Toprak Deniz İnsan -XXVIII-3-
Geleneksel Yörük-Türkmen hayatında çevre; üzerinde barınılan bir toprak parçası olmakla birlikte, insanın gökyüzüyle, su kaynaklarıyla, otlaklarla ve mevsimsel döngülerle kurduğu hayati bir dengedir. Bu dengenin en ufak bir sarsıntısı kuraklık, kıtlık ve göç düzeninin bozulması demektir. Karacaoğlan’ın şiir dünyasına baktığımızda, tabiatın bütün bu ekolojik unsurlarının büyük bir dikkat, hassasiyet ve sevgiyle işlendiğini görürüz.
Dr. Müjgân Cunbur hocamızın bildirisinde tespit ettiği gibi; "Karacaoğlan deyişlerinde en çok andığı yaylaya has unsurlardan biri soğuk sulardır. Bu Anadolu yaylalarının soğuk suyunun dünyanın hiçbir yerinde bulunamayacağını, dünyanın gelip geçiciliğiyle birlikte bir filozofça anlatır" (Cumbur M. , 1983, s. 19).
“Yalana da deli gönül yalana,
Yedi iklim, çar köşeyi dolana,
Soğuk sulu yaylalarda sulana,
Meğer bu dünyanın sonu yoğ imiş…” (Cumbur M. , 1983, s. 19).
Toros Yaylalarının Çiçek ve Su Florası
Ozanın ayak bastığı Fesleğen, Kervan, Barçın, Göksun, Berdan ve Tekir yaylaları; sarıçiğdemlerin, sümbüllerin, mor menekşelerin, kekik ve fesleğen kokularının birbirine karıştığı birer botanik cennetidir (Cumbur M. , 1983, s. 18-20); (Cumbur M. , 1989, s. 59-60). Dr. Müjgân Cunbur’un aktardığı Fesleğen Yaylası tasviri, Toros florasının zenginliğini adeta bir ressam fırçası gibi gözler önüne serer:
“Kuşlar çığrışıp daldan dala ötüşür,
Fesleğen yaylası yeşil salında,
Yeşil ardıç, reyhan, sünbül kokuşur,
Fesleğen yayla anber toprak yolunda…
Sarıçiğdem küme küme serilmiş,
Taşlarında kekik, reyhan derilmiş,
Bu güzellik ta ezelden verilmiş,
Fesleğen yayla sağında, solunda…”
Karacaoğlan için doğa nebatattan ibaret değildir; Ceyhan ve Samantı ırmakları, Aksu, Tıdık deresi, Şekerpınarı ve gök boncuklu tazıların kovaladığı ceylanlar, telli turnalar, al kınalı keklikler, gövel ördekler bu yaşayan ekosistemin ayrılmaz parçalarıdır (Cumbur M. , 1989, s. 57-59).
Suya Hasret, Yağmur Duası ve Ekolojik Merhamet Ritüeli
Torosların yüksek kesimlerinde ve kıraç köylerinde su, en kıymetli hazinedir. Mut’un Karacaoğlan (Çukur) köyünde ve çevresinde sulama suyunun yetersizliği sebebiyle köylülerin kuraklık zamanlarında Karacaoğlan Tepesi’ne çıkarak yağmur duası (hacet duası) yapması asırlık bir gelenektir (Soylu, 1983, s. 13); (Yaveroğlu, 1973, s. 6662); (Hınçer, 1973, s. 6667).
Sadık S. Yaveroğlu ve Sıtkı Soylu’nun naklettiği bu ritüel, insanın doğayla kurduğu en dokunaklı ve merhamet dolu bağı simgeler:
"Yağmurun yağmadığı ve mahsulün tehlikeye girdiği dönemlerde halk tepeye yağmur duasına çıkar. Halkın iyice rikkate (merhamete) gelebilmesi için tepeye çıkılırken iki koyun ve keçi sürüsü dağın iki eteğinden yukarı sürülür; ancak kuzular ve oğlaklar analarından ayrılır. Dayanılmaz bir feryat ve meleşmeyle ana kuzusunu, kuzu anasını arayarak tepeye doğru tırmanır. Masum yavruların bağrışması ile insanların gözyaşı ve duası birbirine karışır. Tam tepede kuzular analarına kavuşturulup ortalık sükûnete erdiğinde huşû içinde dualar edilir ve halk çoğu kez köye sırılsıklam ıslanarak döner." (Yaveroğlu, 1973, s. 6662) (Soylu, 1983, s. 137); (Hınçer, 1973, s. 6667)
Bu tören; suyun insana değil, kurda, kuşa, kuzuya ve toprağa can veren evrensel bir rahmet olduğunu idrak eden Yörük aklının en somut çevre dersidir.
