II. ABDÜLHAMİD’E “HAYIR” DİYEN ADAM
Daha iyisi bulunamadığı sürece, demokrasi en iyi rejim olarak gösterilir. Ne var ki, Türkiye’de koltuğunu sevenler, pek demokrasiyi istemezler.
Gündem sancılı, bize özgü demokrasi yara aldı, CHP eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, adeta partiye kayyum gibi atandı. Nedeni de Mutlak Butlan..
Daha çok dernekler için kullanılan bir kavram olan Mutlak Butlan, ülkemizde ilk kez CHP için kullanıldı. Yargı marifetiyle en büyük muhalefet partisi yeniden tasarımlanıyor. Bir bölge adliye mahkemesi, verdi bu kararı.
CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, atıl bırakılmaya çalışılıyor. Efsane mitinglerinde topladığı kalabalıklar, rahatsız etti iktidarı. Araştırma şirketlerinin anketlerinde genellikle birinci parti çıkan CHP’nin kontrollü muhalefet yapması isteniyor.
Özel de isyan etti ve partinin Genel Merkezinin önünde miting düzenleyip hayalindeki halk için demokrasi yönetimini savundu, iktidarın istediği Ankara merkezli muhalefet yapmayacağını söyledi. Son durumun ne olacağı henüz bilinmiyor.
Siyasetçiler sorun çıkarıp sonra da bunları çözmek için enerji harcayarak “Bir ileri, iki geri” ilerlerken bugün sizlere tarihten ve özellikle Padişah Abdülhamit’ten söz edeceğim.
II. Abdülhamit, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerine imzasını vurmuş 33 yıl başta kalan bir şahsiyet olarak bilinir. Kimine göre müstebit ve Kızıl Sultan, kimine göre ise Osmanlı İmparatorluğu’nu savaşlardan koruyan, içerde demiryolları başta altyapı çalışmalarına önem veren, eğitim, kültür ve sanat gibi alanlarda çalışmalarıyla tanınan padişah olarak ele alınır.
Onun çok da bilinmeyen Sadrazamı Tunuslu Hayreddin Paşa, Türk Tarih Vakfı’nın Mayıs ayı buluşmasına konuk oldu. Hayreddin Paşa’yı eski değil yeni bir tarihçiden Mehmet Ali Neyzi’den dinledik.
KAFKASYALI KÖLE SADRAZAM OLDU…
Neyzi, Kafkasya’dan bir köle çocuk olarak İstanbul’a getirilen Hayreddin’in daha sonra Tunus Beyi’ne hediye olarak yollandığını anlatırken, onun sadrazamlığa kadar nasıl yükseldiğini ve çok ilginç serüvenini aşama aşama aktardı;
“Tunus ordusunda hızla yükselen bu kabiliyetli genç, Tunus Beyi ile Paris’e gider. Fransa, her yönden onu geliştirip ufkunu açmıştır. Sonrasında Tunus’a döner. Orada Bahriye Nazırlığı’na kadar yükseldikten sonra 1862’de görevlerinden istifa edip Paris’e yerleşir ve 1867 yılında da “En Doğru Yol” adlı bir kitap yazar. Kitabı hem Avrupa’da hem de İslam Dünyası’nda çok ilgi görür, birçok dile de çevrilir. Amacı aslında Batı’da olan gelişmeleri İslam Dünyası’na anlatmak ve tanıtmaktır.
Daha sonra yine Tunus’a dönen Hayreddin, 1873’de Başbakan olur. Ancak Batılı güçlerin baskısı sonunda 1877 yılında görevini bırakmak zorunda kalır.
Bu sırada yeni tahta çıkan II.Abdülhamid tavsiyeler üzerine kendisini İstanbul’a davet eder.
Türkçeyi çok az bilen Hayreddin, 30 Eylül 1878’de Vezir, 4 Aralık 1878’de de Sadrazam olur. İleri ve özgür düşüncelerini Saray’da uygulamaya başlar. Ne var ki, Padişah’ın çevresi, bu uygulamalardan rahatsız olacaktır.
Bir süre sonra Padişah ile Sadrazam’ın yetkileri konusunda bir türlü uyuşma sağlanamaz. Tarih arşivlerinde bu konuda aralarındaki yazışmalar oldukça çarpıcıdır.
Ve Hayreddin Paşa, Temmuz 1879’da istifa eder.
Yine de Abdülhamid ondan kopamaz ve ihtiyacı olan konularda görüşlerini almaya devam eder.
Hatta 1882’de kendisine yeniden Sadrazamlık teklif eder. Fakat Hayreddin Paşa bu tekifi reddeder. Yani Padişah Abdülhamid’e “Hayır” der.
Sadrazamlığındaki uyuşmazlığa düşmek istemez.
