haberanaliz
Mustafa GÖKTAŞ

Mustafa GÖKTAŞ

Mail: mustafagoktas006@gmail.com

KILIÇDAROĞLU RÖPÖRTAJI SONRASI SİYASET

Kılıçdaroğlu’nun SÖZCÜ ekibine verdiği demeçler aşağıdaki linkte mevcut:

https://www.haberanaliz.net/haber/kilicdaroglu-ilk-kez-televizyonda-benim-donemimde-belediyeler-denetleniyordu-25910

Görüyorsunuz, Türkiye siyaset tarihinin en sıra dışı, en kaotik dönemlerinden birini yaşıyor. Ana muhalefet partisinin mahkeme kararıyla ("mutlak butlan") eski yönetime iade edilmesi, üzerine Genel Merkez'e polis müdahalesi ve Kılıçdaroğlu’nun SÖZCÜ TV deki sert röportajı, CHP'yi tam anlamıyla bir "bölünme ve meşruiyet" krizine sürüklemiş durumda.

1. Bundan Sonra CHP'de Neler Olur?

CHP’de artık "normale dönüş" ya da kolay bir uzlaşı ihtimali kalmamıştır. Önümüzdeki süreçte şu gelişmelerin yaşanması kaçınılmazdır:

Çift Başlılık ve Meşruiyet Krizi: Parti şu an fiilen ikiye bölünmüş durumda. Bir tarafta mahkeme kararına dayanan Kılıçdaroğlu yönetimi, diğer tarafta kurultay iradesini ve taban desteğini arkasına aldığını savunan Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu ekseni. Parti içi bürokrasi, milletvekilleri ve belediye başkanları bu iki odak arasında seçim yapmaya zorlanacaktır.

"Kaset ve Dosya" Savaşları (Arınma Süreci): Kılıçdaroğlu’nun "Elimde rüşvetçi isimler var, Özgür Özel'e verdim", "250 bin dolar poşette taşındı", "Belediyelerde kirlilik var" iddiaları, parti içinde büyük bir şantaj ve tasfiye savaşının başladığını gösteriyor. Karşılıklı yolsuzluk ve "Saray işbirlikçisi/Saray kayyumu" suçlamaları havada uçuşacaktır.

Kaotik Bir Kurultay: Kılıçdaroğlu’nun da röportajda belirttiği gibi ("Hiç kimsenin şaibe iddia edemeyeceği bir kurultay yapalım"), parti en kısa sürede yeniden kurultaya gitmek zorunda kalacaktır. Ancak bu kurultay, delege avlarının, karşılıklı suçlamaların ve muhtemelen fiziki gerilimlerin yaşanacağı, parti tarihinin en sert kurultayı olmaya adaydır.

2. Kılıçdaroğlu'nun ve Özel'in Durumu Ne Olur?

Kemal Kılıçdaroğlu'nun Durumu:

Riskli Geri Dönüş: Kılıçdaroğlu, hukuki bir boşluktan faydalanarak (mutlak butlan) koltuğa geri dönmüş görünse de tabanda ve seçmende ciddi bir meşruiyet sorunu yaşıyor. Kamuoyunda "seçim kaybetmesine rağmen koltuğu bırakmayan ve partiyi yargı eliyle ele geçiren lider" algısı yerleşiyor.

Son Misyon ("Arınma"): Kılıçdaroğlu bu hamlesiyle "partiyi temizleyen lider" olarak tarihe geçmek istiyor. Eğer kurultayda delegeleri ikna edemez ve Özel-İmamoğlu ekibine karşı ezici bir yenilgi alırsa, siyasi kariyeri çok ağır bir darbe alarak tamamen sonlanabilir.

Özgür Özel'in Durumu:

"Darbe Mağduru" Pozisyonu: Genel Merkez'in polis zoruyla boşaltılması ve Özel ekibinin dışarıda kalması, Özel'e parti tabanında ciddi bir "mağduriyet ve direniş" kredisi kazandırdı. Özel, kendisini "örgütün ve kurultay iradesinin meşru lideri" olarak konumlandıracaktır.

