SİYASET, SİYASİLERDEN ÇEKTİĞİ KADAR KİMSEDEN ÇEKMEDİ!
Türkiye de bir CHP gerçeği var mı, Var!
MHP Gerçeği var mı, Var!
Ak Parti Gerçeği var mı, Var!
Bu sıralamayı tüm partiler için yapabiliriz… Örnekleme olsun diye belirttim.
CHP şimdi bir bölünüş yaşadı ve Yeni parti kuruldu. İnsanlar siyasi çatıda birbirinden haz etmeyebilir, ama orada yaşananları hazmetmek zorundadır. Hazımsızlık yaşar ise çatıyı terk eder. Ama kırmaya, dökmeye, küfre, hakarete, işi namus boyutuna vardırıp sosyal medyada linç etmek neyin nesi?
Bunu niye diyorum? CHP de kalanlar ve Gidenler arasında korkunç bir sosyal medya atışması, kavgası, çürümüşlük var. Ayıbı da unutmuşlar, utanma duygusunu da kaybetmişler, sanki dünya sadece bunların üstünde dönüyor (!)
Siyaset insan iradesinin ve tercihlerinin bir yansımasıdır; fikirlerin yarışması, eleştirilerin yapılması ve zaman zaman yolların ayrılması son derece doğaldır.
Demokrasilerde partiler kurulur, büyür, bölünür veya yeni yapılara evrilir.
Ancak bu süreçlerin kişisel bir husumete, ahlaki sınırların ihlal edildiği bir dijital linç kültürüne dönüşmesi, sadece siyasete değil, toplumsal barışa da büyük bir zarar vermektedir.
Türkiye’de siyasetin figürleri, partileri ve hareketleri daima var olmuştur, var olmaya da devam edecektir.
Fikirlerin çatışması, ideolojik ayrışmalar ve hatta köklü siyasi kopuşlar demokrasinin olağan akışındandır. Bir çatı altında buluşamayanların yollarını ayırması, yeni siyasi limanlar araması ne ilk kez görülmektedir ne de son olacaktır.
Ancak bugün asıl acı olan, siyasi ayrışmaların özünden saparak sosyal medyada sergilenen tahammülsüzlük, çürüme ve linç kültürüne dönüşmesidir.
İnsanlar aynı dünya görüşünü paylaşmak, aynı liderle yürümek veya aynı parti çatısı altında kalmak zorunda değildir. Bir yapıda siyaset yapma imkânı kalmadığına inananların ayrılması, yeni bir parti kurması veya başka bir adrese yönelmesi ne kadar doğal bir haksa; o yapıda kalıp mücadeleyi sürdürmek de o kadar meşru bir tercihtir.
Evi beğenmeyen kapıyı çeker çıkar; ancak evi yıkmaya, ateşe vermeye ya da içinde yaşayanları hedef tahtasına oturtmaya kimsenin hakkı yoktur.
Siyasi rakipler veya eski yoldaşlar birbirlerinin düşmanı değil, yalnızca farklı kulvarlardaki yolcularıdır.
Bugün ne yazık ki sosyal medya platformları, fikirlerin tartışıldığı birer er Meydanı olmaktan çıkmış; nefretin, hakaretin, iftiranın ve kişisel onurları zedeleme yarışının yapıldığı birer cellat sahnesine dönüşmüştür.
Dün birlikte omuz omuza yürüyenlerin, bugün birbirlerinin en mahrem alanlarına saldırması, en ağır ithamlarla onur kırması siyasi bir duruş değil, bir karakter erozyonudur.
İşi namus boyutuna vardırmak, haysiyet suikastları düzenlemek ve sosyal medyanın anonim konforuna sığınarak kitleleri linçe teşvik etmek; ne ilmiyle, ne edeple, ne de insanlıkla bağdaşır.
Atalarımız "Edebi hududunu kaybetmiş bir özgürlük, en büyük esarettir" derler. Siyaset geçicidir; makamlar, mevkiler, partiler ve liderler gelir geçer. Kalıcı olan ise insandan insana kalan bakiyedir, hatıradır ve ahlaktır.
Bir insanı siyasi tercihlerinden dolayı hor görmek, onu itibarsızlaştırmaya çalışmak, topluma verilebilecek en kötü örnektir.
Gençler, çocuklar ve bu ülkenin geleceği; ekran başında birbirine hakaret eden, utanç duygusunu yitirmiş siyasi figürleri ve taraftarları izlemektedir. Bu tablo, geleceğe bırakılacak en büyük mirassızlık ve sevgisizliktir. İster CHP'de kalanlar olsun, ister yeni yola çıkanlar... Her iki tarafın da durup derin bir nefes alması, aynaya bakması ve şu vicdani muhasebeyi yapması şarttır:
“Yarın yüz yüze bakacağınız, aynı sokakları paylaşacağınız, aynı topraklarda nefes alacağınız insanlarla aranızdaki köprüleri, üç günlük siyasi hırslar uğruna yıkmaya değer mi?”
Siyaseti lekelemeyin. Öfkenizi akılla, nefretinizi edeple merkeze alın. Unutmayın ki haklı olmak, hakaret etme hakkını kimseye vermez. Topluma kötü örnek olmak yerine; kırgınlıkları bitiren, saygı ve nezaketi yeniden tesis eden birer erdemli duruş sergileyin.
