GAZETECİ YAZAR MUSTAFA GÖKTAŞ YAZDI: 1 Eylül Barış ve Adaletin tecellisi

Araştırmacı Gazeteci Yazar ve İktisatçı, Mustafa Göktaş, günün anlam ve önemine binaen yazdı: 1 Eylül Barış ve Adaletin tecellisi
Adaletin tesisi, yalnızca hukuki bir süreç değil, toplumsal vicdanın ayakta kalabilmesi için hayati bir zorunluluktur. Sistemlerin yıprandığı, güvenin sarsıldığı dönemlerde adalete olan inancı diri tutmak ve bu uğurda ortak bir çaba sarf etmek hepimizin en temel sorumluluğudur.
Yorulmuş ve yıpranmış mekanizmaların yeniden şeffaf, tarafsız ve herkes için erişilebilir hale gelmesi, toplumsal huzurun ve kalıcı barışın da en sağlam teminatıdır. Sevgi ve saygının egemen olduğu bir dünya inşa etmenin yolu, hakkaniyetin her birey için eksiksiz bir şekilde uygulanmasından geçmektedir.
Adalet duygusunu yeniden toplumsalın merkezine yerleştirmek için bireysel ve kurumsal düzeyde atılması gereken önemli adımlar vardır.
Toplumsal adaletin ve huzurun inşasında bireysel sorumluluk ile devletin yapısal reformlarının eş zamanlı yürümesi şarttır. Kendi ahlaki ve hukuki sınırlarımızı korurken sistemin de adil bir zemine oturtulması, uzun vadeli barışın ve güvenin tek anahtarıdır.
Kurallara uymanın bir zorunluluk değil, toplumsal sözleşmenin gereği olduğu bilinciyle hareket etmek; kötü örnekleri mazeret göstermeyin aksine düzeltmek için irade ortaya koymak.
Yasaların ve yargı mekanizmalarının hiçbir ayrıcalık tanımadan, statü veya güç farkı gözetmeksizin herkes için aynı titizlikle işletilmesi.
Ekonomik adaletin sağlanması adına, vergide adalet ilkesinin benimsenmesi ve kaynakların toplumun tüm kesimlerine dengeli bir şekilde paylaştırılması.
Her bireyin doğduğu koşullardan bağımsız olarak nitelikli eğitime erişebilmesi ve toplumsal hayatta eşit şartlarda var olabilmesi için köklü reformların hayata geçirilmesi.
Bu temel ilkelerin hayata geçirilmesi sürecinde, bireyler olarak günlük yaşamımızda adaleti savunurken en çok kanun önünde eşitlikten dertleniyoruz.
Hukuk devletinin en temel omurgasını oluşturan kanun önünde eşitlik, ırk, dil, din, cinsiyet, sosyal statü, siyasi düşünce veya ekonomik güç farkı gözetmeksizin herkesin yasalar karşısında aynı hak ve yükümlülüklere sahip olmasını ifade eder. Bu ilke, hiçbir bireye veya gruba ayrıcalıklı bir statü tanınamayacağını ve yargı mekanizmalarının tarafsızlığını garanti altına alır.
Hiçbir zümrenin ya da kişinin kanunların üstünde veya dışında yer alamaması, hukukun üstünlüğünün kuralıdır.
Yargı bağımsızlığının korunarak, kararların kişilere göre değil, evrensel hukuki normlara göre verilmesi.
Tüm vatandaşların kamusal haklardan yararlanırken ve toplumsal ödevleri yerine getirirken aynı kurallara tabi tutulması.
Gerçek bir demokraside kanun önünde eşitlik, kâğıt üzerinde kalmayıp günlük yaşamın her alanında fiilen hissedildiği sürece toplumsal barışı ve adaleti ayakta tutar.
Bu bağlamda Ülkemizde Gerçek Barışın ve Adaletin İnşası İçin 1 Eylül Dünya Barış günü çağrımdır:
Tarih boyunca medeniyetlerin beşiği olmuş, farklı kültürlerin ve inançların ortak yurdu olan bu topraklar, huzurun ve kardeşliğin en çok yakıştığı coğrafyalardandır. Ancak barış, yalnızca geçmişin hatıralarıyla anılacak nostaljik bir kavram değil; her gün yeniden kazanılması, korunması ve yaşatılması gereken hayati bir toplumsal sözleşmedir. Takvimler 1 Eylül’ü gösterdiğinde tüm dünyada yükselen barış çığlığı, ülkemizde de sadece bir kutlama mesajı olarak kalmamalı; adaletin, eşitliğin ve hakkaniyetin eksiksiz tesisi için acil bir eylem planına dönüştürülmelidir.
Bir ülkede barışın kök salabilmesi, toplumsal vicdanın en temel direği olan adaletin kusursuz işlemesine bağlıdır. Bugün yorulan, yıpranan ve güven sarsıntısı yaşayan adalet mekanizmamızın acilen hak ettiği konuma getirilmesi şarttır. Kanun önünde eşitlik ilkesi, kâğıt üzerindeki bir maddeden ibaret olmamalı; hiçbir bireyin, zümrenin veya gücün hukukun üstünde ya da dışında yer alamayacağı fiili bir düzene kavuşturulmalıdır. Ayrıcalıkların ve imtiyazların olmadığı, her vatandaşın yargı karşısında eşit tartıldığı bir sistem, toplumsal huzurun da en güvenli kalesidir.
Bununla birlikte, kalıcı barış ve toplumsal uzlaşı yalnızca adliye koridorlarıyla sınırlı kalamaz. Ekonomik ve sosyal adaletsizlikler, barışın önündeki en büyük engellerdir. Hakkaniyetli bir gelir dağılımı, adil vergilendirme politikaları ve her gencin doğduğu coğrafi ya da ekonomik koşullardan bağımsız olarak erişebildiği eğitim ve fırsat eşitliği, yaşamsal reformların temelini oluşturmalıdır. Hiç kimsenin ötekileştirilmediği, emeğin karşılığını bulduğu ve geleceğe umutla baktığı bir sosyo-ekonomik yapı kurulmadan, tam anlamıyla bir barış ikliminden söz etmek mümkün değildir.
Bu dönüşümün gerçekleşmesinde bireyler olarak bizlere de büyük sorumluluklar düşmektedir. Kötü örnekleri mazeret kabul etmek yerine günlük yaşamımızda kurallara uymak, hukuka ve birbirimizin haklarına saygı duymak bu zincirin ilk halkasıdır. Devlet ise günümüz gerçeğiyle örtüşen yapısal reformları cesaretle hayata geçirmeli; toplumu kucaklayan, liyakati esas alan ve hakça paylaşımı savunan bir vizyonu benimsemelidir.
1 Eylül Dünya Barış Günü, ülkemizde adaletin yeniden tesis edilmesi, toplumsal yaraların sarılması ve herkesin kardeşçe yaşayacağı ortak bir geleceğin inşası için geç kalmadan atılması gereken adımların hatırlatıcısı olmalıdır. Barışın ertelenemez bir zorunluluk olduğu bilinciyle, daha adil, eşit ve özgür yarınlar için hep birlikte çalışmak bu ülkenin geleceğine borcumuzdur.
ALLAH DEVLETE VE MİLLETE ZEVAL VERMESİN.
Devamı devlet, Nasibi cennet, Bekayı imân, Rızayı Rahman..
Baki Selam ve Dua ile.
MUSTAFA GÖKTAŞ
Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)









































