İŞ DÜNYASI İHTİYATLI İYİMSER..
Yeni bir yıla daha yeni girdik.
Umutlar, hayaller ve yeni planların uygulanmasıyla yeni hedeflere ulaşmak için riskler ve fırsatlar var..
Peki bu fırsatlar hangi alanlarda olabilir?
Mesela, ekonomi alanında 2026 toparlayıcı bir olabilir. Özellikle enflasyonun düşürülmesinde yol alabiliriz.
Bu anlamda iş dünyası ihtiyatlı bir iyimserlik içinde.
Enflasyonun düşürülmesi sürecinde iş dünyası, gereken yapısal reformların hayata geçirilmesine büyük önem verirken, rekabet anlamında sanayide de güçlük mevcut..
15 Ocak’ta yeni Yönetim Kurulu Başkanını seçecek olan TÜSİAD, sık sık toplantılar düzenleyerek Türkiye ekonomisi üzerine görüş ve eleştirilerini kamuoyuna duyuruyor.
15 Ocak’ta veda edecek olan Başkan Orhan Tuna, koltuğunu yardımcısı Ozan Diren’e devretmeden önce ekonomiyle ve bazı sektörlerle ilgili düşüncelerini açıkladı…
DEZENFLASYONDA ZORLU BİR DÖNEM…
Geçenlerde TÜSİAD İle Koç Üniversitesi’nin katkılarıyla kurulan Ekonomik Araştırmalar Forumu’nun düzenlediği “2026’ya Girerken Türkiye Ekonomisi” başlıklı konferansta ekonominin bu yılki gidişatı bir panelde ele alındı.
TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, Mayıs 2023’te başlayan dezenflasyon sürecinin sonuçlarının alınmaya başladığını söylerken, özellikle son 1,5 yılda enflasyonda görülen 45 puana yakın gerilemeyi önemli buluyor.
Ne var ki, “Önümüzde hala zorlu bir yol olduğunu görüyoruz” diyen Turan, uyarı da yaptı; “Dezenflasyon hızı yavaşlıyor, önümüzdeki yılda da yavaşlamaya devam edecek. Dolayısıyla 2026 yılında enflasyonla mücadelede tam bir başarı kazanılmadan, gerek para politikası, gerekse mali politikada, rehavet olmaması gerekiyor.
Peki sanayideki gelişmeler nasıl?
Turan’a göre sanayimiz son iki yılda, baskı altında kaldı. Bunu açarken de şu bilgileri verdi; Bu dönemde yıllık ortalama sanayi üretim artışı sadece yüzde 2 civarında gerçekleşti. Enflasyonla mücadelenin bedeli elbette ekonomide bir yavaşlama yaşanması. Ancak daha önce 2000’lerin başında tecrübe ettiğimiz gibi, bir yandan enflasyonu tek hanelere indirirken bir yandan sanayide ciddi bir büyüme oranı yakalamak da mümkün. O dönemi bugünden ayıran faktör, sürecin yapısal reformlarla desteklenmiş olmasıydı. Planlı yapısal dönüşümler olmadan sadece para politikası ile enflasyonu kalıcı tek hanelere düşürmek erişilebilir gözükmüyor.”
Turan, son yıllarda Türkiye’nin ihracat pazarlarında rekabet gücünü kaybettiğini tespit ettiklerini belirtirken, bu noktada TÜSİAD tarafında bu yıl içinde açıklanmaya başlanan TÜSİAD Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi’nin sonuçları üzerinden değerlendirmelerde bulundu şöyle konuştu;
“Endeksten de görebildiğimiz gibi, son yıllarda rekabet gücümüzü ciddi şekilde kaybetmiş durumdayız. Öte yandan son bulgular en zorlu sürecin geride kalmış olabileceğini gösteriyor. Geçtiğimiz iki yıla kıyasla 2026’da sanayi ve ihracatta kısmi rahatlama olacağını umuyor ve düşünüyoruz. Yine de altını çizmeliyim ki, ihracat ve rekabetten bahsederken, sadece fiyat ve kur konuşmak eksik kalıyor. Hem iş dünyası, hem de ülke yönetimi, enflasyon ve kur gibi ekonomik sorunlara odaklanırken stratejik vizyonunu kaybetmemeli, ana global temayı kaçırmamalıyız” ifadelerini kullandı.
POLİTİKA FAİZİ FAZLA DÜŞMEZ..
Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, ana senaryoda 2026 enflasyon öngörülerinin yüzde 23 olduğunu söylerken, politika faizi tahminlerinin ise yüzde 28 olduğunu, Merkez Bankası’nın politika faizini daha fazla aşağı çekeceğini düşünmediğini, çünkü ‘dolara teveccühün’ her an kapıda beklediğini belirtti.
