Özer RAVANOĞLU

Özer RAVANOĞLU

Mail: ozerravanoglu@gmail.com

ASKERİ DARBEDEN AKILDA KALANLAR-4

Adnan Bey sık sık İstanbul’a geliyor, İstanbul’da yapılmakta olan imar hareketlerini yakından takip ediyordu. O günlerde Adnan Beyi hedef alan o kadar çok tezvirat, o kadar çok özel olarak üretilmiş fıkra vardı ki bunları uyduranlar fikir hürriyeti diyerek işin içinden çıkıyorlardı. Fikir hürriyeti diyerek, sövülen sayılan kimsenin eli kolu bağlanıyordu. Yalan yanlış haber uyduranlara dokunursanız, yeni bir propaganda başlıyordu. Gazeteciler hapse atılıyor, Adnan Bey demokrasiyi yok etti. Artık ülkede diktatörlük başladı. Tabi bu tarz haberlerle gündem oluşturanlar bir kişi, iki kişi değil, bütün gazeteler, kırk elli köşe yazarı birden heyecanlı bir ortam meydana getiriliyor. Bir gurup insan ne olacak bu memleketin hali, tarzında konuşmalar yaparak insanların içini karartıyor. Bu işlerin organizasyonunu yapan toplum mühendisleri dünyanın birçok yerinde denenmiş bu konuda birçok deneyimden geçmiş, eksikleri, hataları varsa düzelte, düzelte bu günlere gelmiş kimselerdi.
Hani meşhur bir olay var ya adamcağız kış günü her tarafın buz kestiği bir anda köye gelmiş köpeklerin saldırısına uğramış, kendini korumak için yerden taş alacak ama her taraf buz kestiği için alamıyormuş yahu nasıl bir yere geldim. Burası nasıl bir memleket taşları bağlamışlar itleri salıvermişler diyor.
Bu yanlış anlayışı ifade ederken Necip Fazıl kendine yakışan bir üslup ile pisliğini örten kedi her şeye hürriyet verilemeyeceğini göstermiyor mu? demişti.
O günlerde uydurulan fıkralardan birisi de şöyleydi: Her zaman olduğu gibi Adnan Bey yakından takip ettiği İstanbul’un imar hareketlerini görmek üzere dolaşırken Bakırköy akıl hastanesinin önünden geçiyorlar. Başbakanın yanında bulunanlardan birisi Efendim burası meşhur Bakırköy Akıl Hastanesi diyor. Bu ifade üzerine Adnan Bey Ya öyle mi? Gelmişken burayı ziyaret edelim diyerek arabadan iniyor ve hastahaneye doğru yürüyor.
Hastanenin bahçesine girer girmez haber verildiği için herhalde Başhekim koşarak geliyor ve Başvekili karşılıyor. Birlikte Başhekimin odasına giriliyor. Çay kahve içiliyor. Kısa bir hal hatır sormadan sonra Başhekim: Beyefendi, Sayın Başbakanım burada bir hastamız var, Fiziki olarak size çok benziyor, diyor. Bu ifade karşısında Adnan Bey’de kendisine benzeyen bu hastayı görmek istiyor. Birlikte hastanın odasına gidiliyor. Hasta son derece Adnan Beye benziyor. Son derece nezaketli, kibar bir insan. Adnan Beye hürmet ediyor, akıllı güzel sözler söyledikten sonra Başhekime dönerek Doktor Bey bizi Sayın Başbakanımla biraz yalnız bırakır mısınız? Diyor. Başhekim Adnan Beye bakıyor, O’da siz buyurun bizi dışarda bekleyin diyor.
Herkes dışarı çıkıpta hastayla Başvekil yalnız kalınca, hastanın tavrı değişiyor, biranda sanki bir canavar oluyor, Menderese iki tokat çekiyor. Başvekil ne yapacağını şaşırıyor. Ama deli bu şaşkınlık içinde Adnan Beyle kendi üzerinde ki elbiseleri değiştirip dışarı çıkıyor. Yani akıllı içerde kalıyor deli, Başvekil sıfatıyla dışarı çıkıyor.
Kafile hastaneden çıkarak vilayet konağına doğru giderken Başvekil Aksaray da arabayı durduruyor, arabadan iniyor bir istikamet göstererek buradan bakınca Londra’yı göreceğiz hemen bu hususta çalışmaya başlayın diyor ve böylece hiç gereği olmayan Vatan Caddesi açılıyor. Artık İstanbul’un kaderi bir delinin eline kalmıştır!
O günlerde yapılan imar hareketleri sonra yapılanların yanında devede kulak kalır. Düzenli trafik için yapılması gereken o kadar çok şey vardı ki. Alkışlanması gereken imar hareketleri deli bir insanın yaptığı işler olarak anlatılıyordu. Vatan caddesinin açılmasına karşıydılar.
İmar hareketleri esnasında yapılan istimlak işleri bazı tarihi mekânların yok edilmesine sebep oldu bu elbette büyük hataydı. Ancak bu durumu söyleyebilecek kimselerin biraz kültürlü olması, yani tarih bilgisi olması gerekiyordu ama bunu anlayacak kimse yoktu.
Belki de bu yıkım olayından dolayı Osmanlı yok ediliyor diye memnuniyet duydukları için ilgilenmemişlerdir, kim bilir?
Vatan caddesine ve diğer imar hareketlerine karşı oldukları gibi her işe karşı olmak onlarda bir alışkanlık haline gelmişti. Tıpkı boğaz köprüsüne de karşı oldukları gibi. Birinci Boğaz köprüsünün yapılışına Onay verdi diye Süleyman Demirel İnşaat mühendisleri odasından, o günlerde Devlet Planlama Müsteşarı olan Turgut Özal’da Elektrik Mühendisleri odasından atılmıştı.
Bu aleyhteki propagandalar herkesi etkisi altına almıştı. Bu etkiden kendini kurtaramayanlar militan insanlar haline geliyordu. Militan hale gelen insanda akıl, mantık, izan, insaf, olur mu? Zaten taşları da bağlamışlar ya at atabildiğin kadar.
Bu imar meselesi yassı adanın çok kıymetli yüce! Mahkemesinde de mevzu oluyor! Adnan Beye sen imardan ne anlarsın bu konuda özel bir tahsilin mi var? Diye sigaya çekiliyor.
Şehit Başbakanın yazdığı mektubun bir cümlesi son derece manidardır. Efendileriniz beni on yedi yıl önce yok edebilirlerdi, bu güne kadar yaşamama müsaade ettikleri için onlara teşekkür borçluyum diyor. Bu efendi kimdi acaba? Düşünmek gerekmez mi?
Fatih in ellerinin kesilmesine karar veren kadıyı kaydeden tarih Yassı Adanın hâkimlerini de elbette kaydetmiştir.
Zalimler için yaşasın cehennem