Abdullah AYAN

Abdullah AYAN

Mail: aayan@gmail.com

Akaryakıt çiftlikleri ortasında, petrokimya tesisine nazır TOKİ evleri..

AK Parti adayı iken girdiği yarışta ipi göğüsleyip Akdeniz Belediye Başkanı olarak çıkan Mustafa Muhammet Gültak ayağının tozuyla 24 Haziran 2019 günü yaptığı açıklamada yıllardır sakız gibi çiğnenen ve kentin doğusunu kuşatan mahallelerin yıkılıp yerlerini toplu konutların alacağı o 'rüya' nın gerçekleşmek üzere olduğunu "yaparsa AK Parti yapar" havasında 'müjdeliyordu.

Yine de temkinliydi çiçeği burnunda başkan..

TOKİ' nin üstleneceği projede ilk kazmanın 23 ay sonra vurulacağını söylerken, aslında konutların bir sonraki yerel seçimlerde hazır olabileceğini ifade etmek istiyordu.

Aslında kentsel dönüşüm AK Parti' nin iktidar olduğu 2002'den itibaren Mersin' in gündemindeydi ancak,  seçilen bölgelerde  dönüşüm sosyal ve ekonomik açıdan sorunlu, siyaseten de riskliydi.

Aşılması zor sorunların başında dönüştürülmesi istenen mahallelerdeki halkın oturduğu mekanlardan ve havasını soluduğu çevreden duyduğu memnuniyetti.

Asıl açmaz da burada başlıyordu. Neredeyse tamamı tapulu olan meskenlerden oluşan bir bölgedeki insanları çıkarıp başka yerlere taşımak hayli zordu. Üstelik o mahalleler siyaseten de ağırlıkları ve potansiyelleri itibariyle Akdeniz Belediyesini, yıllarca HDP ve önceki kardeş partilerin kazanmasını sağlayan güce, dinamiğe sahipti.

Nitekim 2004' te Akdeniz' i bir başka partinin (CHP) kazanmasıyla alevlenen kentsel dönüşüm hikayesi tüm hazırlıklar tamamlanmasına ve TOKİ ile Belediye protokol imzalamasına rağmen, proje halkın yoğun tepkisiyle karşılaşınca bir daha anımsanmamak üzere rafa kaldırıldı..

2019 yerel seçimlerine dönecek olursak, HDP' nin aday belirleme sürecindeki akıl almaz hataları, ittifak şemsiyesi hatırına Akdeniz' e asılmayan CHP' nin tavrı derken aradan AKP adayı Gültak sıyrılıp, üst üste üç yerel seçimde Büyükşehir bir yana dişe dokunur tek ilçe kazanamamış partisine merkezdeki en stratejik belediyeyi deyim yerindeyse armağan etti.

Gültak' ın kazmayı vurmak için bile ilk günlerde 23 aylık vade biçmesinin geri planında işte bu etmenler yatıyordu.

Ancak zaman içinde köprülerin altından çok sular aktığını, bir zamanların girilemez sayılan mahallelerinin özellikle Suriyeli mültecilerin gelmesiyle farklı bir dönüşüm yaşamaya başladığını not etmekte yarar var.

İşte bu değişim, kazmanın vurulmasını öne çekti. TOKİ geçtiğimiz günlerde ilk dönüşümü ATAŞ evleri denilen alanda başlattı.

Başlangıçta 900 konutluk bir projeden söz edilirken, son tanıtım toplantısında ilk etapta 416 konut yapılacağı açıklandı..

Şubat ayında yer teslimi yapılan proje ne zaman tamamlanır, tamamlandığında gerçekten kentsel dönüşüm anlamında hedef seçilen mahallelerden insanlar buraya akın eder mi? Yoksa bambaşka kesimlere mi kucak açar? Tahmin yapmak için erken sorular..