Zorlu Sınav: Kılıçdaroğlu’nun yönelttiği "Erdoğan’la 2 saat ne görüştün?", "Sana verdiğim rüşvetçi listesini neden açıklamadın?" soruları Özel’i köşeye sıkıştırmış durumda. Özel’in bu iddialara somut ve şeffaf yanıtlar vermesi, aksi takdirde tabandaki ahlaki üstünlüğünü kaybetme riski vardır.

3. Bu İşin Kazananı ve Kaybedeni Kim Olur?

Kazanan: AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan

Bu krizin tartışmasız ve tek net kazananı iktidar bloğudur.

Muhalefetin Dağılması: Ana muhalefet partisinin kendi içinde, polis müdahaleleriyle ve yolsuzluk iddialarıyla boğuşması, iktidarın ülkedeki ekonomik ve sosyal sorunlar karşısında elini tamamen rahatlatmıştır.

Söylem Üstünlüğü: Erdoğan, yıllardır savunduğu "Bunlar daha kendi partilerini yönetemiyorlar, ülkeyi nasıl yönetecekler?" tezini seçmene çok rahat bir şekilde kanıtlamış olmaktadır.

 Kaybeden: CHP, Muhalif Seçmen ve Türk Demokrasisi

CHP: Parti, yıllardır inşa etmeye çalıştığı "ahlaki üstünlük" ve "demokrasi kalesi" imajını yerle bir etmiştir. Kendi belediyelerini yolsuzlukla suçlayan bir genel başkan ve mahkeme kararlarıyla yönetilen bir parti görüntüsü, CHP’yi uzun vadede baraj sorunu yaşayan bir partiye bile dönüştürebilir.

Muhalif Seçmen: Değişim umuduyla sandığa giden, kurultayda yeni bir hava yakaladığını düşünen milyonlarca seçmende büyük bir hayırhahlık, umutsuzluk ve siyasete karşı küskünlük (apati) başlayacaktır. Seçmen, muhalefetin bu "koltuk kavgasından" tiksinme noktasına gelebilir.

Kısacası; CHP şu an kendi iç organlarını tüketen bir organizmaya dönüşmüştür. Bu süreçten kim genel başkan çıkarsa çıksın, ağır yaralı, meşruiyeti sorgulanan ve toplumsal güvenini kaybetmiş bir CHP'nin başında olacaktır

Ne yapmak lazım?

Ortada iki farklı düzlem var: Biri partiyi yönetenlerin bu yangını söndürmek için yapması gerekenler, diğeri ise evinde oturup bu tiyatroyu izlemekten yorulan seçmenin (yani sizin, bizim) yapması gerekenler. Ahlaki üstünlüğün tamamen kaybolduğu ve siyasetin kör bir koltuk kavgasına dönüştüğü bu dönemde yapılması gerekenleri net bir şekilde ortaya koyayım:

1. CHP Yönetimlerinin (Kılıçdaroğlu ve Özel Cephesinin) Ne Yapması Lazım?

Eğer bu parti tamamen intihar etmek istemiyorsa, kişisel hırsları bir kenara bırakıp şu adımları atmak zorundadır:

Derhal ve Şartsız "Hakem" Olarak Sandığa Gitmek: Ne mahkeme kararları ne de polis barikatları bu krizi çözer. İki tarafın da meşruiyet devşireceği tek yer kurultay delegeleri ve parti tabanıdır. Yarın sabah kurultay kararı alınmalı, adil ve şeffaf bir yarışla düğüm çözülmelidir.

"İddia" Siyasetini Bırakıp Belgeleri Açıklamak: Kılıçdaroğlu'nun "Elimde rüşvetçilerin listesi var" deyip isim vermemesi, Özel'in "Saray kayyumu" deyip somut adım atmaması partiyi çürütüyor. Kimin elinde ne belge varsa (yolsuzluk, rüşvet, gizli pazarlık) hemen yarın kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Arınma, kapalı kapılar ardında şantajla değil, toplumun gözü önünde hukuki süreçle olur.

