haberanaliz
Mustafa GÖKTAŞ

Mustafa GÖKTAŞ

Mail: mustafagoktas006@gmail.com

MAKAM, MEVKİ, ÖYLE Mİ?!-3-

MAKAM, MEVKİ, ÖYLE Mİ?!-3-

Dünden devamdır….

Bundan önce iki gündür ardı ardına yazdığım bu konularla ilgili ve bağlantılı olarak, İslam tarihinden adaletiyle nam salmış (Ömer bin Abdülaziz gibi) yöneticilerin "devlet malı" ve "şahsi mal" ayrımı konusundaki titizliğine dair çarpıcı örnekler vereyim:

İslam tarihinin en parlak dönemlerinden biri olan, "Beşinci Halife" olarak da anılan Ömer bin Abdülaziz, makam ve mevki sahibi olup da "Haktan ve hukuktan şaşmamak" dendiğinde akla gelen en somut örnektir. Onun iki yıllık kısa ama adalet dolu dönemi, yetkisini kötüye kullananlar için sarsıcı bir aynadır.

Özellikle "Devlet Malı" ile "Şahsi Mal" arasındaki o ince çizgi üzerindeki titizliği, bugün makam sahipleri için adeta bir kutup yıldızıdır:

1. İki Mum Hikâyesi (En Meşhur Ders)

Bir gece Ömer bin Abdülaziz makamında devlet işleriyle meşgulken bir dostu ziyarete gelir. Halife, masasında yanan mumu söndürür ve başka bir mum yakar. Dostu şaşırarak nedenini sorar. Ömer bin Abdülaziz’in cevabı, makam gücünü kullanan herkesin kulağına küpe olmalıdır:

"Söndürdüğüm mum devletin parasıyla alınmıştı, o yanarken devlet işlerini görüyordum. Sen gelince konu şahsi sohbetimize döndü; devletin mumu altında seninle özel konuşmam helal olmazdı. Bu yaktığım mum ise kendi paramla aldığım mumdur."

2. Maaşını ve Lüksünü Reddetmesi

Halife seçilmeden önce oldukça varlıklı ve şık giyinen biri olan Ömer bin Abdülaziz, göreve geldiği gün tüm lüks eşyalarını ve eşinin mücevherlerini devlet hazinesine (Beytülmal) teslim etmiştir.

  • Vebal Bilinci: "Müslümanların malı üzerinde tasarruf yetkim varken, kendi ailemin lüks içinde yaşaması adalete sığmaz," diyerek kendine en düşük memur maaşını layık görmüştür.

3. "Bana Adaleti Hatırlatacak Birini Tutun"

Makamın insanı kör edebileceğini bilen Halife, bir görevli tutmuş ve ona şu talimatı vermiştir:

"Her gün yanıma gel ve bana şunu söyle: 'Ey Ömer! Allah’tan kork, çünkü öleceksin ve hesaba çekileceksin!'"

  • Dersi: Makam sahibi, etrafındaki "evet efendim" diyen dalkavuklardan değil, ona hatasını ve ölümü hatırlatan dürüst dostlardan güç almalıdır.

Makamın Gücüyle Zulmedenlere Karşı Tavrı

Ömer bin Abdülaziz sadece kendi nefsini terbiye etmekle kalmamış, yetkisini kötüye kullanan diğer yöneticilere karşı da çok sert olmuştur:

  • Zalim Valilerin Azli: Göreve gelir gelmez, halka zulmeden, haksız vergi toplayan ve liyakatsiz davranan tüm valileri görevden almıştır. "Sizin yaptığınız zulmün hesabı benden sorulur," diyerek merkezi denetimi en üst seviyeye çıkarmıştır.
  • Haksız El Konulan Malların İadesi: Kendisinden önceki yöneticiler tarafından halkın elinden zorla veya haksız yollarla alınan arazileri ve malları sahiplerine iade etmiştir. Hatta kendi akrabalarının haksız kazançlarına bile el koyarak devlete devretmiştir.

Ahiret Karnesi: "Adalet Mülkün Temelidir"

İslam'a göre, makam sahibi birinin ahiretteki "terfisi" veya "cezası" şu teraziyle ölçülür:

Dünyevi Durum

Ahiretteki Karşılığı (İslami Perspektif)

Yetkiyi Kendi İçin Kullanmak

Emanete hıyanet ve "Müflis" (İflas etmiş) olarak haşrolmak.

Akraba/Dost Kayırmak

Liyakatli olan binlerce kişinin "Kul Hakkı" yükü.

Adaletle Hükmetmek

Arş-ı Alâ'nın gölgesinde özel himaye ve yüksek makam.

Zulüm ve Haksızlık

"Karanlıklar içinde kalmak" ve mazlumun bedduasıyla helak olmak.

