rahatsız olunarak insanlara verilen siyasi suçlar, sosyo ekonomik sebeplerden kaynaklı adli suçlarda önemli bir şekilde genel af yapılması gerekiyor ve ayrım da yapılmaması gerekiyor. Adli, siyasi ayrımının da yapılmaması gerekiyor. Bundan 2.5 yıl önce Meclis’te infaz indirim yasası adı altında çıkan ve aslında bir af yasası olan bu yasadan çok daha ileri ve adil bir şekilde 1 Eylül’de genel affın Türkiye’de konuşulması gerektiğinin altını çiziyorum.

Kendi berbat ettikleri ekonominin faturasını vatandaşın cebinden çıkaran bir anlayış var!

Her gün, her gün zam haberleri ile uyanıyoruz. Bu sabahta yine iktidarın vatandaştan çıkardığı bir bedelin haberini öğrenerek uyandık. Doğalgaza %20,4 elektriğe konutlarda %20 zam geldi, sanayideki zam %50’ye ulaştı. Kendi berbat ettikleri ekonominin faturasını vatandaşın cebinden çıkaran bir anlayışın yine attığı bir adım ama biz bunu kesinlikle kabul etmiyoruz. Bu memlekette geçimini zor sağlayan milyonlarca insan var, asgari ücretli, emekli, memur ve küçük esnaf son derece zor şartlarda yaşarken ne yapacağını bilemezken, milyonlarca işsiz varken ve genç işsizlik her gün artarken iktidar; yönetemediği ekonominin faturasını vatandaştan çıkartıyor ve yine zam üstüne zam yağdırıyor. Kesinlikle bunu kabul etmiyor ve iktidarın bu adımını da kınıyorum.

Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ve avukat arkadaşları yargılanacaklar 7 Eylül Çarşamba günü

Hak ihlalleri yoğun bir şekilde bize geliyor. Ülke adil olmayan yargılamalar ve cezaevine doldurulan yüz binler gerçeği ile apaçık dolu. Önümüzdeki günlerde önemli yargılamalar yapılacak. Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ve avukat arkadaşları yargılanacaklar 7 Eylül Çarşamba günü ve bu yargılamaya baktığımız zaman savcılık tarafından iddianamede yer alan tanıkların dinlenmediği gibi bu tanıkların dinlenmesi için de bir işlem yapılmadığını görüyoruz! Sanık avukat ve savunma tarafının dinlenme talepleri ya yok sayılıyor ya da reddediliyor! Hollanda Belçika belgeleri diye anılan belgelerin delil akıbeti de benzer şekilde bunlar hala gündemde değil ve üzerinden yıllar geçmiş durumda. Bu belgeler üzerinden 18 yıl geçtiği halde delil niteliği bulunup bulunmadığı tespit edilmemiş durumda ve bunun üzerinden insanlar yargılanıyorlar! Bu deliller üzerinden tutanaklar tutan polisler şu anda sahte delil imal ettikleri yargı kararlarıyla karar verilmiş durumda ve bu iddiaları ileri süren polislerin oluşturdukları deliller ile Çağdaş Hukukçular Derneği avukatları yargılanıyor. Kimse de bunu soruşturmuyor! Önceki dönem ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile yargılanmak üzere aranır vaziyette olan Savcı Adem Özcan ortada olmamasına rağmen onun oluşturduğu iddianamelerle Çağdaş Hukukçular Derneği avukatları yargılanıyor ve yeni savcılar eski savcının iddianamesini kopyala yapıştır şeklinde kopyalamış durumda. 7 Eylül’de bu duruşma tekrar görülecek. Selçuk Kozağaçlı, Oya Aslan, Barkın Timtik, 5-6 yıldır cezaevinde olan insanlar bunlar. Oya Aslan 2 yılı aşkın cezaevinde ve halen adil bir yargılama yok. Mahkeme umursamaz ve karara giden tavrı ile umut vermiyor! Adalet dağıtacağı yönünde bir umut vermiyor! 7 Eylül’deki bu duruşma konusunda kamuoyunda hassasiyete çağırıyorum!

Birçok başvuru var, hak ihlalleri ile ilgili Erzurum Tekman Düzyurt köyünden Emre Kılıç çiftçilik yapmak için yaptıkları ahırın diğer tapusuz 70 eve dokunulmamasına rağmen yıkıldığını ve bundan dolayı büyük mağduriyet yaşadıklarını söyleyerek bize başvurmuş. Madem bir uygulama yapılacak, herkese yapın veyahut yapılmayacak ona göre bir tavır belirleyin diyoruz! Vatandaşı burada zor durumda olan ekonomik sıkıntılar içinde olan çiftçilik yapamayacak durumda olan ve çok zorlanan insanları böyle ayrımcılık yaparak zor durumda bırakmayın diyoruz.

Mustafa Varlık: “Eşim Derya Varlık Kocaeli Darıca Farabi Eğitim Ve Araştırma Hastanesi’nde kadın doğum acilinde sağlık ihmali nedeniyle anne karnında bebeğin boynuna kordon dolanması nedeniyle bebek hayatını kaybetti.” Bundan dolayı şikayetçi olduğunu. Doğru tıbbi bir muayene yapılmadığını ve hak çiğnendiğini, bundan dolayı da bebeklerini kaybettiklerini söylüyor. Sağlık alanındaki bu hastanelerden gelen şikayetler neredeyse her hafta bizim gündemimizi işgal ediyor, burada yer buluyor. Demek ki sağlık alanında çok önemli ihmaller ve ihlaller var. Bu konuda da Mustafa Varlık’ın eşi Derya Varlık Darıca Farabi Eğitim Ve Araştırma Hastanesi’ndeki durum konusunda Sağlık Bakanlığı’ndan açıklama bekliyoruz. Savcılığa şikayetçi olunmuş soruşturma açılmadığını söylüyor, bu konuda idari ve adli bir işlem var mıdır diye soruyoruz!