Karacaoğlan Dilindeki Ekolojik Kavramlar ve Yanlış Yorumlar
Araştırmacı Sıtkı Soylu hocamızın İçel Kültürü dergisindeki "Karacaoğlan Sözlüğü ve Metin Bozuklukları" makalesinde dikkat çektiği gibi, Yörüklerin tabiatla iç içe kurduğu dil iyi bilinmediğinde Karacaoğlan şiirleri yanlış yorumlanabilmektedir.
Örneğin bir şiirde geçen "Tereviyi yuyup kodular taşa" dizesindeki "Terevi" kelimesi bazı şehirli araştırmacılarca Teravih namazı sanılmış ve metin bozulmuştur; oysa terevi, dere kenarlarında kendiliğinden yetişen şifalı su teresi otudur (Soylu, 1991, s.11). Yine çadır ocağında külle örtülerek ertesi güne saklanan közlü oduna verilen "Söğündürme Çıra" tabiri, Yörük kadınının orman kaynaklarını ve yakacağını israf etmeden, tutumlu kullanma bilincini yansıtan etnografik bir çevre terimidir.
Doğan Atlay’ın derlediği şiirlerde ise göç zamanı anlatılırken "Ağaçlar geymiş donunu / Bülbül eder figanını" denilerek ağaçların yapraklanıp donanması doğanın yeniden doğuşu olarak selamlanır (Atlay, 1994, s. 3).
•
Dizimizin dördüncü ve son bölümünde; Mut’ta düzenlediğimiz sempozyum ve festivalleri, Karacaoğlan Anıt Mezarı’nın yapılış serüvenini, hazırladığımız televizyon belgeselini ve geleceğe bırakacağımız "Karacaoğlan Enstitüsü" hedefini ele alacağız.
•
Kaynakça
• Atlay, Doğan (1994). "Karacaoğlan'ın Yayınlanmamış Şiirleri", İçel Kültürü, Yıl: 8, Sayı: 32, Mersin Halk Eğitimi Merkezi Yayın Organı, s. 3-5.
• Cunbur, Müjgân (1983). "Karacaoğlan ve Tabiat; Karacaoğlan Yaylalar İçin Der ki...", Yaygın Eğitim Mut Haber Bülteni - 13. Mut Karacaoğlan Kültür ve Sanat Festivali Özel Sayısı, Yıl: 1, Sayı: 2, s. 18-21 (Ayrıca Karacaoğlan Araştırmaları-I, 2018, s. 571-580).
• Cunbur, Müjgân (1989). "Karacaoğlan'a Göre: Çukurova'nın Güzellikleri ve Özellikleri", 2. Mersin Millî Kültür ve Eğitim Sempozyumu Bildirileri, Haz. Hilmi Dulkadir, Ankara, s. 55-60.
• Hınçer, İhsan (1973). "Karacaoğlan'ın Yaşadığı Çağ, Doğduğu ve Öldüğü Yerler", Türk Folklor Araştırmaları (Mut Karacaoğlan Şenlikleri Özel Sayısı), Sayı: 287, İstanbul, s. 6665-6668.
• Soylu, Sıtkı (1983). Karacaoğlan (Rivayetler ve Gerçekler), Mut Turizm-Tanıtma Derneği Yayını, Mut (Ayrıca Karacaoğlan Araştırmaları-I, 2018, s. 121-141).
• Soylu, Sıtkı (1991). "Karacaoğlan Sözlüğü ve Metin Bozuklukları Üzerine Düşünceler", İçel Kültürü, Yıl: 5, Sayı: 18, Mersin Halk Eğitimi Merkezi Yayın Organı, s. 10-12.
• Yaveroğlu, Sadık S. (1973). "Üç Rivayetin Bize Anlattığı Karacaoğlan", Türk Folklor Araştırmaları, Sayı: 287, s. 6661-6663.




























