haberanaliz
Hilmi DULKADİR

Hilmi DULKADİR

Mail: hilmidulkadir@gmail.com

Toprak Deniz İnsan -XXI-

Şifanın İzinde: Mersin'de Geleneksel Halk Hekimliği, Ocak Kültürü, Sınıkçılar ve Günümüze Yansımaları

Serinin yirminci bölümünde, Mersin Yörüklerinde töre geleneğini, örf ve âdet hukukunu, anlaşmazlık çözüm mekanizmalarını ele almıştık. Bu bölümde ise, bu toprakların bir başka kadim bilgi birikimine, geleneksel halk hekimliğine, ocak kültürüne, sınıkçılara ve bu alandaki güncel araştırmalara odaklanıyoruz. Modern tıbbın henüz ulaşamadığı kırsal kesimlerde, yüzyıllar boyunca insanların dertlerine derman olan bu geleneksel şifa yöntemleri, günümüzde de varlığını sürdürmektedir.

Geleneksel halk hekimliği, insanlığın yeryüzündeki varoluşundan itibaren doğayla kurduğu doğrudan temasın, deneme-yanılma pratiklerinin ve kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü kültür birikiminin en somut tezahürüdür. Günümüzde modern tıbbın ulaştığı muazzam imkanlara rağmen, halk tababetinin sosyo-kültürel bir realite olarak varlığını sürdürmesi, onun köklü yapısından kaynaklanmaktadır. Bu doğrultuda halk hekimliğinin kuramsal çerçevesini çizen H. Volkan Acar, modern tıbbın yaygınlaşmasına ve hekime erişimin kolaylaşmasına rağmen, halk hekimliği uygulamalarının Anadolu coğrafyasının her köşesinde canlı bir biçimde yaşamaya devam ettiğini belirtmektedir (Acar, 2018). Halk bilimci Pertev Naili Boratav'dan mülhemle aktarılan tanıma göre ise halk hekimliği, halkın maddi veya manevi olanaksızlıklar sebebiyle ya da farklı amillerle hekime gidemediği veya gitmeyi tercih etmediği durumlarda, marazların teşhis ve tedavisi amacıyla müracaat ettiği tüm usul ve işlemlerin bütünü olarak kabul edilir. Bu bağlamda, resmi ve kurumsal tıp sistemleri ile halk tababeti arasındaki en temel yapısal fark aktarım ve ispat zemininde ortaya çıkar. Kurumsal sağlık nizamı deneysel bilgi zemininde yükselirken, halk hekimliği tamamen asırların getirdiği birikimlere, sözlü aktarıma, ortak dünya görüşünü paylaşan grup üyelerinin informel etkileşimine ve usta-çırak ilişkisine dayalı gözlemlere dayanır (Karataş, 2021).

Anadolu Türk halk hekimliğinde uygulanan sağaltma metotlarını morfolojik ve fonksiyonel açıdan tasnif ettiğimizde karşımıza son derece organize bir yapı çıkmaktadır. Alanın öncülerinden Orhan Acıpayamlı nizamına dayandırılarak aktarılan verilere göre, bu şifa yöntemleri belirli ana başlıklar altında toplanır. H. Volkan Acar'ın aktardığı bu tasnifin ilk basamaklarını oluşturan unsurlar şunlardır: "a) Irvasa (irasa, urasa, uğrasa, oğrasa) - Bunlar doğrudan doğruya vücutla ilgili olmayan ama hastayı psikolojik olarak etkilemeyi amaçlayan psişik nitelikli yöntemlerdir b) Parpılama (parpılma, parpilma, darpılama, parpullama, parpulma) - Bu yöntemler, hastalığa neden olan kötülüğü dışarı atmak için uygulanan kesme, dağlama, delme veya vurma gibi yöntemlerdir c) Kutsal sayılan yerlerde ve zaman dilimlerinde, dualar ya da farklı kutsal metinler okunarak, dini boyut kazandırılarak uygulanan tedavi yöntemleridir d) Bitkisel kökenli ilaçlar" (Acar, 2018, s. 33). Söz konusu maddi ve manevi uygulamaların temel gayesi ise, en yalın ifadeyle halkın sağlığını muhafaza etmek ve marazlı şahısları yeniden esenliğe kavuşturarak toplumsal kontrol mekanizmasını ve refahı sürdürmektir (Karataş, 2021).

