Devlete bir şey satılmaz hediye edilir!
Rahmetli babam Kul hakkını sürekli beynimize nakşeder, Beytülmal olarak tabir ettiği şehidin ve tüysüz yetimin hakkının olduğu Devlet kasasını korumamız gerektiğini, en büyük kul hakkının orada olduğunu söylerdi.
43 yıllık Gazetecilik meslek hayatımda, kamunun malını, devletin çıkarını, aziz milletimin çıkarını düşünüp, ALLAH rızası için, hiçbir dünya nimetini ön plana almadan çalıştım.
Zaman zaman çok önemli kurum ve kuruluşlarda, STK’larda görev aldım, herhangi bir isim ve tanım ile tek kör kuruş almadım. Hep karşılıksız, topluma hizmet ettim.
Şükür elhamdülillah. Bugünlere geldim. Bundan sonrasını Allah bilir. Çünkü yarının sahibi Allah.
Benim birebir yan yana geldiğim, samimi olduğum insan sayısı çok azdır. Çünkü mesleğim icabı DOĞRUYU- HAKKI- HUKUKU- TARAFSIZ şekilde icra etmek zorunda olduğum için, bu halimden dolayı SÜREKLİ TOPLUMDA PİS VE YANLIŞ İŞ YAPANLAR tarafından çevremdekiler zarar görmesin isterim. Kibrimden değil, eşi dostu, çevremdeki insanları düşündüğüm için, onlara dolaylı dahi olsa benden dolayı bir zarar gelmesin diye uzak dururum.
Bu yüzden benimle bir bardak çay içmemiş, su içmemiş, aynı sofrada, aynı ortamda bulunmamış tanımayanlar, sadece yazılarım dolayısı ile yaptığım icra ettiğim meslek dolayısı ile benden sıkıntı yaşamış olanların söylemleri ile zaman zaman hakkımda olumsuz düşünmekte, bilmeden atıp tutmaktadırlar.
Allah her şeye kadir dostlarım.
Fazla söze gerek yok.
30 yıl önce Rahmetli Turan Güneş ile ilgili bir büyüğüm anısını anlatmış idi.
Rahmetli Turan Güneş, Anadolu gezisinde yolda bir kahveye uğramış, kahve söylemiş. Kahveci, kulpu kırık bir fincan ile kahveyi kendisine getirince, hoca, bıyıklarını kemire kemire, “sen bu fincanı al, Ankara’da bizim partiye götür” demiş. Kahveci anlayamamış tabi, “Ankara’ya partiye götüreceğim de ne olacak?” demiş.
Hoca Gülmüş, “Mutlaka bir kulp takarlar!”
Kıssadan hisse…
Nur içinde yat Turan hoca, ama bizi unutmuşsun. Sen o fincanı biz Gazetecilere yollatacaktın ki, bizimkiler ona ne kulplar takarlardı.
Mehmet Akif, Milli mücadelenin ilk yallarında Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığına gitmiş. Koltuğunun altında da sözlükler varmış. Milli Eğitim Bakanı takılmış. “Akif Bey, şu sözlükleri bizim bakanlığa sat, istediğin zaman gelip bakarsın!”
Mehmet Akif kaşlarını çatmış. “Devlete bir şey satılmaz, hediye edilir, ihtiyacım olmasaydı, hemen hediye ederdim!”
Kıssadan hisse…
Devir değişti, şimdi moda devleti soymak!
Şair Necip Mirkelamoğlu’nun dediği gibi:
ŞEREF YENMEZ İÇİLMEZ NAMUSUN FAYDASI YOK
HAYSİYETLİ HAYATIN CEVRİ YOK, MİHNETİ ÇOK
BİZ ÇEKERİZ NAMUSUN ÇİLELİ YÜKÜNÜ
SEN ALIVER RÜŞVETİN KAÇ YÜZ BİNLİK ÇEKİNİ
ŞU FELEK KAHPESİNİN DEĞİŞMEZ DÜSTURU VAR
NE KADAR PARAN VAR İSE ŞEREFİN VAR O KADAR
ONUN İÇİN ÇAL BEYİM, KEMAN ÇALAR GİBİ ÇAL
VE EMİN OL, ÇALDIĞIN OLMAKTA SANA HELAL
HELAL ÇÜNKÜ BU ÂLEM HIRSIZA MÜTEMAYİL
FAZİLETİN HÜKMÜ YOK, İFFET MUTEBER DEĞİL
ONUN İÇİN ÇAL BEYİM, ÇUVALLARA DOLDUR ÇAL,
UYURKEN ÇAL, UYAN ÇAL, AYAKTA ÇAL, OTUR ÇAL.
Bugünlük de bu kadar. Baki selam ve dua ile.


















