haberanaliz
Perihan ÇAKIROĞLU

Perihan ÇAKIROĞLU

Mail: perihancakiroglu@gmail.com

UNESCO’YA CİNSİYET EŞİTLİĞİ NASIL GELDİ?

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günümüz kutlu olsun.

Emekçi olmayan kadın var mı bu dünyada?

Cevap mı, “yok”tur. Yerküre nüfusunun yarısı erkek yarısı kadındır. Ve de kadınlar, ailenin ve toplumların büyük yükünü taşır. Evlenip çocuk doğursa veya evlenmeyip bekar olsalar bile kadınlar, erkeklerle yüzyıllardır eşit olabilmek adına büyük mücadeleler verirler.  Bugün dünyanın gündeminde olan bekar annelerin neler yaşadıklarını anlamak çok zordur mesela…

Sabah kalkıp cep telefonumu açtığımda yüzlerce kutlama vardı. Geçen yıllara göre bu yıl çok daha fazla YAolduğunu görünce sevinsem de her kadının ayrı hikayelerle neler yaşadıklarını düşününce “Ne olacak bizim halimiz? Şimdi bir de savaşlar çıktı karşımıza” dedim.

Trump ile Netenyahu’nun İran’a saldırılar sırasında 160 civarında kız çocuklarının okuduğu okulu bombalaması geldi aklıma. İçim yandı.

Acılar unutulmaz. Buna rağmen mücadeleye devam etmeliyiz. Bu yazımda sizlere sadece Türkiye’de değil, dünyada da başarılı olmuş ve her yaptığı işte “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği”nin farkındalığına inanmış, bu alanda uygulamalarda bulunmuş bir Türk kadınıyla yaptığım söyleşiyi ileteceğim sizlere.

Onun adı Saniye Gülser Corat…

İmrenilecek bir kariyeri var.  En çok da UNESCO’da verdiği mücadele dikkatimi çekti.

Gülser Hanımı tanımıyordum. Galatasaray Derneği’nin verdiği ödülle ismini duydum..

Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalığın artırılmasına yönelik çalışmaları nedeniyle ödüle layık görülen yapay zeka şirketi “No Bias AI” kurucusu ve CEO’su Gülser Corat ile Paris’ten görüştük.

KENDİ İNSANIMIZA İTİBAR ETMİYORUZ..

Corat’a sordum, tek tek yanıtladı;

Yurt dışına giden kadınlarımız çok başarılı oluyorlar. Siz de öyle. Paris’te ve UNESCO’da neler yaptınız?

Galatasaray Ödülü çok hoş bir sürpriz oldu benim için. Hiç beklemiyordum. Genellikle biz Türkler, kendi insanımıza pek itibar etmiyoruz. Nasıl bir düşünceye dayalı bilemiyorum ama sanırım Türk olmayan kişilere daha çok değer veriyoruz. Onlar daha bilge daha önemli geliyor bize. Biraz da onun için çok beklentim olmadı şimdiye kadar. Demek ki, bu izlenimim artık geçerli değilmiş dedim.

Derneğin, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ni bu senenin teması yapması ve bu konuyu gündemin başına yerleştirmesi de ayrı bir sevinç kaynağı oldu.

Hem feminist hem de kadın olmak ayrıca teknoloji alanında dünya liderleri arasına girmek nasıl bir duygu?

Buna basit bir cevap vermek zor. Feminizm benim için insan olmakla eş anlamlı. Çünkü bence içeriği çok basit. İnsan olarak hepimiz aynı haklara ve sorumluluklara sahibiz demek.  Biliyorum çok insan böyle algılamıyor ama feminizm temelde bunu söylüyor. O nedenle ben pek feministim diye bir giriş yapmıyorum.

KADINLARIN DİJİTAL BECERİLERİ AZ…

Teknolojide kadınların durumu nasıl ilerliyor?

Farklı pek çok farklı konuda çalıştım ve çalışıyorum. Hepsinde eşitlik sorunsalı benim için en önemli kriterlerden birisiydi. Teknoloji de bunlardan birisi. Dünya çok hızlı teknoloji – egemen geleceğe doğru gidiyor ama kadınların dijital becerileri erkeklerden çok daha az.  Daha da kötüsü bu konulardaki eğitim kuruluşlarında da pek yer almıyorlar veya teknoloji firmalarında teknik ekiplerde ve karar verme mekanizmalarında istihdam edilmiyorlar.

Zaten ekonomik olarak erkeklerin çok gerisindeler, birkaç 10 yıl sonra aradaki uçurumun kapanması da mümkün olmayacak kadar genişleyecek.

Siz başarmışsınız, başarmak isteyenlere neler söylersiniz?

Teşekkür ederim ama ben başardım demiyorum, bu sonu olmayan bir süreç. Biraz Sisifos çabası, kayayı sürekli yukarı taşımak gerekiyor. Onun için bu başlattığım düşünce kuruluşuna benim dördüncü kariyerim diyorum.

Başarmak isteyenlere önerim, başarı gibi düşünmeyin bunu. Kendinize bir çalışma alanı seçin ve bir hedef koyun. Ama bu 10 yıl sonra müdür, 20 yıl sonra genel müdür olmak şeklinde, seçtiğim alanda fark yaratabilmek, bir şeyleri düzeltebilmek ve dünyayı bulduğumdan az bir şey daha iyi bırakabilmek gibi ölçütlere dayansın.

Ben hayatım boyunca para veya mevki için çalışmadım. Şimdi geriye baktığım zaman yüzlerce belki binlerce kadının hayatına dokunmuş olduğumu biliyorum.

