OSMANLI DA ENFLASYONDAN ÇEKTİ!!
Enflasyon, Türkçe’de en çok kullanılan sözcük olmaya devam ediyor. Daha epey süre de bu kelimeden kurtulmamız zor görünüyor.
Bu süre kaç yılı alır, cevabı zor bir soru. Çünkü her yıl belirlenen hedefler tutmuyor ve yeniden yükseltiliyor.
Bildiğimiz gibi Merkez Bankası, bu yılsonu için tahminlerini 2’şer puan artırdı. Daha önce yüzde 13 - 19 olarak açıklanan tahmin aralığı şubat geldi, yüzde 15 - 21 aralığına yükseltildi. Yılsonu enflasyon hedefi ise yüzde 16 olarak sabit bırakıldı…
Bu ülkede yaşayanlar, düşük enflasyonu hayatlarında çok az gördüler.
Canavar dediğimiz enflasyon sanki kaderimiz gibi!! Katıldığım toplantıda İktisat Tarihçisi Prof. Dr. Şevket Pamuk’u dinleme fırsatım oldu. Konu da ilginçti.
Pamuk Hoca, “Osmanlı’da Enflasyon Var mıydı?” meselesine ışık tuttu.
Büyük ilgiyle dinledik ve sorunun cevabını almaya çalıştık. Grafiklerle zengin bir anlatımla…
Osmanlı’da da enflasyon varmış tabii ki varmış!!!
Hem de ekonominin bozulduğu dönemlerde “Tağşiş” e başvurulurmuş. Çil çil altınlar da yastık altında saklanırmış..
Tağşiş, madeni para sistemlerinde kullanılan bir uygulama olarak ele alınıyor. Ve madeni paraların değerli maden içeriğinin düşürülmesi anlamına geliyor. Çünkü tağşiş sonrasında parada meydana gelen değer kaybı, somut olarak gerçekleşmiş oluyor.
Tağşişte devlet dolaşımdaki sikkeleri topluyor, bunların madeni içeriğini azaltıp yeniden piyasaya sunuyor…
ECDADIMIZ DA AYNI MÜCADELEYİ VERMİŞ..
Prof.Dr. Pamuk, Osmanlı tarihinin yaklaşık 500 yıllık hanedan dönemindeki enflasyon eğilimlerini ve enflasyonun temel nedenlerini anlattı. Bizler de Ecdadımızın enflasyonla mücadelesinin bugünkünden pek de farklı olmadığını öğrendik.
Sadece Osmanlı’da değil, Avrupa ülkelerinde de enflasyonla mücadelede paraların değerleri düşürülürmüş.
Osmanlı kentlerinde para kullanımı çok yaygın olsa da kırsal alanlarda fazla kullanım yoktu. Zaman içinde kırsal alanların önemli bir bölümü de para ekonomisinin içine çekildi.
Kent nüfusunun ve kırsal nüfusun bir bölümünün yaptığı küçük ve büyük ölçekli alışverişler ile vergi ödemeleri madeni sikkelerle yapılıyordu.
İmparatorluk kapsamında üç kademeli bir para düzeni vardı; Altın, gümüş ve bakır sikkeler geçerliydi. En büyük ödemelerde altın, küçük ödemeler için de bakır sikkeler dolaşımdaydı.
Para düzeninin merkezinde ise günlük işlemlerde ve bir ölçüde uzun mesafeli ticarette kullanılan “gümüş sikkeler” kullanılıyordu.
Prof. Dr. Pamuk, şöyle girdi söze; “Tarih farklı bir kıta’dır. Tarih sadece krallar ve olaylarla değil, keşiflerle, araştırılması gereken derin yapıları da içerir. Osmanlı’da farklı bir kıt’a..
Osmanlı’da enflasyon var mıydı? “
Hoca, enflasyonla mücadeleyi anlatmak için önce kullanılan hesap birimine dikkat çekti.
Osmanlı’da temel hesap birimi “akçe” ve “kuruş”tur.
1700’lerde para birimine geçildi. 120 akçe 1 kuruş ediyordu.
Osmanlı şirketleri bir parmak civarında kalınlıkta olan gümüş sikke’yi kullanıyorlardı. Bununla 2-3 kilo ekmek, 600- 700 gram da et alınıyordu. 400 yıl kadar önce 3 kilo et ile bir ekmek aynı fiyattaydı.