Büyüme oranı tahminlerinde ise “2026, 2025’ten daha kötü olmaz diye düşünüyoruz” yorumunu yapan Demiralp, buradaki öngörülerinin yüzde 4 olduğunu ifade etti. Ana senaryoda TL’deki değer kaybının yüzde 20 civarında olacağını öngördüklerini, bundan hareketle dolar kuru beklentilerinin gelecek yıl sonu 51 TL olduğunu aktaran Demiralp, Euro- dolar parite tahminlerinin ise 1,25 olduğunu kaydetti.
Son birkaç senede TL’deki değer kaybının yüzde 18-20’lerde kaldığını hatırlatan Demiralp, “TL’nin reel olarak değer kazandığını gördük. 2026’da kurdaki artış enflasyona yakınsayacak olsa da gelecek sene de, gerilerden gelen seviyeler nedeniyle (kurda) çok büyük rahatlama olacağını sanmıyorum” diye konuştu.
SERBEST PİYASA’DAN VAZGEÇİLDİ..
Yapı Kredi Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ahmet Çimenoğlu, AB’nin Türkiye’yi 2004-2005 yıllarında işleyen bir piyasa ekonomisi ilan ettiğinde herkesin çok sevindiğini, ancak 2018’den itibaren işleyen bir serbest piyasa ekonomisi olmaktan vazgeçildiğini, ancak bunun tüm paydaşlarla toplumsal seviyede tartışılmadığını vurguladı.
“Faizlerin Merkez Bankası tarafından belirlenmesi tabii ki normal” diyen Çimenoğlu, “Ancak bugün gelinen noktada bankacılık sektöründe, faizin dışında miktarlar da, büyüme oranları da Merkez Bankası tarafından belirleniyor. Bankacılık sektörü öyle bir konumda ki kendi motivasyonuyla en karlı olduğu yerlerde kredi verme, ona göre fiyat-komisyon belirleme özgürlüğü yok. Böyle olmayınca kaynaklar doğru yerlere gitmiyor. Bizim reel sektörle ilişkilerimiz de ister istemez geriliyor” ifadelerini kullandı.
GELİR DAĞILIMINDA NET BOZULMA..
TÜSİAD Baş Ekonomisti Gizem Öztok Altınsaç, uygulanan para politikalarının çok fazla eleştirilse de üzerine düşeni yaptığını, ancak dezenflasyon sürecinde artık para politikalarının etkinliğinin azaldığını vurguladı. Hala iç talebin güçlü olduğunu ve iç talepteki yavaşlamanın Merkez Bankası’nın düşündüğü gibi olmadığını vurgulayan Öztok Altınsaç, programın en önemli eksikliğinin, para politikasından başka yapısal unsurlar barındırmaması olduğunu söyledi.
“Bütün kurumların dahil olduğu daha kapsamlı adımlar gerekiyor” diyen Öztok Altınsaç, “Gelir dağılımında net bozulma var. Sadece ortadan alta kayan değil, ortadan üste kayan da bir tabaka var ve bunlar harcıyor. Bunu hizmet enflasyonu ve hane halkı tüketiminde görüyoruz” dedi. Enflasyonun yüzde 4-6 reel faizle 20'nin altına ineceğini düşünmediğini söyleyen Öztok Altınsaç, “Korkum enflasyon yüzde 15-20’ye düştüğünde herkesin tamam demesi. Bu çok tehlikeli” diye konuştu.
Sanayi üretiminin 24 ayda ortalama yüzde 2 büyüdüğünü hatırlatan Öztok Altınsaç, “Türkiye’nin esas problemi şu ki net sanayi politikası ortaya koyamıyor. Oysa sadece Çin değil, bizim Güney Kore ve Hindistan sorunumuz da olacak” diye konuştu.
Bu konuda haklı, çünkü Çin, Güney Kore ve Hindistan da pazarları rekabet anlamında zorluyor.
RİSK VE FIRSATLAR BİRARADA..
TÜSİAD yanında, İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan da konuştu geçenlerde..
Bahçıvan, sanayiciler olarak 2026 yılına umutla baktıklarını belirterek, rekabetin giderek sertleştiği, risk ve fırsatların bir arada bulunduğu zorlu bir küresel ortamla karşı karşıya olunduğunu söyledi. Bahçıvan, fırsatların doğru değerlendirilmesi halinde önümüzdeki dönemde ekonominin daha ileri bir seviyeye taşınabileceğini ifade etti.
İSO Meclisi’nin Aralık ayı olağan toplantısı, "2025'i Uğurlarken Ekonomi ve Sanayimizin Görünümü, 2026'da Sanayicilerimizin Hedef ve Beklentileri" ana gündemiyle Odakule Fazıl Zobu Meclis Salonu'nda gerçekleştirildi.