Çünkü bu ülke, kavgadan değil; sağduyudan, sevgiden ve insanca yaşamaktan beslenir. Balık baştan kokar misali, tabanın bu gergin ve saldırgan dili benimsemesinde en büyük etken, yukarıdan verilen sinyaller ve sergilenen rol modellerdir. Liderler ve kanaat önderleri bu kutuplaşmanın kasetini başa sarıp "duruş" değiştirmedikçe, tabandaki hıncın ve dijital linç kültürünün önüne geçilebilmesi imkânsızdır.
Bu noktada, hem siyasilerin hem de her iki taraftaki toplumsal kanaat önderlerinin acilen atması gereken somut adımları ve sergilemesi gereken örnek davranışları naçizane şöyle sıralayabilirim:
Hakaret ve İftiraya Sıfır Tolerans: Liderler ve parti yöneticileri, sosyal medyada kendi adlarına veya taraftarlarınca yapılan haysiyet kırıcı, namus odaklı veya iftira içeren paylaşımlara karşı net bir duruş sergilemeli; bu tarz trolleri veya hesapları açıkça reddetmelidir.
"Rakip" ile "Düşman" Ayrımı: Siyasette yolların ayrılması veya yeni partilerin kurulması vatana ihanet ya da kişisel bir düşmanlık gibi gösterilmemelidir. Söylemlerde "mücadele" kavramı, fikirlerin ve projelerin yarışması zeminine çekilmelidir.
Ortak Zeminlerde Nazik Duruş: Farklı kulvarlara giden eski yoldaşlar veya rakip siyasetçiler, kameralar önündeki sert tartışmaların ardından asgari insani ilişkileri, selamlaşmayı ve nezaketi koruduklarını gösterecek olgunlukta anlar sergilemelidir.
Tabanı Yatıştırıcı Mesajlar: Öfkenin tırmandığı anlarda "itidal" çağrısı yapmak, taraftarların taşkınlıklarını kışkırtmak yerine "Lütfen sakin olun, bizim kimseyle kişisel bir husumetimiz yok" diyebilmek erdemini göstermek gerekir.
Gelecek Nesillere Karşı Sorumluluk: Siyasetçiler ve kanaat önderleri, ekranlarda sergiledikleri bu çirkin kavgaların çocukların ve gençlerin zihninde silinmez yaralar açtığının, şiddeti normalleştirdiğinin farkına varmalıdır.
Yaraları Saran Bir Dil: Siyaset, insanları ayrıştıran değil; sorunlara çözüm üreten bir iddia alanıdır. Ayrışmalar yaşansa bile bu sürecin memleketin huzurunu bozmayacak bir olgunlukla yönetilebileceği topluma gösterilmelidir.
Kısacası; örnek olmak sadece "söylemek"le değil, öfkeye kapılan en kritik anlarda dahi haysiyeti, edebi ve insan kalabilmeyi "seçmek"le mümkündür.
Bu süreçte, tabanın bu zehirli iklimden sıyrılması için sivil topluma veya aydınlara da iş düşüyor.
Siyasilerin dili, toplumun nabzını doğrudan belirleyen en temel aynadır. Siyasetin kutuplaştırıcı, ötekileştirici ve zaman zaman ahlaki sınırları zorlayan üslubu terk etmesi; akılcı, yapıcı ve barışçıl bir zemine oturması hayati bir zorunluluktur.
Siyasi eleştiriler kişisel husumetlere, hakaretlere veya iftiralara dönüştürülmemelidir. Siyaset, akılcı projelerin ve fikirlerin yarıştığı bir alan olmalıdır; öfke diliyle yapılan siyaset toplumu çürütür.
Sosyal medyada kitleleri birbirine düşüren, kin ve nefret tohumları eken saldırgan üsluba karşı liderler açıkça mesafe koymalı, taraftarlarına "itidal" ve "saygı" çağrısını net bir şekilde yapmalıdır.
Fikir ayrılıkları, parti bölünmeleri veya yolların ayrılması hayatın olağan akışıdır. Ancak bu ayrılıklar düşmanlık gibi gösterilmemeli; asgari insani ilişkiler, selamlaşma ve nezaket her koşulda korunmalıdır.
Seçmeni konsolide etmek adına toplumu sürekli bir gerginlik ve korku ikliminde tutma taktiğinden vazgeçilmelidir. Vatandaşın gündemi kavga değil, geçim ve huzurdur; siyaset bu gerçeğe odaklanmalıdır.
Çocukların ve gençlerin ekranlarda izlediği, sosyal medyada okuduğu bu çirkin kavgalar geleceğin Türkiye'sine yapılabilecek en büyük kötülüktür. Siyasiler, söylem ve eylemleriyle topluma kötü örnek olmaktan kaçınmalıdır.
Siyaset kurumunu ve makamları itibarsızlaştıran her türlü seviyesizliğe karşı tüm partiler ortak bir duruş sergilemeli, siyasetin saygınlığı yeniden tesis edilmelidir.
Siyasetçi kavga ederek gündemde kalabilir ama bu kavganın faturasını her zaman toplum öder. Gerçek liderlik, gerginliği tırmandırmak değil; en zor zamanlarda bile toplumu sakinleştiren ve bir arada tutabilen iradeyi göstermektir.
ALLAH DEVLETE VE MİLLETE ZEVAL VERMESİN.
Devamı Devlet, Nasibi Cennet, Bekayı İman, Rızayı Rahman..
Baki Selam ve Dua ile.
MUSTAFA GÖKTAŞ
Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)




