Hukuku ve Polisi Siyasete Alet Etmeyi Durdurmak: Ana muhalefet partisi, kendi iç sorunlarını çözmek için mahkeme kapılarında yatmayı ve genel merkezine çevik kuvvet çağırmayı (veya buna zemin hazırlamayı) acilen durdurmalıdır. Bu, "Biz kendi evimizi yönetemiyoruz" itirafıdır.

2. Muhalif Seçmenin Ne Yapması Lazım? (En Önemlisi)

Siyasetçiler kendi ikballeri için körleşebilirler ama seçmen körleşmek zorunda değil. Bu trajediyi değiştirecek asıl güç seçmendir:

"Koşulsuz Sadakat" Dönemini Bitirmek: "Aman iktidar sevinmesin", "Aman parti zarar görmesin" diyerek bu rezilliğe sessiz kalma dönemi bitmiştir. Seçmen, desteklediği aktör kim olursa olsun (Kılıçdaroğlu, Özel ya da İmamoğlu) bu çirkin siyaset tarzını sert bir şekilde eleştirmeli ve sorgulamalıdır.

Demokratik Tepki ve Dijital Boykot: Siyasetçiler en çok seçmen kaybetmekten korkarlar. Sosyal medyada, parti binaları önünde veya meydanlarda bu koltuk kavgasını onaylamadığını net bir dille aktarmak, "Siz birbirinizi yerken biz geleceğimizi kaybediyoruz" sesini yükseltmek şarttır.

Siyaseti Sadece "CHP"den İbaret Görmemek: Türk muhalefeti uzun süredir CHP endeksli bir çıkmaza girdi. Seçmen, alternatifsiz olmadığını hem ana muhalefete hem de diğer muhalefet partilerine hissettirmelidir. Gerekirse yeni siyasi arayışlara, genç kadrolara veya sivil toplum hareketlerine alan açılmalıdır. Siyaset elitlerinin alternatifsizlik konforu ellerinden alınmalıdır. Şu an yapılması gereken en doğru şey, bu "kayıkçı kavgasının" bir parçası ya da taraftarı olmamaktır. Kılıçdaroğlu'nun veya Özel'in haklılığı üzerine kurulacak her cümle, bu çürümeyi meşrulaştırır. Yapılması gereken; her iki tarafa da "Yeter artık, ya temizlenip adam gibi kurultay yapın ya da bu toplumun yakasından düşün" diyebilecek toplumsal baskıyı ve ahlaki barajı kurmaktır. Siyasetçilere, halkın onların kölesi değil, velinimeti olduğu hatırlatılmalıdır.

Aslında en büyük sıkıntımız her zaman dediğim SPY’dir. Siyasi Partiler yasası, siyasetin "görünen köpüğünü" bırakıp, altındaki asıl çelik zırhı deşifre eder.. Biz seçmene "Tepki gösterin, sorgulayın" diyoruz ama mevcut Siyasi Partiler Kanunu (SPK) ve onun beslediği sistem, seçmenin elini kolunu bağlayan, adeta bir "siyasi esaret" üreten anti-demokratik bir barikat. Mevcut kanun düzeninde liderler delegeleri, delegeler genel başkanı seçiyor; halka ise sadece önlerine konan, kapalı kapılar ardında belirlenmiş listeleri onaylamak kalıyor. Bu yapısal tıkanıklık içinde, halk bu işlere nasıl tepki verecek? Bu çark nasıl kırılacak?