Öğrenciyken tutuklanan bir hukuk öğrencisinin bize başvurusu var ve daha sonra okulu bittikten sonra okulu bitirip avukat oluyor fakat Adalet Bakanlığı ruhsatın iptali için dava açıyor ve ruhsat iptal ediliyor. Kendisi de buna itiraz etmiş, halen kesinleşmiş bir cezası olmamasına rağmen şu anda kendisine avukatlık yaptırılmıyor. Kesinleşmiş bir ceza da yok ama Adalet Bakanlığı masumiyet karinesini yerle bir ediyor ve bu ruhsata itiraz ediyor, bunlar kabul edilecek hadiseler değil.

Üniversite YKS yerleşiminde 2. Ek tercihlerde kontenjan arttırımı konusunda öğrencilerin yoğun talepleri var. “İstediği bölümün fazlasıyla boş kontenjanı ve taban puanı ile kendisinin YKS puanı arasında fazla fark yoktur.” Diyor öğrenciler kontenjanların arttırılmasını istiyorlar.

Ev sağlayan firmalarla ilgili çok önemli şikayetler var. Ercan Cömert Birevim firması ile ilgili şikayette bulundu. Ocak 2022 tarihinde ödemesi yapılacak 150.000 TL’lik bir proje imzalanmış. Rızası dışında mayıs ayına atılmış. Mayıs ayında da Ağustos’a atılmış ve haksızlığa uğradığını söyleyen vatandaşta şube önünde eylem yapmış. Sesini duyuramıyor. Bize sesini iletti ve biz de onun sesini duyuruyoruz. Birevim firma yetkililerinin Ercan Cömert hakkında mutlaka bir açıklama yapması lazım. Eğer ki Birevim firması yetkilileri firması bize ulaşırsa şahsın bilgileri konusunda açıklama yapacağız. Biz bu konuda gereken açıklamayı da yapacağız ama firmanın mağdur ettiği ortada, vatandaşı ikna eden bir politika geliştirmesi gerekiyor.

Adil olmayan yargılamalardan dolayı yurt dışına çıkmak isterken yakalanan insanların yaşadığı dramlar çok büyük. Her gün böyle dramlar ile karşılaşıyoruz. İnsanlar yurt dışına çıkmaya çalışırken özellikle Yunan tarafında çırılçıplak soyulup, darp edilip, suya atılıp geri gönderiliyor. İnsanlık dışı birçok muamele yapılıyor, her gün böyle muamelelerle karşı karşıyayız. Bu tabi ki Yunan makamları açısından büyük bir suç ve bizim kınadığımız bir durum ama Türkiye Cumhuriyeti iktidarının da dönüp kendisine sorması lazım; böyle yüz binlerce insanın ülkeden çıkmasına yol açan politikaları neden devam ettiriyorsunuz? Nerede yanlış yapıyorsunuz hiç düşünmüyor musunuz? Diye iktidar yetkililerine tekrar sormak lazım. Bir sürü insanın sınırlarda perişan olduğu bir ortamı yaratan iktidarın bir özeleştiri yapması gerektiğini söylüyorum ve daha sonra da bu insanlar sırf bu çıkış isteklerinden dolayı cezaevine atılıp yine bir başka mağduriyet ve perişanlık yaşıyorlar. Çoluk çocuk sahibi olan insanlar, büyük bir sıkıntı yaşıyorlar, sırf yurt dışına gitmek istedikleri için böyle bir ceza ile karşı karşıya kalıyorlar. Bakıyorsunuz herhangi bir ceza almışsa bu cezası bile onanmadığı halde cezaevinde tutuluyor ve bu insanlar büyük mağduriyetler yaşıyor.

Pasaport tahditleri ile ilgili çok başvuru geliyor. Celal Kılınçoğlu diyor ki: “ KHK’lıyım pasaport kanunu ek 7 maddeyi AYM iptal etti.” Fakat biliyorsunuz İçişleri Bakanlığı gayet şımarıkça Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği bu yasaya rağmen aynı uygulamayı fiiliyatta devam ettiriyor, böyle binlerce başvuru geliyor bize. “ İdare mahkeme kararı olmadan tahdit koyamaz ancak mahkemeler tahdit koyabilir gereğince iptal etti AYM ancak hala benim hiçbir mahkemeden yurtdışı yasağım yok. Benimle aynı pozisyonda olan arkadaşlar müracaat etti. Benim müracaatım alınmayıp tahdidim kaldırılmıyor.” Diyor Celal Kılınçoğlu.

Mustafa Yılmaz isimli kişi başvurmuş “Annem Hena Irak vatandaşı.” ve bir evlilik krizi yaşanmış. Türk aileye gelin gelmiş fakat aile istememiş, burada bir vatandaşlık krizi yaşanmış, bu arada kadının çocukları olmuş ve bir kaza geçirmiş, oldukça ağır bir kaza geçirmiş ve şu an resmi nikahı yok. Baba bekar görünüyor, anne kayıplarda ve çocukların kimin çocuğu olduğu belgelerde yok. Bu evlilik ile ilgili anne vatandaş olmadığı için evlilik ile ilgili resmi işlemler yapılmamış sonrasında da çocuklar doğmuş. Çocuklar da bir belirsizlik içinde ve anne de halen vatandaş olmamış durumda ve anne de kaza geçirdiği için bu konuda bir çözüm yok. “Vefat etse dahi çocukları varken ben ellerimle kimsesizler mezarlığına defnetmek istemiyorum annemi, vatandaş olması için gitmediğimiz derdimizi anlatmadığımız yer kalmadı sayın vekilim.” Diyor ve bu konuda yardım bekliyor İçişleri Bakanlığı’ndan bu konuda bir yardım bekliyoruz! Bir anlayış bekliyoruz burada bir insani durum var. Buna yetkililerin bir çözüm bulması gerekiyor. Bunu eleştirmek, “İzinsiz gelmiş, resmi nikahsız evlilik yapmış” konusu ayrı bir konu, ortada bir vaka var yetkililerin bir şekilde buna bir çözüm bulması gerekiyor.