Sonuç: Bu dünyada sahip olunan makamlar, birer "ateşten gömlek" tir. Eğer adaletle giyilirse nur olur, zulümle giyilirse o ateş sahibini yakar. Ömer bin Abdülaziz’in hayatı bizlere şunu kanıtlar: Gerçek büyüklük, emretme gücüne sahipken "hesap verme" korkusuyla titreyebilmektir.

Bu etkileyici örneklerden sonra, bir yöneticinin "kamu malı" konusundaki hassasiyetinin, toplumun genel ahlakı üzerindeki etkisi üzerine de bir kaç hatırlatma yapayım:

Bir yöneticinin kamu malına (beytülmal) karşı gösterdiği hassasiyet, toplumun "ahlak pusulasını" belirleyen en temel unsurdur. İslam sosyolojisinde bir kaide vardır: "İnsanlar yöneticilerinin dini (yaşam tarzı) üzeredirler." Yani, en tepedeki kişi kamu malını nasıl kullanıyorsa, toplumun en alt katmanındaki birey de dürüstlüğü veya yolsuzluğu o oranda meşrulaştırır.

Kamu malı hassasiyetinin toplumsal ahlak üzerindeki etkilerini şu başlıklarla inceleyebiliriz:

1. Güven Duygusunun İnşası veya Çöküşü

Eğer bir yönetici, kamuya ait bir kuruşun bile hesabını veriyorsa, toplumda "devlet benim hakkımı koruyor" algısı oluşur. Bu güven, insanların vergi verirken, iş yaparken veya birbirleriyle ticaret yaparken dürüst kalmasını sağlar. Aksine, kamu malının talan edildiği, makam sahiplerinin zenginleştiği bir yerde halkta şu tehlikeli düşünce gelişir: "Yukarıdakiler yiyorsa, ben neden çalmayayım?" Bu, toplumsal bir çürümenin başlangıcıdır.

2. Liyakatin Ahlaki Üstünlüğü

Kamu malı sadece para değil, aynı zamanda "kadro" ve "zaman" dır. Bir makam sahibi, bir işi akrabasına değil de o işe en layık olana verdiğinde, toplumdaki gençlere şu mesajı verir: "Çalışırsan, hak edersen kazanırsın." Bu, toplumu üretmeye ve dürüst yarışa teşvik eder. Torpilin olduğu yerde ise "çalışmak" yerini "adamını bulmaya" bırakır ki bu, ahlakın iflasıdır.

3. "Beytülmal" Kavramının Kutsallığı

İslam geleneğinde kamu malı, "yetim malı" gibidir. Hz. Ömer'in meşhur bir sözü vardır: "Kendimi beytülmal karşısında, bir yetimin vasisi yerine koydum. İhtiyacım olmazsa ondan hiçbir şey almam. İhtiyacım olursa, ancak örfe uygun (geçinecek kadar) alırım."

  • Toplumsal Etki: Bir yönetici bu hassasiyeti gösterdiğinde, toplum "ortak malı" korumayı bir ibadet olarak görmeye başlar. Sokaktaki lambadan, parktaki banka kadar her şey "emanet" bilinciyle korunur.

4. Haram Lokmanın Sosyal Psikolojisi

İslam inancına göre kamu malından haksızca alınan bir kuruş, toplumun geneline yayılan bir "zehir" gibidir. Makam sahibi yetkisini kötüye kullanıp haksız kazanç sağladığında, bu durum sadece kendisini değil, çevresini ve ona özenenleri de manen kirletir. Bu kirlilik; yalanı, rüşveti ve haksızlığı "normal" leştirir.

Makam Sahibi İçin "Ahlaki Ayna"

Bir yöneticinin şu üç davranışı, toplumun ahlakını doğrudan şekillendirir:

Yönetici Davranışı

Toplumdaki Yansıması

Tasarruf ve Sadelik

Toplumda kanaat ve dürüstlük artar.

Ayrıcalık ve Lüks

Toplumda haset, hırs ve haksız kazanç arzusu doğar.

Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik

Toplumda adalet duygusu ve devlete bağlılık güçlenir.

Sonuç: Liderin Gölgesi

Yönetici, güneşin altındaki bir nesne gibidir; gölgesi (toplum üzerindeki etkisi) kendisinden çok daha büyüktür. Eğer nesne (yönetici) eğriyse, gölgesinin (toplumun) doğru olması imkânsızdır. Bu yüzden makam ve mevki sahiplerinin haktan sapması, sadece kendi günahları değil, bozdukları toplumsal ahlakın vebali olarak da karşılarına çıkacaktır.

DEVAM EDECEK...

Baki Selam e Dua ile.