Başarıyı bu ikinci şık olarak tanımlarsanız hayal kırıklığına uğramazsınız.

HAKKIMDA BAHİS OYNADILAR..

UNESCO’da Cinsiyet Eşitliği Direktörü olarak çalıştığnız. Ne gibi hikayeler yaşadınız? Birkaç örnek lütfen…

Emekli olmadan kısa bir süre önce benimle paylaştıkları bir anekdot ile başlayayım.

Benim hakkımda bahisler varmış. “İstifa etmeden ne kadar dayanabilir?” şeklinde. Sanırım en cömert tahmin 6 ay civarındaymış. İsterseniz ironi deyin, istifa etmediğim gibi emeklilik yaşım gelince 3 kere daha uzattılar beni.

Beni 2 bin kişinin arasından seçtikleri için müdürü olacağım bölümün çok önemli olduğunu düşünüyordum. İlk günü ekibimin bir memur, bölümle paylaştığım bir asistan ve parasız bir stajyerden oluştuğunu gördüm.

İki yıllık çok cüz’i bir bütçesi vardı. Onun da büyük kısmını o zaman bölümün bağlı olduğu direktörlüğün müdürü kendi işleri için kullanmıştı. Yani göstermelik, bizde de Toplumsal Cinsiyet Eşitliği var demek için kurulmuş bir üniteydi.

İlk yıllarda ilave fonlar bulmak için çok uğraştım, değişik ülkelerin stajyer programlarından bilgili, deneyimli ama bana mali yük getirmeyen gençler aldım.

195 ÜYE ÜLKE ONAY VERDİ…

UNESCO’da böyle olması çok şaşırtıcı değil mi?

Kolay değildi ama mücadele ettim. Farklı ülkelerin büyükelçilerine gidip bize ilave fonlar vermelerini ve genel müdüre bölümün bütçesini artırmak için telkin yapmalarını sağladım.

2006 yılında yani ben başladıktan iki sene sonra, 195 üye ülkenin onayını alarak, toplumsal cinsiyet eşitliğini kuruluşun 2 küresel önceliğinden birisi haline gelmesini sağladım. Bu, bölümü farklı bir yere taşıdı, bana farklı bir platform verdi. Genel müdür değişince bizi Kabine’ye aldılar ve beni profesyonel kadroların en üst seviyesi olan D2 Direktörlüğü’ne terfi ettirdier.

O zaman UNESCO’nun 2 bin civarında çalışanı vardı. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eğitim Programı hazırladım ve kurumun her çalışanının bu eğitimden geçmesini zorunlu kıldım. Bu eğitimin belki yüzde 90’ını ben kendim bilfiil yaptım. Her bölümde ve dünyanın etrafındaki bütün UNESCO bürolarında birer tane Toplumsal Cinsiyet Eşitliği temsilcisi belirledim.

Bunlardan birkaç yüz tane vardı. Hepsinin koordinatörü bendim. Bunları anlatmamın nedeni, belli bir yapı oluşturmadan ileriye gidemiyorsunuz. Ama o yapıyı da size kolayca vermiyorlar. Bizim kurmamız lazım.

Bu sayede üst düzey yönetici oranını yüzde 9’dan yüzde 51’e çıkardım. Kızların eğitim düzey hedefini, ilkokuldan, lise, üniversite ve STEM konularına yükselttim. Bunlar için hep müttefikler gerek.

Nasıl müttefikler buldunuz?

Bazen bir batılı ülke büyükelçisi yardım etti, bazen hiç beklemediğiniz Müslüman ülkelerin temsilcileri..

Bu en önemli derslerden birisi oldu benim için. İttifak kurmak ve herkese olumlu ve ön yargısız bakmak..

Emekli olmadan önce son bir çalışma yapalım demiştim, kadın – erkek dijital beceriler uçurumu üzerine.

Başardığmız yıl 2017. O zaman yapay zeka emekleme döneminde. Rapor üzerinde çalışırken, algoritmalarda ve dijital asistanlarda ciddi önyargılar ve sapmalar olduğunu fark ettik. Ana rapordan önce bu bulguları yayınlayalım dedik. Bu yaptığım, her şeyden çok ses getirdi. 600 kadar medya kuruluşu bizi haber yaptı. Türkiye’de bile duyuldu bu.

Türkiye’de özel çalışmalarınız var mı? …

Türkiye’de birkaç girişimim oldu, UNESCO’nun çalışma alanları çerçevesinde. Birkaç üniversiteye özel Toplumsal Cinsiyet kürsüleri verilmesini sağladım. İlginçtir, prestij getirmenin dışında bir mali yükümlülüğü olmayan bu kürsülere bazı üniversiteler sevindiler, bazıları cevap verme gereğini bile duymadılar.

Koç Üniversitesi ile ortak bir şirket yönetim kurullarına kadınların alınması konusunda eğitim seminerleri düzenledik. İçeriğini büyük ölçüde ben hazırladım. Bu da çok uzağa gitmedi.

Bunun dışında benim alanım dışında olmasına rağmen Türkiye’den gelen Kültür Mirası, Gastronomi Şehri projelerine fahri danışmanlık yaptım ve kurum içinde yönlendirdim.

Peki, kadına şiddet konusunda neler düşünüyorsunuz?

Cinsiyet temelli şiddet çok yaygın bir sorun. UNESCO öncesi pek çok projemde karşıma çıktı. O nedenle çok boyutlu ve kapsamlı bir kampanya gerektirdiğini biliyorum. Aynı nedenle burada onu tartışmak zor. Saatler sürer. Üstelik buna rağmen ikna olmak istemeyenleri ikna edemezsiniz..