Kürtçe konuşma ile ilgili bir hak ihlali var. “Annem Ayşe Ağırman’ın SGK aylığıyla ilgili 170’i aradığımızda annemle görüşmek istediklerini söylediler ve ben annemin hiç Türkçe bilmediğini isterseniz sizinle Kürtçe konuşabileceğini söylediğimde bana Kürtçenin bir dil olmadığını söylediler ve tersleyerek telefonu kapattılar.” 170 yetkililerini buradan uyarıyoruz. Kimdir bu yetkili? Mutlaka konuşma kayıtlarında vardır. Kürt vatandaşlar bu muameleler ile maalesef ki sık sık karşılaşıyor çünkü Anayasal ve yasal değişiklikler Kürtçe lehine yapılmamış durumda ve buralardan görev çıkaran bazı işgüzar memurlar da bu tür hak çiğneyen eylemlere imza atabiliyorlar.

 

Levent Yenigün Diyarbakır T3 Kapalı Cezaevi’ne alınmış, kayıtları vardır Adalet Bakanlığı yetkilileri buna baksın. Önemli bir iddiası var, biz bilemiyoruz ama onun iddiası var ve bu konuda bir çözüm sağlanmadığı için bize başvurmuş. Diyor ki: “Ben cezaevinden çıktığımda bana teslim edilen evraklarda özel eşyalarımdan eksiklik vardı ve paralarımda da eksiklik vardı.” Diyor ve bu konuda mağduriyeti olduğunu, 8-10 Bin TL para eksikliği olduğunu söylüyor, cezaevi yetkilileri itham ediliyor, doğru mu yanlış mı olduğunu bilmiyoruz ama tatminkar bir araştırma yapılması gerekiyor. Adalet Bakanlığı’nın Diyarbakır T3 Cezaevi’ni, 24 Mayıs 2021’de cezaevine giren Levent Yenigün isimli kişinin iddiaları bunlar! Bize gelmiş ve biz de bu iddiaları soracağız bakanlığa, buradan da şimdi soruyorum!

Uğradığı haksızlıklar için ve Leyla Güven’in açlık grevine destek vermek için bir eylem yapmıştı Sercan Zorba isimli mahpus, dudaklarını dikmişti ve tek kişilik hücrede kaldığını söylemiş yakınları. Görüntülü görüşme hakkının gasp edildiğini ve bundan dolayı büyük mağduriyet yaşadıklarını söylüyorlar. Bu çok büyük bir mağduriyet, tüm mahpuslar bunu söylüyor. Adli mahpuslara görüntülü görüşme hakkı tanınırken siyasi mahpuslara tanınmıyor! Bu büyük bir haksızlık ve zulümdür çünkü adli mahpusun yakınına göre iyilik yaparken siyasi mahpusun yakınına herhangi bir suçu olmamasına rağmen bu iyiliğin yapılmamasının anayasal olarak kabul edilecek hiçbir tarafı yok. Hiç kimse bunu bana izah edemez. Bu muamelenin anayasaya hakkaniyete, vicdana aykırı olduğunu tekrar ve tekrar buradan Adalet Bakanlığı yetkililerine söyleyeyim, yaptığınız bu zorbalıktır, haksızlıktır, hukuksuzluktur diye buradan tekrar söylemiş olayım.

Bir önemli iddia da KHK’lı bir kişi diyor ki: “Kızım Nisa Su Bilim Sanat Eğitim Merkezi (BİLSEM) yazılı sınavını kazandı.” İleri zeka çocukların kazandığı bir sınav genelde bu sınav. 19 Ağustos 2022 tarihinde yetkililer “Hayırlı olsun, kazandı” demiş, sonrasında kazanamadı demişler çocuk için. Çocukta sınavın çok iyi geçtiğini, kazanacağını söylemiş ve bilmediği iki soru olduğunu diğerlerini cevapladığını söylüyor. KHK ile ihraç edilen bu kişi diyor ki: “Ben ihraç edildiğim için sanırım kızımın BİLSEM sınavı iptal edildi ve kazandığı halde hakkı yendi. Böyle önemli bir iddiada bulunuyor. Bu sınav kağıdının incelenmesi gerekiyor! “Bu kazanamama durumunun beni meslekten hukuksuz bir şekilde çıkarılmamla bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Bu durum beni eşimi ve kızımı fazlasıyla mutsuz etti ve kızımda kazanacağından o kadar çok emindi ki kazanamadığını öğrendiğinde iki gün boyunca sürekli ağladı. 4 yıldır yaşadığım bütün sıkıntı, mahkeme ve meslekten çıkarılma süreçleri beni bu kadar üzmemişti. Ben hayatım boyunca mahkeme yüzü görmemişken ağır ceza mahkemesinde yargılandım alnımın akıyla tertemiz olduğum ağır ceza mahkemesi tarafından beraat kararı aldım ve onandı. Fakat kızımın başarısının bu durum yüzünden olumsuzlukla sonuçlandırıldığını görünce kahroluyorum.” Diyor. Bu da çok önemli bir iddia, aile bilgileri bizde, Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri bize ulaşırsa bu çok önemli itham konusunda belki bir açıklama yaparlar çünkü burada zeki, başarılı bir çocuğun önünün babası nedeniyle kesildiğini görüyoruz.

1416 sayılı kanun kapsamında öğrenim görmek üzere yurtdışına gönderilen, fakat çeşitli sebeplerden dolayı tazminata düşmüş öğrencilerin, sorunları var, bize başvurmuşlar. Burs almışlar ve bu 5000’e yakın bursiyer ödeme zamanı gelince ortalama 200000 $ borç yükü ile karşılaşmışlar, dolar da patlayınca çok önemli büyük bir yük ile karşılaşmışlar. Yetkililere çağrı yapıyorlar ve bir ortada buluşma, uyuşma teklif ediyorlar. Sözleşmenin uyarlanması veya denkleştirme gibi bir çağrıları var. “Geçtiğimiz sene biz bursiyerler için de faiz affı uygulanmıştı, ancak, bu uygulama artan döviz kurları karşısında tek başına yetersiz kaldığı için bursiyerlerin yaşadıkları ağır mağduriyet devam etmektedir.” Deniliyor. Bu konuda bir çözüm isteniyor.