1. Bu "Liderler Oligarşisi" Düzeninde Seçmen Ne Yapabilir?

Yasa yarın değişmeyeceğine göre, halkın elindeki mevcut ve dönüştürücü güçleri küçümsememek gerekiyor. Bu antika yasaya rağmen halk şu yollarla tepki üretebilir:

Sandıkta "Pasif Direniş" ve Seçmen Grevi: Liderlerin en çok korktuğu şey, partinin kemik tabanının sandığa gitmemesi veya protesto oyu kullanmasıdır. Seçmen, "Nasılsa bana mecbursun" konforunu siyasetçinin elinden almalıdır. Bir partinin oyları tepki olarak %30'lardan %15'lere gerilediğinde, o duvar gibi duran Siyasi Partiler Kanunu bile o genel başkanı koltuğunda tutamaz; parti içi isyan kaçınılmaz olur.

Parti İçi "Yatay Örgütlenme" ve Delege Baskısı: delegeler gökten zembille inmiyor; mahalle delegelerinden başlayarak il ve ilçe yönetimlerine kadar giden bir zincir var. Seçmenler, sadece seçim günü oy veren "müşteriler" olmaktan çıkıp, partilere üye olarak tabandan delege yapılarını zorlamalıdır. CHP'deki mevcut krizde bile kurultay seslerinin bu kadar gür çıkmasının sebebi, delegelerin tabandan aldığı o yoğun öfke ve baskıdır.

Alternatif Siyasi Alanlar Yaratmak: Eğer ana akım partiler bu anti-demokratik yasanın arkasına saklanıp halkı rehin alıyorsa, halk yeni kurulan, tüzüğünde "ön seçim" sözü veren, lider hegemonyasını yıkan yeni nesil siyasi hareketlere ve sivil yapılara alan açmalıdır. Rekabet ve yok olma korkusu, statükocu partileri tüzük değiştirmeye zorlamanın en etkili yoludur.

2. Asıl Büyük Çözüm: "Siyasi Partiler Kanunu" Nasıl Değişir?

Siyasi Partiler Kanunu değişmeden Türkiye'ye gerçek demokrasinin gelmeyeceği bir gerçek. Ancak bu yasayı değiştirecek olanlar, mevcut yasadan beslenen liderlerin kendisi olmayacaktır. Bu değişim ancak şöyle tetiklenir:

Toplumsal Mutabakat Söylemi: Muhalefet bloklarının ya da sivil toplumun en büyük ortak vaadi "X şahsını devirmek" değil, "Siyasi Partiler Kanunu'nu değiştirmek ve ön seçimi zorunlu kılmak" olmak zorundadır. Halk, meydanlarda siyasetçilerden ekonomik vaatler kadar bu yapısal reformu da talep etmelidir.

Hukuki ve Sivil Toplum Baskısı: Barolar, sendikalar, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşları, demokratik bir Siyasi Partiler Kanunu taslağını sürekli olarak gündemde tutmalı, partileri bu reformu yapmaya zorlayacak bir kamuoyu rüzgârı estirmelidir.

Siyasi Partiler Kanunu, liderlerin halka karşı kullandığı bir kalkandır, evet. Ancak unutulmamalıdır ki, hiçbir yasa veya tüzük, toplumsal rızasını tamamen kaybetmiş bir yapıyı sonsuza kadar ayakta tutamaz. Halk bu anti-demokratik yasaya rağmen tepkisini "gönül bağını kopararak", "sandıkta cezalandırarak" ve "alternatif arayışlara girerek" gösterdiğinde, o duvarlar çatlamak zorunda kalacaktır. Siyasetçiye verilecek en büyük ceza, onun meşruiyet zeminini altından çekmektir. Türkiye’nin en büyük paradoksu ve trajedisi tam olarak: Aynı anda hem derin bir öfke patlaması yaşıyor hem de her şeyi felç eden bir yılgınlık. Toplum şu an adeta bir "duygusal şizofreni" içinde. Bu "her ikisi de" durumunu ve bunun doğuracağı sonuçları şu şekilde deşifre edebilirim:

1. Bir Tarafta: Büyük Bir Kolektif Öfke var

Bu öfke artık sadece iktidara değil, muhalefet elitlerine karşı da bilenmiş durumda.

