Ahmet EROĞLU

Ahmet EROĞLU

Mail: ahmeteroglu33@gmail.com

Nereden Nereye?

Nereden Nereye?

(Köy Enstitülü Öğretmenlerime Saygıyla)

 

17 Nisan sıradan bir gün değildir.

Ülkemin geri kalmışlığını en dipten sarsan, ortaçağın köhnemiş karanlığına aydınlığın ışığını saçan, bir umudun, bir bilinç evriminin ateşini yakan, tarihi bir gündür.

Ülkemizin en büyük aydınlanma devrimlerinden biri olan Köy Enstitülerinin 80’inci kuruluş yıldönümüdür.

Bu yazıyla, Düziçi Köy Enstitüsü’nün kuruluş öyküsünün kısa bir tarihsel yolculuğuna çıkacağız. Dünden bugüne bir köprü kuracağız ve “Nereden nereye?”sorusunu soracağız.

Birinci Paylaşım Savaşı yılları.

Almanlar, Berlin-Bağdat demiryoluhattını yaparken, Düziçi’nde 3 katlı ve 34 odalı bir bina alırlar. Amaçları misyonerlik faaliyetleri yürütmek için burayı okul olarak kullanmaktır. Öyle de yaparlar. Yöredeki Ermeni çocukları ağırlıkta olmak üzere,anasız-babasız ve kimsesiz çocukları bu okulda toplarlar. Misyonerlik eğitimi verirler.

Savaş bittikten sonra bu okulun eğitim faaliyetlerine son verilir. Bir süre sonra da kapatılır. Okulun kapatılmasıyla birlikte misyonerlik faaliyetleri yürüten Alman kadınları ülkelerine geri dönerler. Dönmeden önce de kendilerine hizmet eden, postacılık görevini üstlenen Bahçe’li Mehmet’e, bu binanın tapusunu, yaptığı hizmetlerin karşılığı olarak verirler.

O zamanın Bahçe kaymakamı, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’e ulaşarak, Köy Enstitüsü olarak kullanılmak üzere bu binayı satın alma önerisinde bulunur. Bakan kabul eder ve Bahçe’li Mehmet’ten bina satın alınır.

Binanın yanında kubbesi yıkılmış eski bir hamam ve üç alman kız kardeşin yaptırmış olduğu adına “Üçüz Konaklar” denen üç konak da vardır. Bu binalar kısa süre içerisinde onarılarak kullanılabilir hale getirilir. Böylece başında dumanı hiç eksik olmayan Düldül Dağı’nıneteğindeki Düziçi Köy Enstitüsü’nün temelleri atılır.

Düziçi Köy Enstitü Müdürü Ahmet Lütfi Dağlar o günleri anılarında şöyle anlatır.

“…Satın alınan büyüklü küçüklü 34 odası bulunan harap kolej binası vehamamı tamir edilmiştir, ayrıca bir de öğretmenevi yapılmıştır. Ayrıca on binlerce yerli kiremit imal ederekyapmış olduğumuz binaların bir kısmının üzerini örttük. İhtiyacımız olan tuğlaları da yine kendimiz yaptık… Öğretmen, eğitmen namzetleri ve talebelerimizle bir ay içinde tekerlekli vesaitinişleyebileceği 1200 metrelik yol yaptık. Yaptığımız yolu, köyün toprak şosesine bağladık. Böylece kendi sınırımız içindeki yolsuzluğu da yendik…”

Dün:

Yolunu kendisi yapan,

Okulunu kendisi yaratan,

Eğitim sistemini kendisi hazırlayan,

Yiyeceği her türlü ürünü kendisi üreten,

İçeceği ve sulamada kullanacağı suyu dağlardan, derelerden kendisi getiren,

Yaparak yaşayarak öğrenen bir toplumduk.

Bugün:

Yolunu köprüsünü,dağını ovasını, deresini ırmağını, gözünü para hırsı bürümüş yerli ve yabancı vahşi sermayeye satan,

Okulunu bilimden uzaklaştırıp dinselleştiren,

Eğitim sistemini yabancılaştıran,

Yiyeceği her türlü ürününüretimini bitirerek, bizi el âleme muhtaç eden,

İçeceği ve sulamada kullanacağı suyu özel sektöre veren,

Birbirini sollayarak köşeyi dönen,üretmeden tam tüketen bir toplum olduk!

“Eğitim üretim içindir.” anlayışından, “Eğitim tüketim içindir.” anlayışına savrulduk!

Nereden nereye?