Şanlıurfa Siverek Profesör Abdülkadir Karahan Fen Lisesinde seçmeli dersler yöneticilerin isteğine göre ayarlanıyormuş. Öğrenci velileri bundan son derece rahatsız. Öğrenci ve velilerinin isteğine göre bu seçmeli dersler düzenlenmeli, idarecilerin isteğine göre değil!

Mehmet Ata Ağırman 5 Nisan 2019 tarihinde bir araba alım işlemi yapmış. Oto dolandırma şebekesi mağduru olmuş. Buldan’da oto dolandırma şebekesi olduğunu ve bu konunun içinde kamu görevlileri, polisler de olduğu için doğru düzgün araştırılmadığını ve dolandırıcıların işlerine devam ettiğini söylüyor. “Emniyet ve yargı şebekeyi tanıyor ama hiçbir şey yapılmıyor.” İddiası var, bu önemli bir iddiadır, savcıların ve idarenin bu konuda harekete geçmesi gerekir. İsmi verdik, olay ortada ama çözümsüz, vatandaşta bize başvurmuş!

Psikoloji bölümü mezunları bize başvurmuş. “YSK sınavından 10 soruyu doğru bilen herkes psikolog olabiliyor bu kadar niteliksiz bir durum olmasın. Niteliksiz psikologlarla vatandaş buluşunca kaliteli bir hizmet verilemez.” Diye itirazları var!

Site aidatları ile ilgili bize başvuru var. Site aidatlarında biliyorsunuz son zamanlardaki ekonomik depremlerden dolayı çok önemli artışlar oldu ve neredeyse kirayı bulan site aidatları ortaya çıktı ve burada da önemli soru işaretleri var çünkü bazıları başkalarının vekaletini alıyor ve 5-10 kişinin katıldığı bir yönetim kurulu toplantısında o sitenin kaderi belirleniyor. 'Kanun gereğince, bir kişi, toplam oy sayısının yüzde beşinden fazlasını kullanmak üzere vekil tayin edilemez maddesi bir kişi kat maliki sayısının %5 ine kadar vekalet alıp oylamada kullanabiliyor; 400 konuttan oluşan bir sitede bir malik 20 kişilik vekalet alabiliyor, 11 kişi toplu vekalet aldığında bu 220 oy anlamına geliyor ve yüzlerce ailenin kaderi Sayın Saygıdeğer vekilim. Toplu yaşam alanlarında ikamet eden hemen her vatandaşın muzdarip olduğu önemli bir husus hakkında çözüm mercii olan makamlarımızın dikkatini çekmek, gerekli ve uygun görülürse kanuni düzenleme yapılmasına katkı sağlamak amacı ile başvuru yapmak istedim. Son günlerde basında da sık sık gördüğümüz site aidatları ile ilgii sorunlar aslında uzun zamandır bizleri olumsuz etkileyen, her geçen yıl büyüyen bir sorun teşkil etmektedir. Keyfi artışlar, akıl almaz oranlarda yapılan zamlar, aidat harici alınan seyyanen ödemeler bizi ciddi manada müşkül durumlara düşürmekte çaresiz bırakmaktadır. Artık kira bedelleri ile yarışır seviyeleri zorlayan bazı bölgelerde ziyadesi ile kiralar üstü rakamlara ulaşan aidat ücretleri hakkında yasal düzenleme yapılması elzem olmuştur. Meclisimizde ele alınır ve düzenleme gereği duyulursa Kira kontratlarında olduğu gibi kanuni düzenlemeler ile yıllık artış belirli oranlarla sınırlandırılabilir, tefe-tüfe oranı ile dengelenebilir. Ayrıca daha önce de CİMER başvuruları ile kaleme aldığım bir konu olan kat malikleri kanununun da yeniden ele alınması, gerekli düzenlemelerin yapılması sitelerde yaşanmakta olan sıkıntılara doğrudan neşter vurulması anlamına gelecektir. Her Toplu yaşam alanında rutin gerçekleşen yıllık genel kurul toplantılarında; kanunda yer alan ''Kanun gereğince, bir kişi, toplam oy sayısının yüzde beşinden fazlasını kullanmak üzere vekil tayin edilemez'' maddesi (bir kişi kat maliki sayısının %5 ine kadar vekalet alıp oylamada kullanabiliyor; 400 konuttan oluşan bir sitede bir malik 20 kişilik vekalet alabiliyor , 11 (on bir) kişi toplu vekalet aldığında bu 220 oy anlamına geliyor ve yüzlerce ailenin kaderi 11 kişi ile tayin edilmiş oluyor ve ortak fikrin tecelli etmesinin önünde kocaman bir engel oluyor. Kanun güncellenmeli diyor. Bir kişi en fazla 2,3 veya 5 kişiye vekalet edebilir. Toplantı yeter sayısı ise malik sayısının 3/5 ya da 4/5’inin mutlak katılımı ile olacaktır diye maddeler konulmalı ve haksızlıklar önlenmeli diye teklifleri var. Kat malikleri yasası var burada yeni güncellemeler olması gerektiği açık bu tür sorunlar ortaya çıkıyor, yasanın tekrar ele alınması hakikaten bir zaruret.

Servet Becet 12 senedir Muğla’nın Bodrum ilçesinde Antep, Siirt fıstığı satıyor ve bu kişi engelleniyor fakat diğer seyyar satıcılar engellenmiyormuş. Seyyar lokmacı, midyeci, milli piyango gibi işletmeler engellenmezken bu kişi ayrımcılıkla engellendiğini söylüyor. “Beni yıldırmaya çalışıyorlar.” Diyor. “Bu ayrımcılık neden yapılıyor? Ben bu konu için birçok yatırım yaptım.” Diyor. Belediye yetkililerine bu ayrımcılık iddiasını soruyoruz Muğla’nın Bodrum ilçesinde Servet Becet isimli seyyar satıcının başvurusu var.

