haberanaliz
Mustafa GÖKTAŞ

Mustafa GÖKTAŞ

Mail: mustafagoktas006@gmail.com

OKUMAK VE İŞSİZLİK

Borsanın nabzı isimli hesap Sosyal medya hesabında yazıp şöyle paylaşmış: “Üniversite diploması artık meslek değil, 4 yıllık işsizlik erteleme belgesidir. 26 yaşında markette kasiyerlik yapacaksan 4 yılını neden feda ettin? Okumak için okumayın arkadaşlar! 4 yılda oto yıkama bile yapsan memur maaşını dörde katlarsın. Gerçek altın bilezik, zanaattır” DEMİŞ….

Bu bakış açısı, özellikle ekonomik belirsizliklerin ve "diploma enflasyonunun" arttığı dönemlerde çok popülerleşen, haklılık payı olan ama madalyonun sadece tek yüzüne bakan bir yaklaşımdır. Bu argümana karşı hem empati kuran hem de stratejik düşünen bir yerden cevap vermek gerekir. İşte bu görüşe karşı sunulabilecek rasyonel perspektifler ve izlenecek yol haritası:

1. Argümana Karşı Mantıklı Bir Cevap: Bu kişiye karşı "Hayır, haksızsın!" demek yerine, "Kısmen haklısın ama eksik bakıyorsun" diyerek söze başlayabilirim:

Üniversite sadece meslek değil, vizyondur: Üniversite eğitimi sadece bir kâğıt parçası değildir; analitik düşünme, network kurma, problem çözme ve dünya görüşü kazanma sürecidir. Bir kasiyer ile üniversite mezunu bir kasiyer arasındaki fark, kriz anındaki yönetim becerisi ve uzun vadeli planlama kapasitesidir.

Fiziksel güç vs. Entelektüel sermaye: Zanaat (oto yıkama, tesisat vb.) fiziksel güç gerektirir ve bir yaş sınırı vardır. 55 yaşında oto yıkayamazsınız ama 55 yaşında edindiğiniz akademik ve teknik bilgiyle danışmanlık yapabilir, yönetici olabilirsiniz.

Enflasyon ve Gelecek: Memur maaşını dörde katlamak bugün için cazip görünebilir, ancak kurumsal bir kariyerin veya uzmanlaşmış bir eğitimin sunduğu "yukarı yönlü mobilite" (basamakları tırmanma şansı) zanaatta genellikle sınırlıdır.

2. Nasıl Yol Göstereceğiz? (Gençlere Tavsiyeler): Eğer birine yol göstermek istiyorsanız, şu "Hibrit Model" üzerinden ilerlemelerini önerebilirsiniz:

A. "Okumak için Okumama" Prensibi: Haklı oldukları en büyük nokta burasıdır. Eğer sadece diploma için, talebi olmayan bir bölüme gidiliyorsa bu gerçekten zaman kaybıdır.

Yol: Bölüm seçerken "Bu işi yapay zekâ 5 yıl içinde elimden alır mı?" ve "Piyasa bu yeteneğe para ödüyor mu?" soruları sorulmalıdır.

B. Akademik Bilgiyi Zanaatla Birleştirmek: Artık devir "Ya okuyacaksın ya sanayiye gideceksin" devri değil. Mühendis olup aynı zamanda kaynak yapmayı bilmek veya İşletme okuyup dijital pazarlamanın zanaatkârı olmak asıl güçtür.

- Üniversite okurken mutlaka bir teknik beceri (kodlama, yabancı dil, marangozluk, grafik tasarım vb.) edinilmelidir.

C. Network (Ağ Kurma) Bilinci: Üniversitenin en büyük faydası yan sıranızda oturan kişidir.

- Okul sürecini sadece derslere girip çıkarak geçiren kişi için o diploma gerçekten "işsizlik belgesi" olur. Ancak staj yapan, topluluklara katılan ve sektörle bağ kuran kişi için anahtardır.

Özetle Ne Demeli?: "Zanaat altın bileziktir, doğru; ama bilgi o bileziği nasıl daha değerli bir mücevhere dönüştüreceğini öğretir. 4 yılını feda etme, 4 yılını inşa et. Eğer sadece sınıfta oturursan evet, zaman kaybedersin. Ama dünyayı, insanı ve teknolojiyi anlamak için okursan; oto yıkamacı değil, oto yıkama zinciri sahibi olursun."

Bu sert görüşü savunan kişi, eğitimin kendisine mi karşı yoksa eğitimin veriliş biçimine mi?

Eğitimin veriliş biçimi önemli. Eğitimin veriliş biçimine olan tepki aslında çok haklı bir zemine dayanıyor. Bugün eleştirdiğimiz şey "bilgi" değil, bilginin paketlenme ve sunulma şekli. Mevcut sistemin en büyük çıkmazı, sanayi devriminden kalma "tek tip insan üretme" modelini, bilgi çağının dinamik dünyasına dayatmaya çalışmasıdır.

