CAHİL YÖNETİRSE…
Toplum zırcahillerin elinde oyuncak olmuş durumda. Yeteneksiz, çapsız tipler, işgal ettikleri, yalvar yakar el etek öperek, sözleşme imzalayarak, emrinizdeyim diyerek oturdukları koltuklarda kendilerini öylesine abartıyorlar ki, bunu da maharet sanıyorlar.
Derler ya, CAHİL CESUR OLUR!..
Kanun, mevzuat, yönetmelik bilmeyen, ehliyeti liyakati olmayanlar toplumsal barışa zarar verdiği gibi, iş yerlerinde çalışma barışını da bozuyorlar.
Emrinde çalışan ile aşk meşk bir yana, ticari ilişkiye, para alışverişine giren mi dersiniz, yakalanacağını anlayınca tuvalet penceresinden kaçan mı, makamında oturup boş boş konuşan mı...
Evli iken makama oturup sosyal medya sitelerinde uzun ilişki istiyorum diye görüntü verenler mi, aracı ile makamının bahçesine gelip, bir çalışanına aracını çektirip diğerini çanta taşıtan mı, mesai her gün saat 10-11 gibi emrinde olanın aracı ile UTANMADAN gelen mi?
Bu durum aslında sadece bugünün değil, tarihin her döneminde toplumsal yapıyı içten içe kemiren en büyük yaralardan biri olmuştur.
Bahsettiğim o "sahte özgüven" aslında bir savunma mekanizmasıdır; içindeki boşluğu, oturduğu koltuğun heybetiyle ve gürültü çıkararak kapatmaya çalışmanın bir sonucudur.
Bu manzarayı birkaç temel başlıkta analiz etmek gerekirse:
1. Dunning-Kruger Etkisi: "Cahil Cesur Olur"
Yukarıda belirttiğim gibi, bilimsel literatürde bu durum Dunning-Kruger Etkisi olarak adlandırılır. Yetkin olmayan insanlar, sahip oldukları sınırlı bilgiyle kendi becerilerini abartmaya meyillidirler.
Bilgi azaldıkça özgüven artar: Çünkü neyi bilmediklerini bilecek kadar bilgi sahibi değildirler.
Liyakatli olanın çekincesi: Gerçekten ehil olan kişiler ise "daha öğrenecek çok şey var" diyerek mütevazı kalır veya sorumluluktan kaçınabilirler. Bu boşluğu da maalesef bahsettiğimiz o "çapsız" tipler doldurur.
2. Biat Kültürü ve "El Etek Öpme" Çıkmazı
Liyakatin yerini sadakatin aldığı yapılarda, profesyonel yetenekler değil, "uyum sağlama" ve "emir erliği" prim yapar.
Sözleşmeli Bağlılık: Bu kişiler koltuğa kendi başarılarıyla değil, birilerinin lütfuyla oturdukları için, asıl görevleri işi yönetmek değil, kendilerini oraya getiren iradeyi memnun etmektir.
Güç Zehirlenmesi: Kendi iradesi olmayan biri, eline güç geçtiğinde bunu bir zorbalık aracına dönüştürür. Çünkü otoritesini bilgiyle değil, baskıyla kabul ettirebileceğini sanır.
3. Çalışma Barışının Bozulması
Bir kurumda mevzuat bilmeyen, adalet duygusundan yoksun bir yöneticinin varlığı, o kurumu "yaşayan bir organizasyon" olmaktan çıkarıp bir "hayatta kalma arenasına" dönüştürür.
Adalet Duygusunun Kaybı: "Çalışan değil, iyi ilişkileri olan kazanır" algısı yerleştiğinde, nitelikli personel ya küser ya da kurumu terk eder.
Kurumsal Hafızanın Silinmesi: Kanun ve yönetmelik bilmeyen bir yönetim, her şeyi "ben yaptım oldu" mantığıyla yürüttüğü için kurumsal süreklilik zarar görür.
Sonuç Olarak: Toplumsal barış, herkesin hak ettiği yerde olduğu ve kuralların kişilere göre esnemediği bir zeminde yükselir. Mevzuat bilmemek bir eksikliktir ama mevzuat tanımamak bir ahlak sorunudur. Ehil olmayanların yönetimindeki yapılar, dışarıdan görkemli görünse de ilk ciddi krizde çatırdayacaktır. Zira bilgi ve liyakatle örülmeyen hiçbir koltuk, üzerindeki ağırlığı uzun süre taşıyamaz.
Baki Selam ve Dua ile





