Yılmaz Ekinci 13 Ocak’ta cezaevinde intihar etti diye ilan edilen bir kişi fakat Yılmaz Ekinci’nin yakınları intihar öncesi 14 infaz koruma memuru tarafından şahsın darp edildiğini söylüyor ve bunun şüpheli bir ölüm olduğunu, darp sonucu Yılmaz Ekinci’nin boynunun kırıldığı gibi iddiaları var. Bilemiyoruz fakat bu konuda bir soruşturma var mı diye Adalet Bakanlığı’na soruyoruz. Aydın E Tipi Kapalı Cezaevi’nde olmuş bu olay.

Lezgin Aslan Kuzey Irak’ta başına bir iş gelmiş. Konuştuğu bir kişi bir şekilde kurşunlanarak öldürülmüş ve bu kişi cezaevine alınmış. Büyük bir mağduriyet yaşamış, adil olmayan bir yargılama yaşamış ve cezaevinde. Yakınları konsolosluğa gitmişler ve konsolosluktan önemli bir karşılık görememişler. Babalarının uğradığı mağduriyet konusunda çok önemli sıkıntıları var. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri bu konuda bir açıklama yapsa iyi olur umarım çünkü bir ailenin yaşadığı bir önemli mağduriyet yurt dışında ve sesini duyuramadığı yerlerde önemli bir mağduriyet yaşadığı iddiası var, Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin sanırım bu konuda girişimleri olacaktır.

Kocaeli Darıca’da Kroman Çelik Fabrikası yakınlarında vatandaşlarımız ile konuşmuştuk ve bu fabrikanın çok büyük çevre zararına, hava kirliliğine, su kirliliğine, gürültü kirliliğine yol açtığını söyleyerek yetkilileri uyarmış, soru önergeleri vermiştik. Vatandaşlar çok mağdur ve bu fabrika gittikçe genişliyor! İdarenin göz yumması sonucu genişlemeye devam ediyor ve çevre kirliliğine devam ediyor. Vatandaş bize başvurmuş diyor ki: “Kroman çelik fabrikasının saçtığı zehir, toz, kirlilik ve gürültü kirliliği yaşam kalitemizi düşürmekte, gece uyurken fabrikanın çıkarttığı yüksek desibelde gürültü sebebiyle uyku uyuyamıyoruz pencerelerimizi açık bırakamıyoruz perişanız. Her gün evlerimizin üzerine içine demir bakır tozu yağıyor, binalarımızın dış cepheleri simsiyah bu insanlık suçudur. Ya kentleşmeye burayı kapatacaktınız, çevresinde kentleşmeye izin vermeyecektiniz, ya da bu fabrikayı kentleşmenin olmadığı yerlere taşıyacaktınız.” Ben de yerinde gördüm, tespitler yaptım olacak bir iş değil! Fabrikanın dibinde evler var ve insanların sağlığı bozuluyor kanser oranları artmış durumda. “Bu fabrikanın taşınma kararı olduğu ama ciddi rüşvetler ile faaliyetlerini devam ettirdiği söyleniyor.” Halk arasında böyle önemli bir iddia var yetkililerin bu konularda şeffaf olması ve açıklamalar yapması gerekiyor. “Bunun araştırılması lazım.” diyor. Darıca’lılar Kroman Çelik Fabrikası’ndan şikayetçi ve maalesef ki idare bu fabrikaya dokunamıyor. Neden dokunamıyor? Darıca Kaymakamı lütfen açıklama yapsın! Kocaeli Valiliği açıklama yapsın! Halk büyük şikayetlerle bize geliyor ama valilik veya Darıca Kaymakamlığı bir açıklama yapmıyor! Açıklama yapmadan böyle görmezden gelerek üç maymunu oynayarak nereye varabileceksiniz? Biz bunları kabul etmiyoruz ve biliyorsunuz ki biz işin peşini hiçbir zaman için bırakmıyoruz!

Geçen hafta da gündeme getirdim, bu hafta da gündeme getireceğim. Kesinlikle vicdanımız kabul etmiyor! Makbule Özer, 80 yaşını aşmış bir teyze. Uyduruk gerekçelerle evine gelen bir misafirin üstünde kimliği yok denilerek abuk sabuk gerekçelerle “Örgüte yardım ettin, propaganda” gibi gerekçelerle yaşlı, başlı bu teyze tutuklanıp cezaevine atıldı! Cezası onandı ve bundan dolayı cezaevine girdi. ATK bir an evvel karar vermeli ve Makbule Özer cezaevinden çıkmalı. En son başına gelen; İstanbul ATK’ya gitti, Kürtçe’den başka bir dil bilmiyordu ve ATK yetkilileri ile anlaşamadı, tercüman yoktu ve teyze İstanbul’dan Van’a tekrar geri götürüldü. Van’dan İstanbul’a gidiyorsunuz, İstanbul’dan Van’a geliyorsunuz neden? Kürtçe tercüme yapan bir tercüman yok! Sonra da bize soruyorlar; “Kürtler ne yaşadı? Niye itiraz ediyorsunuz? Kürt sorunu var diyorsunuz.” Daha ne olsun! Bu teyzeye bunu yaşatmışsınız! Kendiniz bunu yaşadığınızı düşünün annenizin, ninenizin bunu yaşadığını düşünün! Zaten adil olmayan yargılamalarla cezaevine atılmışsınız, hastasınız, adli tıp kurumuna gidiyorsunuz Kürtçe konuştuğunuz için tercümanda olmadığı için işiniz görülmüyor, geri bir daha cezaevine gidiyorsunuz. Daha ne olsun? Daha ne yaşansın?