Bu bakış açısına sahip birine şu 3 temel noktadan yaklaşarak yol gösterebiliriz:

1. "Bilgi Depolama" Devri Bitti, "Bilgi İşleme" Devri Başladı: Geleneksel eğitim sistemi hala öğrenciyi bir sabit disk gibi görüyor; bilgiyi içine yüklüyor ve sınavda geri çağırmasını bekliyor. Oysa bugün her türlü bilgi cebimizdeki telefonlarda saniyeler içinde ulaşılabilir durumda.

Yol Haritası: Gençlere müfredatın dışına çıkmalarını söylemeliyiz. Okul teoriyi veriyorsa, pratiği (staj, proje, gönüllü çalışma) kendileri bulmalı. "Hangi bilgiyi biliyorsun?" sorusu yerini "Bu bilgiyi kullanarak ne üretebiliyorsun?" sorusuna bıraktı.

2. Diploma Bir "Son" Değil, Bir "Giriş Bileti": Sistem, diplomayı sanki bir "varış çizgisi" gibi pazarlıyor. Öğrenci mezun olunca hayatın ona borçlu olduğunu sanıyor. Oysa diploma sadece oyun alanına giriş biletidir; oyunda kalmanızı sağlayan şey ise sürekli öğrenme (lifelong learning) becerisidir.

Yol Haritası: "Okumak için okuma" uyarısını şuna çevirmeliyiz: "Piyasada karşılığı olan bir yetenek setini, akademik bir altyapıyla taçlandır." Örneğin; sadece İktisat okuma, "Veri Analizi bilen bir İktisatçı" ol. Zanaat ile diplomayı burada birleştiriyoruz.

3. Zanaatın Modernleşmesi (Dijital Zanaatkarlık): Argümandaki "oto yıkama" örneği aslında bir semboldür. Burada kastedilen şey somut bir değer üretmektir. Bugünün dünyasında zanaat sadece el emeği değildir; iyi kod yazmak, iyi video kurgulamak veya karmaşık bir lojistik ağını yönetmek de birer modern zanaattır.

Yol Haritası: Müfredatın hantallığından şikâyet eden bir gence, üniversiteyi bir "kuluçka merkezi" gibi kullanmasını önermeliyiz. Okulun kütüphanesini, networkünü ve sosyal ortamını sömürmeli ama asıl mesleğini piyasanın içinde, usta-çırak ilişkisiyle (modern stajlar ve online eğitimlerle) öğrenmeli.

Sonuç Olarak Ne Söylemeli?: Eğitimin veriliş biçimi hatalı olabilir, ancak bu hatanın faturasını kendi geleceğimizi karartarak ödeyemeyiz. O kişiye şunu diyebiliriz: "Haklısın, sistem bize güncelliğini yitirmiş bir harita veriyor. Ama harita yanlış diye yolculuktan vazgeçilmez. Biz o haritayı cebimize koyacağız (diploma), ama yolu kendi pusulamızla (zanaat, pratik yetenek, teknoloji) bulacağız. Üniversiteyi bir 'iş garantisi' olarak değil, bir 'kendini inşa etme süreci' olarak yeniden tanımlamalıyız."

Bir gencin, sistemin bu hantallığına rağmen kendi yetkinliğini koruyabilmesi için üniversite dışında odaklanması gereken en kritik "modern zanaat" nedir?

Bence günümüzün ve geleceğin en kritik "modern zanaatı", tek bir teknik beceriden ziyade "Öğrenmeyi Öğrenme ve Adaptasyon Zanaatı"dır. Ancak bunu biraz daha somutlaştırırsak, üniversitenin hantallığını kıracak üç ana sütun görüyorum:

1. Dijital Okuryazarlık ve AI (Yapay Zeka) İşçiliği: Eskiden zanaat denince akla çekiç, örs gelirdi; bugün ise "prompt" yazmak, bir veri setini analiz etmek veya bir yapay zeka modelini iş süreçlerine entegre etmek modern zanaattır. Üniversite müfredatı yapay zekâyı "kopya aracı" olarak görüp yasaklamaya çalışırken, bu zanaatı kavrayan genç, oto yıkamacının fiziksel emeğiyle kazandığı parayı, bilgisayar başında çok daha ölçeklenebilir bir işle kazanabilir.