Bu geleneksel sistemin kökenlerine inildiğinde, din ve büyü olgusunun şifa pratikleriyle ayrılmaz bir bütün oluşturduğu müşahede edilir. Halk hekimliğinin arka planında yer alan analojik düşünce, yani taklit büyüsü ile benzerlik ve karşıtlık yasaları, sağaltma seanslarının temelini oluşturur. İsim, renk ya da biçim benzerliğinden yola çıkan bu büyüsel algının esası, bir marazın ancak onu taklit ederek, benzerini benzeriyle etkileyerek veya karşıt bir unsur yaratarak tedavi edilebileceği inancına dayanır. İnsanoğlu tarih boyunca hastalıklı durumlar ile nesneler arasında bağ kurmuş; gözlem yeteneği ve soyutlama gücü sayesinde temas ve yakınlık prensiplerini tababete dahil etmiştir (Tek, 2021). Kültür araştırmacısı Melike Kaplan da bu köken birliğine vurgu yaparak, Rivers ve peşinden gelen araştırmacıların verileri ışığında, "doğaüstüyle kurulan bağlantı" olgusunun altını çizer. (Kaplan, 2011), Yeni Zelanda'daki Maorislerin hastalıkların sebebini toplumsal bir yanlış hareket neticesinde cinlerin çarpması veya bir nevi ceza olarak görmelerini ve bunun ancak üfürük ya da sihirle düzeltilebileceğine inanmalarını örnek göstererek şu evrensel sonuca ulaşır: "halka ait tedavi yöntemlerinin kültürün bir parçası olarak ve yeniden üretilerek varlığını sürdüreceği ve halk tıbbının gelecek nesillerde de insan toplumsallığının bir ürünü olarak var olacağı söylenebilir"(s.156).

Mersin, Antalya ve çevre kıyı şeridinde konar-göçer yaşam tarzını sürdüren Yörük Türkmen topluluklarında ise bu şifa bilinci tamamen Torosların zengin ekosistemiyle bütünleşmiştir. Hayvancılık ve doğayla iç içe geçen ömürler, halkın kendi tedavisi için bitkisel ve hayvansal kaynakları en üst düzeyde kullanmasını zorunlu kılmıştır. Mustafa Ak, Yörüklerin coğrafi şartlara göre geliştirdikleri bu bilinci aktarırken, yaşanılan çevredeki bitki türlerinin tababetteki eşsiz yerine dikkat çeker; bal, süt, yağ, yumurta ve deri gibi hayvansal ürünlerin de bu süreçte hayati bir ağırlığı olduğunu ifade eder (Ak, 2017).

Yörüklerin tababet ve baytarlık (veterinerlik) alanında kullandıkları meşhur yöntemlerden biri de majör travmalar, düşmeler ve yaralanmalar sonrası uygulanan deriye çekme, yani posta çekme tedavisidir (Acar, 2018). Bitkisel sahada ise çam ağaçlarının reçinesinden elde edilen ve zahmetli bir imalat safhasından geçen püse, halk belleğinde o kadar büyük bir tedavi edici güce sahiptir ki, adeta bir hekim gibi hem insanların hem hayvanların yaralarına derman olduğu için halk arasında doğrudan kara hekim namıyla anılmaktadır. Nitekim bu püse (kara hekim) uygulamasının Divanü Lügati't-Türk gibi kadim metinlerde yer alması, kültürel devamlılığın ve asırlık tıp mirasının en açık vesikasıdır (Alptekin, 2019).

Türk halk hekimliğinin kurumsal ve toplumsal merkez üssünü hiç şüphesiz ocaklar teşkil etmektedir. Ocak ve ocaklık kavramı, kökeni itibariyle İslamiyet öncesi Orta Asya Türk toplumlarındaki Şamanizm pratiklerine dayanır olduğunu belirtmekte ve kam, baksı ve oyun gibi gizemli kudrete sahip figürlerin koruyucu ve tedavi edici rollerine dayanır). Türklerin İslam'ı kabulüyle birlikte şamanın dini yönünü din adamları üstlenirken, tıbbi ve şifacılık işlevleri doğrudan doğruya ocaklılar tarafından omuzlanmıştır. Orhan Acıpayamlı'nın veciz ifadesiyle "Türk halkının hakiki doktoru olan ocaklılar, Orta Asya şamanının bugüne ulaşmış şeklidir" (Acar, 2017,s.55). Nitekim, ocaklar ve ocaklılar, zaman içinde tıbbın gelişmesi ve halkın sağlık hizmetlerine ulaşımının artmasıyla azalsa da Türk tıp tarihinin en önemli alanlarından birini oluşturmaya devam etmektedirler.