Bir başka vaka daha; Rojavalı Reyhan Abdi tutuklanmadan yargılanabilecekken kucağındaki 2 aylık bebeği ile tutuklu yargılanıyor. Bunlar olacak işler değil! Bakın 2 aylık bebeğin yeri cezaevi değil arkadaşlar! Bu kadın tutuksuz bir şekilde yargılanabilir ama böyle bu devirde acımasızca bu kararlar veriliyor.

Sibel Balaç şu anda 250 günleri buldu ölüm orucunda ve çok zayıflamış durumda. Bize gönderdiği mektupta diyor ki: “Hakkımda yakalama kararı olmadan otogarın bir odasına sürüklenip ters kelepçe ile çıplak aranmamı adalet terazisinin hangi kefesine koyayım! Olmayan CD kart iddiasıyla tutuklanıp ve ceza almamı adalet terazisinin hangi kefesine koyayım!” diyor Sibel Balaç ve tutuklu olduğu halde gördüğü ağırlaştırılmış müebbet muameleleri nedeniyle ve diğer birçok mahpusa yapılan haksızlıkları protesto etmek ve daha birçok nedenden dolayı Sibel Balaç şu anda açlık grevi ile bir protesto gerçekleştiriyor ve yetkililerin onu duyması gerektiğini söylüyor.

Sevinç Sönmez Sincan Cezaevi’nden bize mektup göndermiş ve söylediklerini burada kamuoyuna duyurmak istiyorum. "Logar etrafındaki yeşil bitkiler bile nane sökülüp alındı. İşte böyle kuşatılmışız. Psikolojik şiddet altındayız. Psikolojisi bozuk arkadaşımız sevk istedi Sidar Varlı Amed'e gönderilmedi.” Sidar Varlı isimli mahpusun psikolojisi çok bozuk ve Sincan’dan ailesinin bulunduğu Diyarbakır’a gönderilmiyor ve sonunda ne oluyor biliyor musunuz? “İdare önemsemedi ve intihar girişiminde bulundu. Bunun nedeni tecrit uygulamalarıdır." Diyor. Hapishanelerde hemen her gün intihar olayları oluyor çünkü ağır bir baskı var, mahpuslar gayri insani şartlarda ve buna itiraz eden ve psikolojik sıkıntılar yaşayan insanlar da maalesef ki intihar girişimlerinde bulunuyor. Bu girişimin doğru olduğunu söylemiyoruz ama insanları bir çaresizliğe, bir çıkmaz sokağa itip köşeye sıkışmışlık duygusuna itiyorsunuz bundan dolayı bu tür hadiseler oluyor.

Hafta sonu 7 yıldır cenazesini alamadığı oğlu Hakan Arslan’ın kemiklerini bir poşet, koli içinde alan baba Ali Rıza Arslan’ın görüntüsü çok konuşuldu Türkiye gündemine oturdu. Suçu ne olursa olsun, bir insan insan muamelesi görmeli! Cenazenin yakınları insan muamelesi görmeli, cenaze bizim kültürümüzde çok önemli bir yer tutar ve siz o cenazeden arta kalanları bir tabut içinde veyahut cenaze aracı ile aileye teslim etmek yerine “Gel al kardeşim kalan kemikleri bir torbaya koyalım verelim hadi çek git.” Derseniz bu insanlığa sığmaz cenazenin suçu var, yok ayrı bir konudur. Suçlu da olsa bir cenazeye böyle davranılması doğru değil, yine ailesine de böyle saygısızca davranılması insanlık dışı bir durumdur. Bu görüntüler vicdanımızı sızlattı, kesinlikle kabul etmiyoruz!

Biz insan hakları meselelerinin çok konuşulduğu bir Youtube programına katıldıktan sonra orada “Kürtler ne yaşadı ki? Neden böyle bir sorun olduğunu iddia ediyorsunuz?” şeklindeki gelen yoğun itirazlara karşı birçok Kürt vatandaşımız bana binlerce başvuru ile hayatlarında yaşadıkları ayrımcılıkları anlattı, bunu da sosyal medyamda paylaştım, paylaşmaya devam ediyorum. Empati yapmazsanız, karşınızdaki ne yaşadı anlamaya çalışmazsanız bir toplum olamazsınız, bir millet olamazsınız! Aynı ruhu taşıyamazsınız! “Ben istediğim gibi yaşayayım, istediğim gibi ezeyim, başkasının hakkı hukukunu umursamayım karşımdaki ne yaşarsa yaşasın bana ne.” Derseniz huzurlu bir toplum olamazsınız. Biz barışın, huzurun yolunu gösteriyoruz ve olması gerekenlerin altını çiziyoruz!

Az evvel bahsetmiştim, baba Alı Rıza Arslan’ın eline bir koli içinde oğlu Hakan Arslan’ın kemiklerinin verilmesi suretiyle böyle bir görüntü oluşması kamuoyunun vicdanını sızlattı, bu kabul edilecek bir görüntü değil! Dediğim gibi o kişi artık ölmüştür, geriye kemikleri kalmıştır. Bu dünyadaki sevabı, günahı ayrıdır, suçu, günahı ayrı bir konudur ama bir babaya çocuğunun cenazesinin arta kalanlar “Al kardeşim bir koli içindeki kemikleri çek git.” Diyerek verilmez, insanlığa sığmaz!

ODTÜ arazisindeki rant yolu tartışması devam ediyor. Firma o bölgedeki çalışmaları durdurduğu halde ODTÜ arazisindeki yol çalışması konusunda Mansur Yavaş kararlı fakat bu yolun yapılmaması gerekiyor! Kimse itiraz etmiyor! Biz buna itiraz ediyoruz uzun süredir. Ne iktidar ne muhalefet buna itiraz ediyor ama bu kabul edilecek bir durum değil. Belli ki insanların birtakım çıkarları var o yüzden gündem edilmesini istemiyor! Biz bunu kabul etmiyoruz ve ODTÜ arazisine yapılan bu rant yolunun bir an evvel iptal edilmesi gerektiğini söylüyoruz.

