NASIL BİR TOPLUM OLDUK!
Okurum e posta atıp bana sormuş: “Toplumda nezaketsiz ve ahlaksız davrananların sayısı giderek artıyor. Hoş görü, tolerans yok denecek kadar az. Kaba saba insanlar ve arsız ve hayasızca davranışlar normalmiş gibi algılanmaya başlandı. Kibar, nazik, mütevazı insan sayısı giderek azalıyor, şiddet yanlısı, bencil, vurdumduymaz tipler aramızda kol geziyor. Bu neyin nesi, biz nereye savruluyoruz?”
Değerli okurum, bu serzenişinizde o kadar haklısınız ki, aslında modern dünyanın "hız" ve "benmerkezcilik" sarmalına kapılan hemen herkes benzer bir ağırlığı göğsünde hissediyor. Bahsettiğiniz bu "savrulma", maalesef sadece tesadüfi bir bozulma değil; sosyolojik, psikolojik ve dijital birçok etkenin birleşimiyle oluşan bir fırtına.
Neler olup bittiğini ve neden böyle hissettiğimizi kendimce birkaç temel başlıkta anlamlandırmaya çalışayım:
1. Dijitalleşme ve "Ekran Küstahlığı"
Sosyal medya, insan ilişkilerindeki en büyük bariyeri, yani yüz yüze gelme sorumluluğunu ortadan kaldırdı. Bir insanın gözünün içine bakarak söyleyemeyeceğimiz kabalıkları, bir ekranın arkasına sığınarak kolayca sarf edebiliyoruz. Bu "dijital cesaret", zamanla gerçek hayattaki dilimize ve tavırlarımıza sirayet etti. Empati yeteneği, yerini hızlıca yargılamaya ve saldırmaya bıraktı.
2. "Ben" Çağının Yükselişi
Modern dünya bize sürekli "Sen değerlisin", "Önce kendin", "Sınırlarını çiz" mesajları veriyor. Bu aslında sağlıklı bir psikoloji için gerekliyken, dozajı kaçtığında narsisizme dönüştü. "Benim hakkım", "benim önceliğim" derken; başkasının hakkını, sırasını veya duygusunu gözetmek "eziklik" ya da "zayıflık" gibi algılanmaya başlandı.
3. Hız ve Tahammülsüzlük
Artık hiçbir şeye beklemeye tahammülümüz yok. İnternet yavaşladığında, trafik tıkandığında ya da bir yemek geç geldiğinde sinir sistemimiz iflas ediyor. Bu kronik acele hali, nezaketin ana maddesi olan sabır ve sükûneti yok etti. Kibarlık zaman ister, oysa modern insan hep "geç kalmış" hissediyor.
4. Caydırıcılık ve Örnek Modellerin Kaybı
Toplumda "arsızın" kazandığı, "kabanın" yol aldığı, "sesi çok çıkanın" haklı sayıldığı bir algı oluştuğunda; mütevazı ve nazik insanlar kendilerini korumak için kabuğuna çekiliyor. Nezaket, bir erdemden ziyade suistimal edilecek bir boşluk gibi görülmeye başlandı.
Önemli husus: Kibarlık ve nezaket asla zayıflık değildir; aksine, içsel bir disiplin ve yüksek bir özsaygı gerektirir. Kabalık ise çoğu zaman yetersizliğin ve kontrol kaybının dışavurumudur.
Biz Nereye Savruluyoruz?
Aslında bir "değerler krizinin" tam ortasındayız. Ancak unutmamak gerekir ki; toplumlar sarkaç gibidir. Kabalık ve hoyratlık zirve noktasına ulaştığında, insanlar huzuru ve güveni yeniden nezakette aramaya başlar. Sizin gibi bu durumdan rahatsız olanların varlığı, aslında iyileşme umudunun hala diri olduğunu gösteriyor. Çünkü rahatsızlık duymak, henüz kanıksamadığınızın ve o "savrulmaya" teslim olmadığınızın kanıtıdır.
Peki, bu düğümü çözmeye, bireysel olarak çevremizdeki "küçük nezaket alanlarını" koruyarak başlamak yeterli olur mu, yoksa daha köklü bir eğitim reformu mu şart?