Bu dönemde de karşılıklı yazışmaları, Abdülhamid’in devlet yönetimi konusundaki arayışlarını belgelemek açısından ilginçtir.
Hayatının sonuna kadar İstanbul’da yaşayan Tunuslu Hayreddin Paşa, 1890’da vefat etti ve İstanbul’da gömüldü. Naaşı, 1968 yılında Tunus Başbakanı Burgiba’nın Türk Devletinden ve aile fertlerinden izin alması neticesinde Tunus’a götürüldü. Kafkasyalı eski köleye duyulan minnet bu nedenle önemliydi.
Bu arada, Hayreddin Paşa’nın torunlarından birisi olan Boğaziçi Üniversitesi eski rektörlerinden Prof. Dr. Ayşe Soysal’ı da hatırlatalım.
DİKTATÖRLÜK, OTOKRASİNİN KÖTÜ SONUÇLARI
Hayreddin Paşa, “En Doğru Yol” kitabında nelerden söz ediyordu şimdi ona bakalım.
Ana kitabının Osmanlıca adı, Akvem-Ül Mesalik, Fi Marifet-i Ahvali’l Memalik, 1867’de tamamlanmıştı.
Mukaddime, 89 sayfalık bir bölümdü. Bu bölüm, çok ses getirdi ve birçok dile çevrildi. Türkçeye de “En Doğru Yol” olarak tercüme edildi.
Dünyada çok yankı yapan “En Doğru Yol”da, Diktatörlüğün ve Otokrasinin Kötü Sonuçları ele alınırken ayrıca İslam Ümmetinin Gerileme Nedenleri değerlendiriliyor. Diğer bölümler arasında ise Sultan Mahmud ve Oğullarının Gerilemeyi Önleme Çabaları, Avrupa ülkelerinde kütüphanelerin çokluğu ve Hürriyetin Anlamı inceleniyordu.Meyveye ulaşmak
Hayreddin Paşa, yazdığı kitapla sanki bugün yaşananları da anlatıyordu adeta…
Düşünün, “Diktatörlük ve Otokrasinin Kötü Sonuçları” 150 yıl önce yazılmış. Bu konuda nelerden söz etmiş?
“Monteskiyö’den etkilenerek, “Diktatör; Meyveye ulaşmak için bütün ağacı kesen kişidir..
1800 yıllının en akıllı hükümdarının Napolyon olduğundan söz ederken, 1812’ye gelindiğinde tam bir deliye dönüşeceğini kim düşünebilirdi ki..
Vatanın kaderi kim olursa olsun tek bir kişiye bağlanmamalıdır.
Ortada bir muhalefet olmadığı takdirde iktidarın dengesi bozulur.”
O’nun daha 1867’lerde globalizasyondan söz etmesi de çok ilginç tabii ki.
Dünyayı, birbirlerine mutlak ihtiyacı olan çeşitli milletlerin oluşturduğu bir toprak olarak niteleyen Paşa, şunları anlatıyor; “Bazı İslam alimlerinin dış dünyada olanlardan bihaber olduğunu görünce elem duyuyorum. Hikmet, müminin hedefidir. Onu nerede bulabilirse bulsun alıp benimsemelidir.”
Hayreddin Paşa’nın anlattıkları oldukça uzun. Bu zamana göre eskiyen görüşleri de var.
Merak eden okuyucular, arşivlere ve tarih kitaplarına bakabilir.
Türk Tarih Vakfı toplantısında bize Hayreddin Paşa’yı anlatan Mehmet Ali Neyzi’nin II. Abdülhamid’in Arap aşiretlerinin çocukları için İstanbul’da kurulan “Aşiret Mektebi” ni inceleyen bir kitabı da yayımlandı. Bu onun doktora teziydi. Aynı adla, “Aşiret Mektebi” kitabını okumanızı öneririm. Bu kitap, Osmanlı topraklarında yaşayan Arap aşiretlerini inceliyor ve İstanbul’da eğitim alarak sonrasında önemli noktalara gelen tanınmış aşiret reisi çocuklarını anlatıyor.

MÜHENDİS VE TARİHÇİ…
Aslında Neyzi, bir mühendisti. Onu iş dünyasında önemli işler yapan bir profesyonel ve CEO olarak tanıyorduk. Bir ara görüşemedik.
Oysa Lübnan’a gitmiş. Üniversite yıllarında başlayan tarihe ilgisini yeniden üniversiteye giderek kariyer olarak değerlendirmiş. Beyrut Amerikan Üniversitesi’nin Tarih Bölümü’nden mezun olup doktora da yapan Neyzi’den yeni kitaplar bekliyoruz.






