Suzan Dolanbay, yasal gerekçeler gerekçe gösterilerek 6 yıl 3 ay hapis cezası alan bir Türkçe öğretmeni. 2 çocuk annesi bu öğretmen, Meriç'ten yurt dışına çıkmak istemiş ve, Yunan polisi onu çırılçıplak soymuş arkadaşları ile beraber darp etmiş, dövmüş ve suya atmış perişan bir şekilde Türkiye tarafına geçen Suzan Dolanbay ve yanındakiler tutuklanıp Edirne Cezaevi’ne konulmuş. Zulüm üstüne zulüm yaşanmış. Biz bunları kabul etmiyoruz ne buradaki adil olmayan yargılamaları ne de Yunan polisinin yaptığı deportları ne de bu tutuklamaları kabul ediyoruz! Hepsi bir zulüm şeklinde devam ediyor, insanları öldüresiye dövmek, öldürmeye çalışmak, suya atmak korkunç fiiller insanlık nerede, dünya nerede diye soruyoruz ve Yunan polisinin bu yaptıklarının artık iyice çığrından çıktığını söylüyoruz ve bu tutuklanan kişilerin perişan durumda olduğunu bir an evvel serbest bırakılmaları gerektiğini çünkü onanmış bir cezaları olmayan kişiler bir an evvel serbest bırakılmalıdır diyoruz!

Sivil toplum “Ne Yaşadığımı Anla” dedi! Bu da çok önemli. Birey olarak hepimizin yaşadıkları var ve karşımızdakinin bunu anlaması lazım. Bir etnisitenin, bir din mensubunun, bir mezhep mensubunun yaşadıklarının diğerleri tarafından anlaşılması gerekir, kimsenin ötekileştirilmemesi gerekir. Bu empati kampanyasının büyüyerek devam etmesi gerektiğini söylüyorum ve topluma da bu konuda bir öneride bulunuyorum. “Ne Yaşadığımı Anla” deyin, hem kendi yaşadığınızı anlatın, karşı taraftan anlaşılmayı bekleyin. Ben çözümü burada görüyorum. İki farklı kesimin birbirine karşı düşmanca hislerinin artması, keskinleşmesinde görmüyorum. Mesela Kürt meselesinde Kürtler devletin veyahut Türk toplumunun kendisini anlamadığını düşünüyor ve kopuyor, küsüyor. Böyle bir ruh haline giriyor bu doğru değil! Herkes kendi yaşadığının karşı tarafından anlaşılması için gayret göstermeli ve bu gayreti gören tüm toplum kesimleri de karşısındakini anlamaya çalışmalı. Biz sorunlarımızı böyle çözebiliriz, 1 Eylül Barış Günü’nde bunun altını tekrar çiziyorum. Karşıtlaşma, kutuplaşma, keskinleşme, düşmanlaşmayla değil birbirinizi anlamaya çalışarak sorunlarımızı çözebiliriz. “Ne Yaşadığımı Anla” diyerek herkes karşı tarafa yaşadıklarını anlatmalı ve bir empati beklemelidir.

İzzet Özgenç duayen bir hukukçu, hoca Sn. Kemal Kılıçdaroğlu’nun: “Tüm KHK’lılar işine dönecek.” Sözü üzerine bir yorum yapmış, önemli buluyorum. Diyor ki İzzet Özgenç hoca: “Evet bu KHK’ların hiçbir hukuki kurala uymadığı ortadadır. Anayasal hiçbir ilkeye uymadığı ortadadır.” Bunu çok net bir şekilde söylüyor, biz bunu 6 yıldır net bir şekilde söylüyoruz. Bunu hocamız da net bir şekilde söylüyor fakat şunu da ekliyor diyor ki: “Bu KHK’lar sonrası açılan adli soruşturmalar, davalar sonrası ceza alan insanların iade edilmesi şu an mümkün değil, buna bir çözüm bulunması gerekiyor. Belki tekrar yargılama yolu açılması lazım ve bazı hukuki yollar var bunun için bunların önünde açılması lazım çünkü bu cezalar verildikten sonra ve onandıktan sonra iade edilir demek mümkün değildir.” Diyor önemli bir konunun altını çiziyor ama burada vurguladığı en önemli husus; KHK’ların tamamen anayasaya aykırı olduğunu, yargısız infaz şeklinde insanların ihraç edilmesinin anayasaya, yasalara, hukuka uymadığını söylemesi çok önemli hocamızın. Buradan tüm 84 milyona, tüm dünyaya bunu duyuruyorum. Bu büyük mağduriyet konusundaki önemli hukukçunun sözünü!

Geçtiğimiz gün Kemal Kurkut Futbol Turnuvası final maçına katıldım ve orada arkadaşlarımız ile birlikte olduk. Final maçı yapıldı, Çayırova takımımız İstanbul’daki finallere katıldı. Kemal Kurkut kimdi? Biliyorsunuz Newroz törenlerinde alana girmek isterken katledilen bir Kürt genciydi ve bu genç öldürüldü ama onun anlayışı, emeli, hülyası yaşıyor. Onu gençler yaşatıyor! Kemal Kurkut ölümsüzdür dedik ve hem onun zulmen katledilmesini unutmuyoruz hem de gençler arasında birlik beraberlik dayanışma duygularının artmasını sağlayan bu futbol turnuvasını da tebrik ediyorum.

Yukarı Hereke bölgesinde taş ocakları var Kocaeli Körfez ilçemizde. Bu taş ocakları yıllardır mahalleyi mahvediyor! Her patlamada binalarda çatlaklar oluyor ve mahalleli bundan dolayı çok büyük mağduriyetler yaşıyor. Evlerdeki çatlaklıklar bu boyutta! Biz de bölgeye gittiğimiz zaman ağır tonajlı kamyonların orada trafiği de tehdit ettiğini ve bu büyük patlamaların evleri de tehdit ettiğini görüyoruz. Yetkilileri bu konuda uyarıyoruz, yapılması gerekenler yapılsın!

