haberanaliz
Mustafa GÖKTAŞ

Mustafa GÖKTAŞ

Mail: mustafagoktas006@gmail.com

BARRACK ve Monarşi tezgâhı!

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın 17 Nisan 2026’da Antalya Diplomasi Forumu’ndaki (ADF) açıklamaları, gerçekten de Türk siyasetinde son yılların en büyük diplomatik krizlerinden birini tetikledi.

Barrack’ın "merhametli monarşiler" ve "monarşik cumhuriyetler" vurgusu, Türkiye gibi 100 yılı aşkın bir cumhuriyet ve demokrasi geleneği olan bir ülkede, özellikle muhalefet kanadında "hadsizlik" olarak nitelendirildi. CHP lideri Özgür Özel’in Barrack’ı "persona non grata" (istenmeyen kişi) ilan etmesi, bu tepkinin en somut göstergesi oldu.

Barrack’ın bu sözlerle ne yapmaya çalıştığını ve arka plandaki olası stratejiyi şu başlıklarla analiz edebiliriz:

1. "Gerçekçi Diplomasi" (Realpolitik) Adı Altında Yeni Bir Ortadoğu Doktrini : Barrack’ın açıklamaları, aslında Trump yönetiminin "önce Amerika" ve "istikrar için otoriterleşmeye müsamaha" politikasının bir yansıması. Barrack’ın esas gayesi, ABD’nin artık bölgeye "demokrasi ihraç etme" derdinde olmadığını, bunun yerine iş birliği yapabileceği "tek adam" yönetimlerini veya güçlü liderlikleri tercih edeceğini ilan etmektir.

Gayesi: Arap Baharı sonrası oluşan kaosu, halkın iradesine değil, Körfez monarşilerindeki gibi "istikrarlı ve zengin" otoriter yapılara bağlayarak ABD’nin bölgedeki yükünü hafifletmek.

2. Türkiye’ye "Monarşik Cumhuriyet" Atfı mı?: Barrack konuşmasında "monarşik cumhuriyet" (monarchic republic) ifadesini kullanarak oldukça tartışmalı bir kavram ortaya attı. Türkiye’yi bu sınıfa dahil edip etmediği açık olmasa da, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a olan "büyük saygısını" aynı konuşmada vurgulaması, Ankara'daki mevcut yönetim sistemini Batılı standartlardaki bir demokrasiden ziyade, kendi tabiriyle "işleyen güçlü bir liderlik rejimi" olarak gördüğünü gösteriyor.

Sinsi Oyun mu? Bazı analizlere göre bu, Türkiye’yi demokratik dünyadan koparıp Orta Doğu tipi bir "otoriter istikrar adası" olarak tanımlama ve bu yolla Türkiye'nin Batı kurumları (AB, Avrupa Konseyi vb.) üzerindeki meşruiyetini tartışmaya açma potansiyeli taşıyor.

3. Suriye Laboratuvarı ve Bölgesel "Dizayn": Barrack, Suriye’yi bir "diplomatik laboratuvar" olarak nitelendiriyor. Esad rejiminin çöküşü sonrası kurulan yeni düzende, sandık demokrasisinden ziyade bölgesel güçlerin (Türkiye, İsrail, Körfez) üzerinde uzlaşacağı bir "güçlü yönetim" modelini dayatmak istiyor olabilir.

Plan: Suriye ve çevresinde, halk iradesinden ziyade güvenlik odaklı ve "merhametli otoriter" bir geçiş süreci kurgulamak.

4. Kamuoyundaki Algı: "Siyasi Mühendislik": Türkiye'de bu sözlerin yarattığı infialin sebebi, bir yabancı büyükelçinin Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu değerlerine (Cumhuriyet ve Demokrasi) taban tabana zıt bir sistemi "tek çare" olarak sunmasıdır. Türk siyasi kamuoyu bunu şu şekilde okuyor:

Mesaj: "Sizin demokrasinizle ilgilenmiyoruz, bize sadece sözünü geçirebileceğimiz veya uzlaşabileceğimiz güçlü bir lider lazım."

Özetleyecek olursam; Tom Barrack’ın bu çıkışı, kişisel bir düşünce balonundan ziyade, Trump yönetiminin bölgedeki demokrasi söylemini tamamen terk ettiğinin ve "istikrar için her yol mübahtır" dediğinin resmi ilanıdır. Türkiye üzerinde sinsi bir oyundan ziyade, Türkiye’yi de içine alan geniş bir coğrafyayı "demokrasiye uygun olmayan, ancak güçlü liderlerle yönetilmesi gereken bir bölge" olarak yaftalama girişimi olarak görülebilir.

Bu durum, Türkiye’nin uluslararası alandaki "demokratik hukuk devleti" kimliğine doğrudan bir saldırı niteliği taşıdığı için ülkemizde bu kadar büyük bir tepkiyle karşılanmıştır.

Baki Selam ve Dua ile.