2. Sosyal Mühendislik ve İletişim (İnsan Zanaatı): Eğitim sistemi bizi kâğıt üzerinde test ediyor ama hayat bizi insanlarla test eder. İkna kabiliyeti, network yönetimi, topluluk önünde konuşma ve duygusal zekâ; okulların en az önem verdiği ama piyasanın en yüksek bedeli ödediği "altın bileziklerdir". Bir mühendis harika hesap yapabilir ama o hesabı satmayı bilen kişi parayı kazanır.

3. "Problem Çözme" Ustalığı: Okul size çözülmüş problemlerin formüllerini ezberletir. Oysa gerçek dünya, cevabı kitabın arkasında yazmayan sorunlarla doludur. Kendi kendine bir iş başlatma, bir krizi yönetme veya elindeki kısıtlı kaynakla (para, zaman, insan) bir değer üretme becerisi, en büyük zanaattır.

Özetle Yol Gösterirken Şunu Diyebiliriz: Üniversite sana bir "etiket" verir, ama piyasa senin "ne ürettiğine" bakar. Eğer bir genç;

- Üniversitenin sunduğu teorik altyapıyı alır,

- Bunun üzerine teknolojik bir beceri ekler (Kodlama, AI, Veri),

- Ve bunu insani ilişkilerle pazarlamayı öğrenirse;

İşte o zaman o diploma bir "işsizlik belgesi" değil, bir imparatorluk temel taşı olur. 26 yaşında kasiyerlik yapmak bir kader değil, sadece o 4 yılı "uyuyarak" geçirenlerin (veya yanlış harita ile gidenlerin) karşılaştığı bir sonuçtur.

Bir gencin bu "modern zanaatları" kazanması için okul dışındaki zamanını nasıl bölüştürmesi daha sağlıklı olur? Teorik dersler mi, yoksa tamamen saha tecrübesi mi?

Elbette Saha tecrübesi. Saha, teorinin "dayak yediği" ve gerçekle yüzleştiği yerdir. Kitapta her şey lineer ilerler; sahada ise kaos, insan psikolojisi ve beklenmedik değişkenler vardır. Üniversite öğrencisi için "saha tecrübesi" sadece bir yaz stajı değil, bir yaşam biçimi olmalı. Eğer bir yol haritası çizeceksek, bu dengeyi şu şekilde kurabiliriz:

1. "Laboratuvar" Olarak Üniversite, "Pazar" Olarak Saha: Öğrenciye şunu demeliyiz: Hafta içi sınıfta duyduğun o ağır teorik cümleleri, hafta sonu veya akşamları sahada test et.

Örnek: Pazarlama dersi mi görüyorsun? Git bir esnafın yanına, "Senin ürünlerini dijitalde satmayı deneyelim mi?" de. Batırırsan ders olur, çıkarırsan portfolyo olur. İşte gerçek zanaat budur.

2. "Usta-Çırak" İlişkisini Dijitalleştirmek: Eskiden sanayide ustanın eline bakılırdı. Bugünün sahası bazen bir LinkedIn mesajıyla ulaşılan bir direktörün yanıdır, bazen de bir start-up'ın mutfağıdır.

Yol: Gence, "Diplomanın arkasına saklanma, git bir 'ustanın' yanında bedelsiz bile olsa sorumluluk al" demeliyiz. Çünkü sahada geçirilen 3 ay, amfide geçirilen 4 yıldan daha fazla "kas hafızası" kazandırır.

3. Hata Yapma Lüksünü Kullanmak: Üniversite yıllarının en büyük avantajı, hata yapmanın maliyetinin düşük olmasıdır. 26 yaşında kasiyerlik yaparken hata yaparsan kovulursun; ama 20 yaşında bir girişim denemesinde batarsan "tecrübeli" sayılırsın.

Saha stratejisi: İlk 2 yıl keşif, son 2 yıl uzmanlaşma. Okul bittiğinde elinde sadece bir kâğıt değil, "Ben şu problemleri sahada bizzat çözdüm" diyebileceği bir hikâye olmalı.

Özetle: Hibrit İnsan: Aslında mesele "Okul mu, saha mı?" kavgası değil; "Okullu sahadan, sahalı okuldan beslenmeli" vizyonudur. Sahadaki pratik bilgi kişiyi bugünün işçisi yapar, ama o pratiği teorik derinlikle (strateji, vizyon, analiz) birleştiren kişi yarının lideri olur. Gencin önüne şu seçeneği koymalıyız:

"Sadece okulda kalırsan diplomalı işsiz, sadece sahada (eğitimsiz) kalırsan vizyonsuz işçi olursun. Ama sahayı okulun laboratuvarı yaparsan, kimsenin seni durduramayacağı bir ustaya dönüşürsün."

Bugünün Türkiye şartlarında bir genci sahaya iten en büyük motivasyon "para kazanma hırsı" mı olmalı, yoksa "kendini gerçekleştirme" arzusu mu? Hangisi daha sürdürülebilir?