Kocaeli Başiskele’de geri dönüşüm işçileri sürekli sorunlar yaşıyor! Belediye görevlileri tarafından taciz edilip yerine göre hakaretlere uğrayabiliyorlar! Birçok defa Başiskele ve diğer ilçelerdeki geri dönüşüm işçilerinin sorunlarını gündem etmiştik, bazen adımlar atılıyor bazen atılmıyor ama bu arkadaşlarımız çok önemli bir görevi ifa ediyorlar hem geçimlerini sağlıyorlar hem de doğaya, çevreye çok önemli bir hizmette bulunuyorlar. Bu kişilerin çalışmasını kimse küçümsemesin, kimse onları ezmesin, kimse onların hakkını yemesin diyorum Kocaeli Valiliği’ne, İlçe Kaymakamlıklarına ve Belediyelerine!

Her hafta gündeme getirdiğimiz hak ihlalleri, periyodik olarak her hafta kabul etmediğimiz hak ihlallerini gündem ediyoruz.

Cemal Kaşıkçı cinayetini kesinlikle unutmayız herkes unutsa bile. Suudi Arabistan konsolosluğunda öldürülen bu kişinin ceza dosyası Türkiye’de sonuçlanması gerekirken Suudi Arabistan’a devredildi, olacak bir şey değil! İnanılmaz bir olay ama bu yapıldı! Neden? Suudi Arabistan ile birtakım çıkar ilişkileri, maddi ilişkiler sürdürülsün diye.

Osman Kavala’nın zulmen tutukluluğu devam ediyor ve halen hapiste ceza aldı ve cezanın kesinlikle onanmaması gerekiyor.

Sibel Balaç ve Gökhan Yıldırım şu anda ölüm orucundalar ve büyük bir zulüm altındalar, haksızlıklara uğradıklarını söylüyorlar, belki başvurdukları yol benim kabul ettiğim bir yol değil açlık grevi, ölüm orucu ama bu insanlar bir çığlık yükseltiyorlar, bu çığlığın Adalet Bakanlığı ve kamuoyu tarafından duyulması gerekiyor!

İleri Kızılaltun yine ölüm orucunda olan bir mahpus o da sesimi duyun diyor! Yetkililer bu hakkını açlık ile aramaya çalışan kişileri; Sibel Balaç’ı, Gökhan Yıldırım’ı, İleri Kızılaltun’u duysunlar.

Şerif Mesutoğlu Anayasa Mahkemesi tarafından da cezası onandı, AİHM’de ama işlemediği bir cinayetin faili olarak müebbet hapse mahkum edilmiş olan bu kişinin durumu kabul edilir bir durum değil, gerçekten ağır bir durum, Kaymakam Muhammed Safitürk’ü öldürdüğü ileri sürülüyor ama Safitürk ailesi en başta olmak üzere bu cinayetin bu kişi tarafından işlenmediğini herkes apaçık bir şekilde biliyor ama buna rağmen Şerif Mesutoğlu yıllardır ağır bir şekilde cezalandırılıyor!

Selçuk Kozağaçlı Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı, bahsettik basın toplantımızın başında, 7 Eylül’de duruşması var ve bu zulmen tutukluluğunun bir an evvel bitmesi, tahliye edilmesi ve beraati alması gerektiğini söylüyoruz çünkü adil olmayan bir yargılama ile mağdur ediliyor.

Bir başka mağdur ve adalet direnişçisi, nöbetçisi Emine Şenyaşar anne, oğlu Ferit Şenyaşar ile destansı bir mücadeleyi, bir nöbeti Urfa’nın kavurucu sıcakları altında devam ettiriyor ve herkesin önünde şapka çıkartması gereken bir adalet arayıcısı bu yaşlı anne, tüm sağlık sorunlarına rağmen adalet, adalet, adalet diyor Urfa Adliyesi önünde aylardır!

Yusuf Bilge Tunç’un kaçırılması ve muhtemelen hayatını kaybetmesini kesinlikle unutmayacağız, unutturmayacağız! Zorla kaçırılmalar ile ilgili bugünlerde Yusuf Bilge Tunç’un kaçırılmasının kabul edilebilir olmadığını tekrar söylüyoruz, bir oldu bittiye getirilmesini, Cumartesi Anneleri’nin gündeme getirdiği insanlar gibi sümenaltı edilmesinin kesinlikle kabul edilemez olduğunu söylüyorum!

Gökhan Türkmen ve Yasin Ugan’ın mahkemede aylarca kaçırılıp işkence edildiklerini söylemelerine rağmen bu konunun araştırılmamasının da kabul edilebilir olmadığını tekrar altını çiziyorum ve Türkiye’de zorla kaçırılmalar, kaybetmeler gerçeğinin olduğunu, bunun bir siyasi örtbas ile üstünün örtülemeyeceğini, bunun peşini insan hakları savunucuları olarak bırakmayacağımızı söylüyoruz.

Gülistan Doku 2.5 yıldır halen maalesef ki kendisinden bir iz bulunamıyor ama biz bunu da unutmuyoruz Gülistan Doku konusunda gerçekler açıklansın, ne oldu ne bitti bekliyoruz!

Şimoni Diril’in cesedi bulunmasına rağmen eşi baba Hürmüz Diril’in maalesef ki hiçbir izine rastlanmadı bu konuda da mutlak surette İçişleri Bakanlığı’nın konuyu unutturmaması ve bir araştırma yapması gerektiğini söylüyorum.


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
TERMİK SANTRALLER ZEHİR SAÇIYORÖnceki Haber

TERMİK SANTRALLER ZEHİR SAÇIYOR

CHP KAYSERİ MİLLETVEKİLİ ARIK’TAN ZAM TEPKİSİ: “AKP MİLLETE ZULMEDİYOR”Sonraki Haber

CHP KAYSERİ MİLLETVEKİLİ ARIK’TAN ZAM TE...

Başka haber bulunmuyor!