Geleneksel halk tababetinin en dikkat çekici yönlerinden biri de şifacılar arasındaki keskin uzmanlaşma ağıdır. Tıpkı modern hastanelerdeki branşlaşma nizamı gibi, halk hekimliğinde de süreçler ve marazlar bazında belirgin bir iş bölümü mevcuttur. Ebeler, sınıkçılar, masajcılar, yanıkçılar ve çocuk şifacıları bu uzmanlaşmanın en net aktörleridir (Karataş, 2021, s. 86). Ayrıca, Türk halk hekimliğinde yılancıktan dolamaya, gece yanığından kabakulağa, sarılıktan korkuya kadar her marazın kendine has bir ocağı ve sağaltma tekniği bulunur.

Pratik tababette en çok öne çıkan uzmanlık dalı ise sınıkçılıktır. Nitekim Mersin'in Yenişehir ilçesi Çiftlikköy Mahallesi'nde yaşayan, aslen Erdemli Tömük Karahıdırlı Köyü doğumlu 86 yaşındaki bir kadın sınıkçı üzerinde yapılan akademik saha araştırması bu durumun yaşayan en canlı kanıtıdır. Evinde gerçekleştirdiği tedaviler karşılığında kesinlikle sabit bir ücret talep etmeyen, sadece hastalar isterlerse arılık adı altında bir miktar para veya hediyeler verebilmektedir. Kalça veya boyun kırığı gibi komplike vakalarda hastayı hekime yönlendirmeyi tercih eden bu kadın şifacının, bel kaymasını halk dilinde bel açılması olarak adlandırması, bu durumun kadınlardaki aşırı kanama marazını dem geçmesi şeklinde teşhis etmesi ve hastayı yüzüstü yatırıp bacaklarından gerdirerek beldeki sıkışan sinirleri açması, tamamen usta-çırak ilişkisiyle kazanılmış bir el maharetidir (Işık ve diğerleri, 2018).

Halk hekimliğinin somut ve madensel emler basamağında ise toprağın şifa verici gücü ve kutsiyeti karşımıza çıkar. Anasır-ı erbaa yani dört unsurdan biri olan toprak; kısırlıktan doğum sancılarına, bebeklerdeki kırk basmasından kulak ve baş ağrılarına kadar geniş bir yelpazede sağaltma aracı olarak kullanılır. Anadolu insanı nazar, siğil, kabakulak, yarımca ve gelincik gibi rahatsızlıklarda karınca yuvası toprağı, köstebek yuvası toprağı veya ak toprak gibi madensel emleri tek başına ya da su, sirke, yoğurt ve zeytinyağı ile karıştırarak vücuda sürme, yalama, yutma veya üzerine yatma teknikleriyle kullanmıştır. Bu pratiklerin arkasında, marazın cansız bir varlık olarak toprağa devredilmesi ya da topraktaki büyüsel şifa gücünün insana göçürülmesi inancı yatmaktadır (Tek, 2018).

Mersin ve Toroslar coğrafyasının bitki belleği ve fitoterapi bilgesi incelendiğinde ise, bölgenin adı ile özdeşleşmiş olan murt (mersin) ağacı ve onun sembolizmi karşımıza çıkar. Güzeller güzeli prenses Myra’nın ölümden sakınmak amacıyla murt ağacına dönüşmesini anlatan antik efsanelerden, üvey anne zulmünden kaçıp dağda murt çırparken kuşa dönüşen öksüz kardeşleri anlatan Yusufçuk Kuşu efsanesine kadar murt ağacı, Mersin'in kültürel ve nebatat belleğinin en güçlü yapı taşıdır (Gözcü, 2025). Bu tarihsel ve mitolojik bitki bilgeliği günümüzde Mersin aktarlarında ve eczanelerinde ticari ve tıbbi bir değer olarak yaşamaya devam etmektedir. Son yıllarda kimyasal ilaçların yan etkilerinin bilinmesi nedeniyle doğal bitkilere olan ilgi daha da artmaktadır. Doğu Akdeniz ve Mersin florasına yönelik etnobotanik taramalar, bu topraklardaki bitki bilgeliğinin araştırılması ve kayıt altına alınarak sonraki nesillere aktarılması açısından hayati değerdedir (Yıldırım ve diğerleri, 2025). Nitekim Erdemli yöresinde yapılan güncel çalışmalarda, Mersin ilinde tıbbi kullanımı ilk defa kaydedilen 22 bitki taksonu saptanmıştır; bağırsak kurtlarına karşı Chenopodium vulvaria, yüksek tansiyona karşı Allium scorodoprasum, adet sancılarına karşı Achillea falcata ve kas-mide ağrıları ile yaralar için Hypericum lydium (kantaron) gibi bitkilerin kullanımı Toroslar'ın asırlık empirik ecza mirasını tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir (Culu, 2021).