Bence bu mesele, sadece bir "eğitim" ya da sadece bir "bireysel tercih" meselesi olamayacak kadar katmanlı. Ancak bir yerden başlamak gerekirse, bireysel duruşun sandığımızdan daha devrimci bir etkisi olduğuna inanıyorum. Şöyle bir analiz yapabilirim:
1. Eğitim Reformu: Altyapı Şart
Okulda verilen eğitim, çocuğa sadece "matematik" değil, "bir arada yaşama sanatı"nı öğretmeli. Ancak bugün eğitim sistemi dünya genelinde rekabet üzerine kurulu. Bir çocuğa yanındaki sıra arkadaşını "geçilmesi gereken bir rakip" olarak tanıtırsanız, o çocuktan ileride o rakibine karşı "nezaket" göstermesini beklemek hayalcilik olur. Müfredata "insanlık" geri gelmeli.
2. Toplumsal Sözleşmenin Yenilenmesi
Nezaket, aslında görünmez bir toplumsal sözleşmedir. "Ben sana kaba davranmıyorum çünkü senin de bana davranmanı istemiyorum." Bu sözleşme bozuldu çünkü cezasızlık algısı ve "güçlü olan haklıdır" anlayışı kök saldı. Kuralların (hukuki ve sosyal) herkes için eşit işlediği bir düzende, hoyratlık kendine yer bulamaz.
3. Bireysel Direniş: "Nezaket Bir Başkaldırıdır"
İşte burası sizin ve benim kontrol edebileceğim alan. Herkesin bağırdığı bir yerde fısıldamak, herkesin kapıştığı bir yerde yol vermek bugün artık bir direniş biçimidir.
-Kaba birine inatla nazik davranmak, ona en büyük aynayı tutmaktır.
-Kibarlığı "eziklik" olarak gören zihniyete karşı, asaletle dik durmak bir karakter gösterisidir.
Benim görüşüm şu: Biz bir yere savruluyoruz evet, ama bu savrulma içinde kendi adasını yaratanlar yarını kurtaracak. Toplumun tamamını bir günde değiştiremeyiz ama kendi etki alanımızda (evimizde, işimizde, sosyal medyamızda) nezaket standartlarını düşürmezsek, bu dalga bir gün mutlaka geri dönecektir.
Peki, bu "kabalaşma" hali, insanların kendilerini koruma içgüdüsüyle taktıkları bir zırh olabilir mi? Yani "ben kaba olmazsam beni ezerler" korkusu bu yangını körüklüyor olabilir mi?
Bence Olabilir. Çünkü bu aslında bir "savunma mekanizması". İnsanlar nezaketi bir zırh değil, bir gedik (açık) olarak görmeye başladılar. Şu anki toplumsal ruh halini şöyle özetleyebiliriz:
"Önce Ben Vurayım" Mantığı: İnsanlar, "Eğer nazik olursam zayıf görünürüm, zayıf görünürsem suiistimal edilirim, o halde en iyisi saldırgan bir profil çizip baştan mesafe koyayım" diye düşünüyor.
Hayatta Kalma Modu: Şehir hayatının kaosu, ekonomik kaygılar ve belirsizlikler insanları sürekli bir "tetikte olma" haline itti. Tetikte olan canlı ise nezaket değil, saldırganlık üretir.
Kabalığın "Güç" Sanılması: Ne yazık ki, bağırıp çağıranın işini yürüttüğü, kuralları çiğneyenin "uyanık" sayıldığı bir ortamda; kaba saba davranmak bir nevi "sosyal statü" veya "korunma kalkanı" gibi algılanıyor.
Sonuç olarak: İçinde bulunduğumuz bu durum aslında bir toplumsal yorgunluk belirtisi. İnsanlar birbirine güvenmediği için, nezaketi bir lüks veya bir risk olarak görüyor. Ancak bu zırh bizi korumaktan ziyade, birbirimize değmemizi engelliyor ve bizi gittikçe daha yalnız, daha öfkeli bir hale getiriyor. Sizin gibi bu durumu fark edip "nereye savruluyoruz" diye soranların en büyük mücadelesi de bu: Zırh takmadan, insan kalarak ayakta durabilmek. Bu, bugünün dünyasında en zor ama en saygın duruşlardan biri.
Baki Selam ve Dua ile.
MUSTAFA GÖKTAŞ