Ancak Koronavirüs salgını ile başlayan yeni normalleşme ışığında proje konseptiyle ilgili birkaç noktaya dikkat çekmek, bazı kaygıları dile getirmek gerekir diye düşünüyorum.

Salgın ile birlikte son yıllara damgasını vuran yüksek yoğunluklu ve çok katlı konut yapma dönemi sona erdi.

Üstelik bu saptama Cumhurbaşkanı ve AK Parti lideri Erdoğan tarafından da artık çok daha yoğun biçimde dile getirilmekte..

Pandemi ile başlayan yeni dönemde çok katlı binaların yerini yatay ve 2-3 katlı yapılar alacak. Kendilerine ait bahçeleri, diğer konutlardan etkilenmeyen havalandırma sistemlerine sahip bağımsız evler artık tercih edilecek.

Bir adım ötesine gideyim: Koronavirüs belasında İkinci dalga gelecek olursa, kentlerden köylere kaçış kaçınılmaz olacak. Bugün bile Hindistan ve Çin başta olmak üzere nüfus yoğunluğu yüksek ülkeler düne kadar ucuz iş gücü gelsin diye teşvik ettikleri köyden kente akışı bugünlerde tersine çevirme, bunun için de köyleri istihdam ve eğitim, sağlık vb. donatılarla daha cazip hale getirme çabasındalar..

Ataş projesi ile ilgili asıl kaygılanmamız gereken sorunlara dikkat çekmekte yarar var:

Seçilen bölgenin tüm çevresi akaryakıt çiftlikleriyle kuşatılmış durumda, bir başka ifadeyle patlamaya hazır bombaların ortasını kentsel dönüşüm alanı olarak belirlemek gibi bir yanlışla başlıyoruz işe.

Mersin' de yaşayan herkes projeye adını veren Ataş' a ait depolama alanında patlak veren ve  günlerce kenti tehdit eden 2004 yangınını anımsar sanırım.

Tam 9 bin ton nafta bulunan tankta başlayan yangın günlerce sürdü, başta bölge olmak üzere tüm kentin üzeri kesif dumanla kaplandı, günlerce Mersinlilerin gözüne uyku girmedi.

Kaldı ki bölgedeki risk ATAŞ ile de sınırlı değil, pek çok akaryakıt dağıtıcısı şirket, tüm ülkeye sevk ettiği yakıtı Karaduvar-Kazanlı arasında yer alan tanklarda depoluyor. Üstelik tanklar arasındaki mesafe bugünlerde gündeme gelmese de sürekli tartışma konusu olmuştu o yangının ardından..

Gelelim bugün kentsel dönüşüm müjdesi verenlerin asıl yaman çelişkisine..

Yapılmaya başlanan ATAŞ konutları ile Serbest Bölge arasındaki batı komşusu kim olacak?

Yıllardır AK Gübre' nin sarı ölümü yetmezmiş gibi o tesisin önünde yapımına başlanacak, izinleri alınmış, teşvike bağlanmış Polipropilen Tesisini de içine alan Petrokimya özel endüstri Bölgesi ile komşu TOKİ evleri..

Kamuoyuna yansıyan görüşlerinde bu bölge ve tesis ile ilgili kaygılarını dile getiren AK Partili Akdeniz Belediye Başkanı dün karşı çıktığı polipropilen tesisinin önümüzdeki seçimlerde belki de en önemli projem diye anlatacağı ATAŞ konutlarıyla aynı havayı solumasına, komşu sahile sahip olmasına ne diyecek?

Kentin kalbine saplanan hançerden farksız endüstri bölgesi ve polipropilen tesisinin yapımına engel olmaya Mersin' in, kenti savunması gereken dinamiklerin gücü yetmedi.

Umalım ve dileyelim ki, toplu konut projesi bölgenin akaryakıt çiftlikleri yüzünden çektiği tehlikeyi ve kirliliğinin bitmesine vesile olur ve polipropilen tesisinin yer alacağı endüstri bölgesi sevdası da başlamadan biter..