Sonuç olarak, bu geleneksel sağaltma mirasına sahip çıkmak, onu tahmini verilerden arındırarak gerçek kaynaklarıyla kayıt altına almak hem bilimsel bir sorumluluk hem de Torosların geleceğine uzanan sarsılmaz bir şifa köprüsüdür.

Kaynakça

Acar, H. V. (2017). Türk halk hekimliğindeki ocak çeşitleri. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Dergisi, 7(2), s. 54-72. 07 20, 2026 tarihinde https://dergipark.org.tr/en/pub/mutftd/article/523762 adresinden alındı

Acar, H. V. (2018). Moğollardan Anadolu’ya bir halk hekimliği tedavi yöntemi: Deriye çekme. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Dergisi, 8(1), s. 33-46. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/643903 adresinden alındı

Ak, M. (2017). Yörüklerde halk hekimliği. The Journal of Academic Social Science Studies (JASSS)(57), s. 397- 405. 07 2026 tarihinde https://d1wqtxts1xzle7.cloudfront.net/55460067/YORUKLERDE_HALK_HEKIMLIGI-libre.pdf adresinden alındı

Alptekin, M. (2019). Mersin folklorunda püse (kara hekim) ile ilgili tespitler. Karabük Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 9(1), s. 325-336. 07 2026 tarihinde https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/775406 adresinden alındı

Culu, A. (2021). Erdemli (Mersin) Yöresinin geleneksel halk ilacı olarak kullanılan bitkileri. (Yüksek Lisans Tezi). İstanbul: Marmara Üniversitesi. 07 2026 tarihinde https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/1C/6139da8174cb2.pdf adresinden alındı

Gözcü, N. (2025). Halk Kültüründe Murt Sembolizmi ve Türk Kültüründeki İzleri. Dil ve Edebiyat Araştırmaları(32), s. 123-136. 07 2026 tarihinde htps://dergipark.org.tr/en/download/article-file/4819130 adresinden alındı

Işık, M. T., Can, D. A., & M. ve Can, R. (2018). Mersin’de bir kadın sınıkçının uygulamaları. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Dergisi, 8(3), s. 274 - 281. 07 2026 tarihinde https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/524987 adresinden alındı

Kaplan, M. (2011). Halk Tıbbının Kökenleri: Teşhisten Tedaviye Din ve Büyü ilişkisi. Millî Folklor, 23(91), s. 147-158. 07 2026 tarihinde https://www.researchgate.net/profile/Melike-Kaplan-5/publication/328980946 adresinden alındı

Karataş, H. (2021). Türkiye’de halk hekimliği uygulama alanında iki ekol: Şifacılar ve hekimler. Folklor/Edebiya, 27(105), s. 81-100. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1542080 adresinden alındı

Tek, R. (2018). Anadolu Türk halk hekimliğinde toprak. Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi(39), s. 189-204. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/506071 adresinden alındı

Tek, R. (2021). Anadolu Türk Halk Hekimliği Uygulamalarında Analojik Düşünce. Uluslararası Uygur Araştırmaları Dergisi(18), s. 15-26. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2056839 adresinden alındı

Yıldırım, F., Aslan, M., & Akan, H. (2025). Mersin’deki Bazı Eczane ve Aktarlarda Fitoterapi Amaçlı Satılan Bitkiler. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Dergisi, 15(1), s. 217-233. 07 2026 tarihinde https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/4039274 adresinden alındı.