Mustafa GÖKTAŞ

Mustafa GÖKTAŞ

Mail: mustafagoktas006@gmail.com

VEFASIZLIK ÜZERİNE BİR HİKÂYE

Genç adam, iyi bir terziymiş.

Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış.

Sabahlara kadar uğraşıp didinir; ama az para kazanırmış.

Çok soğuk bir kış gecesi dükkânı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş.

Artık ne bir işi varmış ne de parası.

Günler boyu iş aramış, bulamamış.

Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış; yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış.

Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini.

Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş...

Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında.

Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma.

Arabadan yaşlı bir adam inmiş.

Zengin bir iş adamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş.

Terzi, bütün dikkatiyle adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş, sadece.

İhtiyar, “Zavallı adamcağız, kim bilir nasıl üşüyordur! Ona nasıl yardım etsem acaba?” diye düşünmeye başlamış.

Oysa terzinin düşlediği, paltonun sıcaklığı değilmiş.

O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını, adamın bedenine uygun dikilmediğini düşünüyormuş.

Yaşlı iş adamı,  terzinin yanına yaklaşıp;

“Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim.” deyince,

“Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş” demiş genç terzi.

 Yaşlı adam hayli şaşırmış.

Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir turlu yakıştıramıyormuş.

"Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?” diye sormuş yaşlı adam.

“Ben terziyim çünkü. Daha doğrusu terziydim!” cevabını alınca yaşlı adam gence;

“Bir derdin var senin, belli. Benimle gel. Hayat hikâyeni yolda anlatırsın.” diyerek genç terziyi arabaya bindirmiş.

Bu karşılaşma, terzinin hayatının donum noktası olmuş.

Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen yaşlı adam, terziye bir dükkân açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında tek istediği kendi elbiselerini dikmesiymiş.

Terzi, yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış.

Bu arada yaşlı adam da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş.

Bir yıl, üç yıl, beş yıl…

Küçük dükkân önce kocaman bir moda evine dönüşmüş, sonra do pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi, artık “ünlü iş adamı” diye anılıyormuş.

Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş.

Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa binmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet etikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış. Hemen bir ambulans çağrılarak hastaneye kaldırılmış. Yeni iş adamımız ise büyük işini kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş..

Yaşlı adam kalp krizi geçirmiş ve bir müddet hastanede yatmış.

Bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş.

Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş.

Aradan o kadar uzun bir sure geçmiş ki, bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş.

Ve bir yıl, üç yıl, beş yıl…

Artık terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış.

Nihayet fabrikasında çıkan büyük yangın yine terzinin sonu olmuş.

Borçla aldığı yeni dikiş makineleri hiç iş yapamadan küle dönmüş.

Elinde kala kala yine küçük bir dükkân kalmış terzinin.

Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş.

Nerede hata yaptığını öğrenmek istiyormuş.

Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş; ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş.

“Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş. Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona demiş ki: “Senin haline çok üzüldüm! Şimdi öyle bir büyü yapacağım ki, eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak. Sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın.”

Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları seyretmek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede meşhur olmuşlar.

Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi, bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış; ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı göze alamamış. Arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış. Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan seyircilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman anlamış bülbül ölünce büyünün bozulduğunu.”

Yaşlı adam hikâye bitince terziye demiş ki: “Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün. Büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel elbiseler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın!”

Yaşlı adam sözlerini bitirince başını önüne eğip, hiçbir şey söylemeden çıkıp gitmiş terzi.

Söyleyecek bir söz bulamamış ki…     

Kıssadan hisse.

Baki Selam ve Dua ile.