DOST DOST DİYE…
DOST DOST DİYE…
Ortam o kadar bozuk ki, kimin dost, kimin düşman olduğu belli olmuyor. Kimsenin kimseye güveni kalmadığından, herkes, herkesçi oluvermiş gitmiş. Kısacası herkes, nabza göre şerbet veren, yağmur nereye yağıyor ise tarlayı oraya kaldıran tipler olmuş.
Hâlbuki dostluk, öyle kolay elde edilen bir şey değil.
Zaman alır, ömür alır…
Her işin, her şeyin çıkara dayalı olduğu bu dönemde, az sayıda kalan dostların kıymetini bilmek ve onlara sahip olmak gerekir.
Her dönemde gerçek olan şeyler vardır.
Gerçekler zamana ve mekâna ayarlı değildir.
Gerçekleri değiştirmeye kimsenin gücü ve kudreti yetmez.
Güç gösterisine girmeye, huy değiştirip renk değiştirmeye gerek görenlerin gerçeklerden haberi yoktur.
O yüzden onlara gerçek hep acı gelir.
Bu nedenle gerçeğe uzanıp acı çekmektense tatlı işlere karışırlar, ikiyüzlü, bedbaht bir hayat sürer, kalleşlikten hoşlanırlar.
Bunlar senden-cidir, sendeniz-cidir…
Uzak durun bunlardan, kaybeden onlar değil siz olursunuz.
Çünkü onların kaybedecekleri hiçbir onurlu, gururlu, izzetli meseleleri yoktur.
Bakın şair ne diyor:
Yeryüzünde kötülüğe
İnanmadım yok diye ben
Unuttum öz açlığımı
Eşim dostum tok diye ben
Sevdim kendi diyarımı
Dosta verdim bir yarımı
Örtmedim kapılarımı
Düşmanıma TAK diye ben
Peygamberim elçilikte
Dostluk bulmuş her ilikte
Kalbimdeki o delikte
Görmedim hiç ok diye ben
Önemli mi benim adım
Dosta doğru adım adım
Rabbin izni ile yaşadım
Gece gündüz Hak diye ben
Karanlığa mum yakardım
Su olur çöle akardım
Davetiyeler çıkardım
Yetimlere bak diye ben
Dostun aşı benim aşım
Ağrısın hep benim başım
Çiçeklere yalvarışım
Dostlarıma kok diye ben.
Baki Selam ve Dua ile.




