Toplantının açılışında konuşan Bahçıvan'ın sanayi sektörü açısından zorlu bir yılın geride kaldığını, buna karşın 2026'ya ilişkin beklentilerinin olumlu olduğunu dile getirdiği belirtildi.
Elverişsiz küresel koşullara ve yurt içindeki sıkı finansal şartlara rağmen, 2025 yılının Orta Vadeli Program'da (OVP) öngörülen yüzde 3,3'lük büyüme tahmininin üzerinde tamamlanmasının beklendiğini ifade eden Bahçıvan, "Büyümede mevcut seviyeler, OVP tahmininin üzerinde olsa da Türkiye ekonomisinin potansiyelini yansıtmaktan uzak. Sektörler arasında da derin bir ayrışma olduğunu görüyoruz. Sanayi sektörümüz 2025'te sektörümüz kendi içerisinde de oldukça ayrışan bir tablo çizdi" değerlendirmesinde bulundu.
Bahçıvan, yüksek teknoloji grubunda yakalanan ivmenin üretimi desteklemeyi sürdürdüğünü belirterek şu değerlendirmeyi yaptı;
"Başta otomotiv sektörü olmak üzere, orta-yüksek teknoloji grubunda da fena sayılmayacak bir toparlanma gördük. Ne var ki başta finansman olmak üzere maliyet koşullarına karşı çok daha hassas olan tekstil gibi geleneksel, emek-yoğun sektörlerimiz üzerindeki baskı, bu yıl artarak sürdü. “Ekonomimizin yeniden rasyonel bir zemine ve en çok ihtiyaç duyduğumuz finansal istikrara kavuşabilmesi için iki buçuk yıldır, toplumun her kesiminin önemli bedeller ödediği bir ekonomi politikası uygulanıyor. 2025 için programın zorlu günlerini yaşadığımız dönem oldu diyebiliriz.
İSO olarak her ay açıkladığımız İSO Türkiye İmalat PMI verileri de zaten bunu en somut şekilde ortaya koyuyor."
2026’DAN UMUTLUYUZ..
Son 20 aydır PMI endeksinin 50 eşik değerinin altında seyrettiğine dikkat çeken Bahçıvan, bunun sektörler bazında net şekilde görüldüğünü söyledi.
Sanayi sektörünün tamamı açısından zor bir yılın geride kaldığını belirten Bahçıvan, "Bu fedakarlığın karşılığının göstergelere adım adım yansıyor olması ise bize umut veriyor. Çünkü inanıyoruz ki finansal istikrar sağlandığında ve enflasyon yeniden öngörülebilir bir patikaya girdiğinde, bundan en büyük faydayı yine sanayi sektörü elde edecektir" dedi.
Bahçıvan, 2026 yılının Türkiye ekonomisi açısından önemli fırsatlar barındırdığını vurgulayarak, "Birincisi, petrol fiyatları 2025 yılını yüzde 20'ye yaklaşan bir düşüşle kapattı. İkincisi, ABD iş gücü piyasasındaki zayıflama sinyalleri ve piyasalarda artan stres, Fed'i daha destekleyici bir duruşa yöneltiyor. Bu iki gelişme birlikte, dış dengemize katkı sağlamasının yanı sıra dezenflasyon sürecimiz açısından da olumlu sonuçlar doğuruyor" değerlendirmesinde bulundu.
Finansal istikrarın kalıcı hale gelmesi ve daha sağlıklı bir fiyatlama ortamının oluşmasının üretim hayatı açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Bahçıvan, "Bugün uygulanmakta olan makro istikrar programıyla elde edilecek kazanımların asıl değeri, önümüzdeki yapısal reform ajandasını hayata geçirecek uygun zemini oluşturmasında yatıyor. Umut ediyoruz ki 2026, geleceğe daha fazla odaklanacağımız ve Türk sanayisinin gerçek anlamda reforma adım atacağı bir yıl olacak. Teknolojinin baş döndürücü hızla ilerlediği bu çağda, sanayinin dönüşümünü nasıl gerçekleştireceğimizi tartışmayı daha fazla ertelememeliyiz. Küresel rekabetin geldiği noktada yeşil ve dijital dönüşümde hızla yol almamız gerekiyor" dedi.
Siz okuyuculara, iş insanlarının yorumlarını genişçe sundum.
Kendi yorumlarıma gelince, işin özünde her sorumluluk iktidara düşüyor.
Öngörülebilir siyaset politikaları, en aşağı oranlara düşürülecek enflasyon oranı, Türk tarım ve sanayiinin önünün açılması, gelir dengesizliği, rekabeti artıracak yapısal gelişmeler ve tabii ki hak, hukuk ve adalete büyük önem veren yargısal unsurlara sahip olmak..
2026 yılınız kutlu olsun sevgili okuyucular..
Önerilerinizi bekliyorum…


