"Bizi Rehin Aldınız" Öfkesi: Seçmen, kendi geleceği, çocuklarının eğitimi ve ekonomik hayatta kalma mücadelesi verirken, siyasetçilerin lüks odalarda poşetlerle taşınan paralardan, mahkeme koridorlarında kapışılan koltuklardan bahsetmesine muazzam öfkeli.

Zekaya Hakaret Hissi: Kılıçdaroğlu’nun "Ben arınma yapacağım", Özel’in "Demokrasiyi savunuyoruz" söylemlerinin ardındaki o katı koltuk kavgasını halk çok net görüyor. Toplum, kendi aklıyla alay edildiğini hissettiği için öfkeli.

2. Diğer Tarafta: Felç Edici Bir Yılgınlık var

Öfke var ama bu öfke sokağa, örgütlenmeye ya da net bir siyasi iradeye dönüşemiyor; çünkü üzeri kalın bir yılgınlık ve çaresizlik külüyle örtülü.

"Kime Verelim?" Çaresizliği: Siyasi Partiler Yasası’nın getirdiği o tıkanıklık yüzünden seçmen kafasını nereye çevirse aynı tip siyasetçi modelini görüyor. "A partisine kızıp B’ye gitsem ne değişecek, oranın da lideri aynı" duygusu, insanları eylemsizliğe itiyor.

Öğrenilmiş Çaresizlik (Apati): Yıllardır her seçimde umutlanıp her seçimden sonra daha büyük bir hayal kırıklığı yaşayan muhalif seçmen, savunma mekanizması olarak "siyasetten kopma"yı seçiyor. Televizyonları kapatıyor, haberleri kaydırıyor, siyaset konuşmayı reddediyor.

Bu "Her İkisi De" Durumundan Ne Çıkar?

Tarih gösterir ki, öfke ve yılgınlığın aynı anda yaşandığı toplumlar büyük bir kırılmanın eşiğindedir. Bu durum sonsuza kadar böyle gitmez. Önümüzde iki olası senaryo var:

Senaryo A: Çürüme ve Statüko (Kötü Senaryo)

Yılgınlık öfkeye baskın gelir. Seçmen tamamen elini eteğini çeker, sandığa gitme oranları dramatik şekilde düşer. Mevcut siyasi elitler (hem iktidar hem muhalefet) kendi yarattıkları bu steril, halktan kopuk delege ve lider oligarşisi içinde ülkeyi yönetmeye devam ederler. Siyaset tamamen bir "tiyatroya" dönüşür.

Senaryo B: Dip Dalga ve Yıkıcı Değişim (Olası Senaryo)

Öfke yılgınlığı yırtar. Mevcut partilerin (özellikle bu krizdeki CHP'nin) tabanından, gençlik kollarından, ilçe örgütlerinden öyle bir dip dalga gelir ki, ne Siyasi Partiler Yasası ne lider barikatları buna dayanabilir. Halk, bu çürümüş statükoyu tamamen tasfiye edecek yepyeni, genç, ezber bozan bir liderliği veya hareketi kendi içinden çıkarır. Tıpkı 70'lerde Ecevit'in "İnönü statükosunu" devirmesi ya da 2002'de toplumun eski siyasetin tamamını sandığa gömmesi gibi.

Şu an halkın içindeki o öfke, patlamaya hazır bir enerji; yılgınlık ise onu tutan bir baraj. Siyaset elitleri halkın yılgınlığına güvenip bu çirkin oyunu sürdürüyorlar. Ancak unuttukları bir şey var: Umutsuzluğun sınırına gelmiş bir toplumun öfkesi, siyasetin tüm sahte duvarlarını yıkacak kadar güçlüdür. Değişim, o yılgınlık duvarının çatladığı gün başlayacaktır.

Baki Selam ve Dua ile.

MUSTAFA GÖKTAŞ

Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)

Havadis Gazetesi Kurucu ve Sahibi

Haberanaliz.net kurucu ve Genel yayın yönetmeni

Çevre Ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı