ÇAĞDIŞI(MI)YIZ?

Bizimkilerin, büyüsünden, belki de cazibesinden kurtulamadıkları bir kelime ÇAĞDAŞ.
Çağdaş şair, çağdaş fikir, çağdaş insan, çağdaş çocuk, kadın…
“Aynı çağı paylaşan, muasır, yaşamları çağa uygun” diyor lügat…
Ya biz, biz ne diyoruz?
Çağdaş modern demektir, batılı demektir…
Ya çağdışı…
Çağdışı, geri kalmış, bizim gibi düşünmeyen, örümcek kafalı…
Biz bazı mevhumları istediğimiz kalıba sokma maharetine sahibiz.
Kelimeye derhal yeni bir mana verebiliyoruz.
Mesela, Cumhuriyet, laiklik, demokrasi..
Çok çağdaş muhteremlere bakınız:
“Çocuklarınızı sizin zamanınıza göre değil, kendi yaşayacakları zamana göre yetiştiriniz! Diyen Hz. Ali, çağdışı,
“Çocuklarınıza dilini tutmayı öğretiniz, konuşmasını nasıl olsa öğreneceklerdir” diyen B.Franklin çağdaştır…
Bu çifte standart ve ölçü niçin?
Çünkü bizim çağdaşlıktan anladığımız Batı’ya mümkün olduğu kadar yaklaşmaktır.
Bunun içindir ke bizimkilerin “banal” buldukları Milli olan her şey Paris etiketini yiyince birden bire itibar kazanır.
Acaba, “iki günü müsavi (eşit) olan ziyandadır.” Buyruğu,
“Komşusu aç iken tok yatan hakiki manada iman etmemiştir.” İkazı,
“İşçinin hakkını alnının teri kurumadan veriniz”. Telkinlerini çağın çok mu uzağındadır?
Bu sözler 1400 küsur sene önce yaşamış fakat “göklerin dürüleceği” güne kadar diriliğini koruyacak olan Rahmet Peygamberine aittir.
Dede efendi, Itri, hadi çok geriye gitmeyelim, Sadettin Kaynak, Yıldırım Gürses çağdışı, Beathoven, Mozart çağdaş…(!)
Sevsinler!
Aynı çağı paylaşana çağdaş denir. Güzel!
İçinde bulunduğu çağın icaplarına uymayan hatta hep geride kalana ise çağdışı denir. Kabul!
Dişini şu an berbere çektiren var mı acep?
Niçin kelimelirin arkasına sığınıyoruz, saklanıyoruz?
Mertçe, siz bizim görüşlerimize, dünya nizamımıza karşı çıktığınız için çağdışısınız, desenize…
Görücü usulü ile evlenmek çağdışı, Nikâh (resmi –dini) çağdışı, Namus, iffet telakkisi çağdışı, Masa çağdaş sini çağdışı, Araba çağdaş, at çağdışı…
Ahhh…
Düşman tankla üzerine gelirken sen atla ve kılıçla üzerine gidiyorsun deseler, bunların ellerinden öperim.
Ne güzel söylediniz, tankla gelenin üzerine kılıçla atla gitmek çağdışıdır.
Dünya dönüyor diyen Galile’yi acaba içinde bulunduğu çağın neresine sığdıracağız?
1987 yılı idi, Necip Fazıl’ın eserini okudun mu diye sorduğum arkadaş, Çağdaş yazarları okuyorum demiş idi.
Necip Fazıl 1983 te beka âlemine göçtü.
Fikriyat, bakış farklı.
Üstad Necip Fazıl bunlara göre hep çağdışı kalacak.
Oysa Shakespeare ve Hamlet, bunlar için çağdaştır.
16. yüzyılda yaşamış olan bu büyük sanatkâr ve bu eser bunlara göre çağdaştır.
Hayatla, sınırlı insan ömrü ile değil, fikirlerle çağdaş olmayı yakalayalım.
“İleriye atılmak için geriye çekilmek lazım” sözünü kim söylediyse çok yaşasın.
Fikirler, zamanın elinden tuttuğu müddetçe yaşar, fikirler yaşadıkça diri kalır.
Elindeki yıpranmış damgayı, at gözlüğü takarak ha bire sallayan silahşor Donkişot’u tavsiye eder, porno filmden farkı olmayan Homereos’un destanlarına kitaplığında imtiyazlı bir yer ayırır fakat
“Beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı/ Felekler yandı ahımdan muradım şim-i anmaz mı” diyen Fuzuli’yi,
“Âlemdeki kâmil çeke gam, zevk ede cahil/ Yerden göğe dek yuf bana demez isem yuf” diyen Ruhi’ye,
Yanlızız’la, Matmazel Noriliya’nın koltuğu ile Türk Romancılığına abideler hediye eden Peyami Safa’ya,
“Ceza vermek gerekirse kızım Fatıma bile olsa acımam” diyen hakiki ve değişmez öndere (s.a.v)
“Mazlumun bedduasından sakının” diyen en büyük Sıddık’a (r.a)
“Ey insanlar Allah’a yemin ederim ki, hakkını alıncaya kadar bu aciz benim nazarımda en kuvvetliniz, bir acizin hakkı alınıncaya kadar da bir kuvvetli en zayıfınızdır” diyen Faruk’a (r.a),
“İnsanlar hakkındaki bütün kin düğümlerini çöz, seni intikama sürükleyecek iplerin hepsini kes, Şunu bunu çekiştirenlerin hemen sözüne inanma” diyen Murtaza (r.a) ya anlaşılmaz bir şekilde ‘standarda uygun değil damgasını” vururlar…
“Namus ve şerefinizi koruyun ki, Allah’da şerefinizi korusun! Yiyeceklerinizin helal ve temiz olmasına dikkat edin” buyuran ilk nur sahibi (r.a) nın da zihniyeti onlara göre çağdışıdır.
İslam’ı bilmiyorlar, Türklüğün cevherinden habersizler.
Oysa Türklüğün, dolayısıyla bütün iman milletinin en ihtişamlı dönemleri İslam esaslarına ve milli kültürlerine sıkı sıkıya sarıldıkları zamanlardı.
“Vel asr”
Müslümanlığı gerçek yaşayan kişi çağın ilerisindedir, olmak zorundadır.
Ancak, yarasaların yaşadığı mağaralarda değil, ziyanın, nurun göz kamaştırdığı yerlerde, sıkılan yumruklarda değil sevgiyle açılan ellerde, afetle değil şehametle aranmalıdır Müslüman.
Elbette çağdaşlıktan maddenin hükümranlığını anlayanlar, bu milletin maddi – manevi değerlerini ortadan kaldırmak isteyenler, insanca yaşamayı teknolojinin içine gömülmek zannedenler, şehvetlerine tapanlar, halkla bütün bağlarını koparanlar, iman insanlarına, inançlarını yaşamak isteyenlere “çağ dışı, geri kafalı” demeye devam edeceklerdir…
Arif Nihat’ın diliyle söyleyelim:
“Bize örümcek kafalı diyenler, olsa olsa sineklerdir”
Öyle ise Zalimler için yaşasın cehennem!
Baki selam ve dua ile.


















