haberanaliz
Aytur GEZER

Aytur GEZER

Mail: ayturgezer@gmail.com

Öğretmenliği Şarkılarında Saklı Bir Usta: Barış Manço

Her şubat ayı geldiğinde, bu toprakların yetiştirdiği en kıymetli sanatçılardan biri olan Barış Manço'yu yeniden hatırlarım. Aradan yıllar geçse de eserleri ilk günkü kadar canlı, sözleri ilk günkü kadar öğreticidir. Onu her düşündüğümde birkaç satır yazma ihtiyacı hissederim.

Çünkü Barış Manço, benim için yalnızca bir sanatçı değil; Türkiye'nin "adam olacak çocuklarının" öğretmenidir.

Belki meslek olarak öğretmenlik yapmadı ama milyonlarca insana öğretmen olmayı başardı. Ben bir eğitimci olarak onun şarkılarını sadece dinlemedim; anlamaya, anlatmaya çalıştım. Her eserinde idealist bir öğretmenin izlerini gördüm.

Barış Manço, müziğin yalnızca eğlendirmek için değil, eğitmek için de kullanılabileceğini yaşayarak gösterdi. Her yaştan insana bir değer, bir ahlak ilkesi, bir hayat dersi bıraktı.

"Bir çorbayla karnım doydu, hırka bana yorgan oldu, bir de kalem tutmayı öğret..." derken kanaatkârlığı, eğitimin önemini ve insanı insan yapanın bilgi olduğunu anlattı.

"Kul Ahmet'in Ceketi" ile malın, mülkün ve gösterişin gelip geçici olduğunu hatırlattı.

"Halil İbrahim Sofrası"nda paylaşmanın bereketini, cömertliğin gerçek zenginlik olduğunu öğretti.

"Sarı Çizmeli Mehmet Ağa" ile ihtiyaç sahiplerini gözetmeyi, dünyanın faniliğini ve iyiliğin karşılıksız yapılması gerektiğini anlattı.

"Unutma ki Dünya Fani, Veren Allah Alır Canı" sözleriyle ölümü korkutucu bir son değil, hayatın değişmez gerçeği olarak hatırlattı.

"Yaz Dostum" ise adeta bir hayat manifestosuydu. İnsanı insan yapan bütün değerleri tek tek gönüllere yazdı.

"Gözlerimde Yaş, Kalbimde Sızı" ile sevginin karşılık beklemeden de yaşanabileceğini gösterdi.

"Eğri eğri, doğru doğru..." diyerek aklı, vicdanı ve doğruluktan sapmamayı öğütledi.

"Barış demek toprak demek..." sözleriyle vatan sevgisinin sadece sloganlardan ibaret olmadığını, toprağın bir milletin hafızası olduğunu anlattı.

"Bugün Bayram" ile çocukların yüzünü güldürdü; sevginin, saygının ve bayramların bir milleti ayakta tutan ortak değerler olduğunu hatırlattı.

"Var yoluna git diyorlar, bir yol ile iş biter mi?" diyerek azmi, kararlılığı ve mücadeleden vazgeçmemeyi öğretti.

"Dıral Dede'nin Düdüğü"nde ise helal kazancı, paylaşmayı, garibi gözetmeyi ve iyiliği ertelememek gerektiğini büyük bir ustalıkla anlattı.

Aslında hangi şarkısını dinlerseniz dinleyin, mutlaka bir hayat dersiyle karşılaşırsınız.

İşte Barış Manço'yu diğer sanatçılardan ayıran en önemli özellik de budur. O, popüler olmayı değil; kalıcı olmayı başardı. Eğlendirdi ama aynı zamanda düşündürdü. Güldürdü ama değerlerimizi de hatırlattı.

Vefatına kısa bir süre kala çocuklara söylediği şu sözler, onun öğretmen kimliğinin en güzel özeti gibidir:

"Evet çocuklar, ben gidiyorum diye ıspanak yememek, süt içmemek, arabanın önünde oturmak yok. Ben uzaklara gidiyorum ama gözüm ve gönlüm daima üzerinizde olacak."

Bu cümlelerde bile bir öğretmenin şefkati, sorumluluğu ve öğrencilerine duyduğu sevgi vardır.

Çünkü gerçek öğretmenler, sınıftan ayrıldıktan sonra da öğretmeye devam ederler.

Barış Manço bugün aramızda değil.

Ama eserleri hâlâ çocuklara doğruluğu, paylaşmayı, sevgiyi, çalışmayı ve insan olmayı öğretmeye devam ediyor.

Demek ki gerçek ölümsüzlük; geride bırakılan eserlerde, dokunulan gönüllerde ve yetiştirilen insanlarda saklıdır.

Bizler de bir gün bu dünyadan ayrılacağız.

Dilerim arkamızda yalnızca isimlerimiz değil, iyiliklerimiz, emeklerimiz ve insanlara kattığımız güzellikler kalsın.

Bir gönle dokunabildiysek, bir çocuğun hayatına umut olabildiysek, bir insana doğruyu gösterebildiysek ne mutlu bize.

Çünkü insanı yaşatan, nefesi değil; bıraktığı izdir.

Barış Manço, işte o izi bırakanlardan biriydi.

Ve bu yüzden, aradan yıllar geçse de yaşamaya devam ediyor.