Ecdad, daha sonraları vergi ve hesap defterlerinde rakamlar kullanmaya başlamış.
Defter fiyatları zamanla Saray fiyatları haline gelmiş. Ve “altın endeksi” oluşturuldu..
İstanbul’da tüketici fiyat endeksleri 1468 – 1914 yılları arasında kullanıldı.
Osmanlı’da da tabii ki enflasyon zaman zaman çok yüksek hissediliyordu. Mali olarak sıkıştıkça ek gelir sağlamak için akçenin gramı azaltılıyordu.
Tağşişle devlet gelir sağlıyordu ama bu da enflasyona yol açıyordu. Devlet, vergi toplamak istese de yeterince bunu yapamıyordu.
TAĞŞİŞ, SAVAŞ DÖNEMLERİNİN İŞİ…
Osmanlı, savaşlarla büyümüş, 3 kıt’ada toprak sahibi olmuş, hiç kolay değil. Savunma masraflarını karşılamak, donanma kurup, top tüfek üretmek ordunun yani Yeniçeri’lerin her türlü eksiğini tamamlamak büyük paralar ister değil mi?
Mesela; İstanbul’un Fethi nasıl başarıldı?
Prof. Şevket Pamuk, pek de bilmediğimiz bir önemli bir notu anlattı tarihçeden…
“Henüz İstanbul fethedilmeden 1444’da Osmanlı’nın başkenti Edirne idi. II. Mehmet’in babası II. Murat tahtı bırakmıştı. O zaman Fatih Mehmet 11 yaşındaydı. Vezirler yönetiyordu toprakları. Ekonomi kötüydü ve tağşişe başvuruldu. Devlet bürokratlarına ücretler akçe olarak gizli dağıtılıyordu.
“Yeniçeriler memnun değillerdi. Vezirler ordunun gevşememesi için akçenin içindeki gümüşü 3 akçede 3.5 akçeye çıkardılar, bu buçuk uygulaması Edirne Selimiye Camii’ne yakın olan Buçuktepe’ye de adını vermiştir.”
EN ÇOK TAĞŞİŞ, TANZİMAT’TA YAPILDI..
Prof. Dr. Pamuk, Osmanlı’da tağşişin en çok II. Mahmut Dönemi’nde yapıldığına da dikkat çekti ve şunları söyledi;
“Mesela 19. Yüzyıl zor bir dönemdi. 1808 -1830 yılları sürekli savaş yıllarıydı. Üstelik de yeni bir orduya ihtiyaç duyuluyordu. Bu yüzde Tanzimat devri olarak bilinen II. Mahmut dönemi en çok tağşişin yapıldığı dönemler olmuştur.
1820’lerde Yunanistan’ın bağımsızlık için uğraşması, 1828’lerde Rusya savaşları, II. Mahmut’un danışmanlarınca sikkenin içinde gümüş kesintileri yaptırmalarına neden oluyordu.
Darphane’nin başında o zaman Artin Kazaz bulunuyordu, altın sikkelerin içine biraz gümüş koyduruyordu. O sikkeler Rusya savaşında yenilince tazminat olarak verildi. Ruslar da bunu bilerek aldılar. Savaş bitince yeni sikke çıkarılacağını açıklayan devlet, 1830’da gerçekten yeni sikke bastırdı ve o günkü kurdan içindeki gümüş yükseltildi. Rusya’nın istediği gibi oldu.”
Gördüğünüz gibi Osmanlı padişahları içinde enflasyondan en çok çekenlerin başında II. Mahmut var. Biliyoruz ki Tanzimat Fermanı da kurtaramadı imparatorluğu.. Gerileme devri ve sonunda çöküş geldi..
Osmanlı’nın tüm borçlarını ödemek de genç Türkiye Cumhuriyeti’ne düştü…
Ne var ki, ecdattan aldığımız enflasyon mirasını bizler de bir çözemedik…
Bu bir SIR değil. Doğru mücadele, devlette istikrarlı tasarruf ve adaletli gelir dağılımını sağlamaktan geçiyor…


