Kendini gerçekleştirme olmalı. Kendini gerçekleştirme, rüzgâr ne yönden eserse essin gemiyi yolda tutan o ana motor gibidir. Para ise o motorun yakıtıdır; gereklidir ama tek başına bir "istikamet" belirlemez. Neden "kendini gerçekleştirme" saha tecrübesinde paradan daha sürdürülebilir, buna birlikte bakalım:

1. Para Odaklılık "Kısa Günün Karı" Tuzağıdır: Eğer bir genç sahaya sadece para için inerse, karşısına çıkan ilk zorlukta veya "buradan kazandığımın iki katını başka yerde kazanırım" dediği anda rotasını değiştirir. Bu da onu uzmanlaşmaktan alıkoyar. 26 yaşında hala rüzgârın estiği yöne savrulan birine dönüşme riski taşır.

Gerçeklik: Sadece para için yapılan iş, bir süre sonra "angaryaya" dönüşür. Ama bir şeyleri başarma, bir sorunu çözme hazzı (yani kendini gerçekleştirme) kişiyi sabah yataktan heyecanla kaldırır.

2. "Zanaat" Ruhunun Özü Tutkudur: Girişte bahsettiğin o "altın bilezik" var ya; o bileziği sadece para için döven usta ile o metale can vermeye çalışan usta arasında uçurum vardır. Kendini gerçekleştirme arzusuyla sahaya inen genç;

- İşin sadece "nasıl" yapıldığını değil, "neden" yapıldığını da öğrenir.

- Zor zamanlarda (ki sahada çok olur) paranın yetmediği yerde sabır ve merakla direnir.

3. Para Zaten Bir "Sonuç" Olarak Gelir: Dünyanın en başarılı zanaatkarlarına, mühendislerine veya sanatçılarına baktığımızda; çoğu işe "zengin olayım" diye değil, "bu alanda en iyisi olayım, bu problemi çözeyim" diye başlamıştır.

Paradoks: Parayı kovalarsan kaçar, ama sen "kendini gerçekleştirme" yolunda bir değer üretirsen, para seni kovalamaya başlar.

Gençlere Verilecek Son Yol Haritası: Eğitimin veriliş biçimini eleştiren o kişiye son bir cevapla noktayı koyayım: "Haklısın, sistem bozuk. Ama çözüm okulu tamamen terk etmek değil, okulu bir arka plan, sahayı ise bir sahne olarak kullanmaktır. 4 yılını bir kasiyerlik erteleme belgesi için değil; kim olduğunu, neyi en iyi yapabildiğini ve dünyaya hangi değeri katabileceğini keşfetmek için kullanmalısın. Eğer 'kendini gerçekleştirme' derdine düşersen; ne 26 yaşında kasiyer olursun, ne de sadece memur maaşına talim edersin. Sen, piyasanın peşinden koştuğu o aranan 'usta' olursun." Bu vizyonla yetişen bir gencin, diplomanın ötesinde bir karakter inşa edeceği kesin.

Bu bakış açısını bugün lise veya üniversite çağındaki bir gence aşılamanın en etkili yolu nedir? Onlara "öğüt vermek" mi, yoksa onları doğrudan "ateşin içine" (sahaya) atmak mı?

Sahaya atmak. Öğüt, genellikle bir kulaktan girip diğerinden çıkar; ama yaşanmışlık, hücrelere işler. Bir gence "Yüzmek harikadır, koordinasyon sağlar" demekle, onu suyun ortasına bırakmak arasındaki fark gibidir bu. Sahaya atılmak, teorinin konforlu yalanlarını yırtıp atar. Onları "ateşin içine" atarken şu üç aşamalı yöntemi izlemek, sarsıntıyı bir yıkıma değil, bir doğuma dönüştürür:

1. "Simüle Edilmiş" Krizler Yaratmak: Daha üniversite birincisi sınıftayken, sadece kitap okumasını değil, gerçek bir sorunu çözmesini istemeliyiz. "Al bu 500 TL'yi, hafta sonuna kadar bunu 1000 TL yap ve nasıl yaptığını anlat" veya "Git şu mahalledeki esnafın en büyük şikâyetini dinle ve ona bir çözüm önerisi sun" demek, en büyük derstir.

Sonuç: Genç, paranın ve emeğin "zorluğunu" iliklerinde hisseder.

2. Başarısızlık Laboratuvarı: Sahaya atılan genç muhtemelen ilk seferinde "yanacaktır." İşte bu noktada duruşumuz çok önemli. Başarısız olduğu için onu yargılamak yerine, "Nerede hata yaptın ve bu hata sana ne öğretti?" diye sormalıyız.

Gerçeklik: Okulda hata yaparsan notun düşer, sahada hata yaparsan tecrüben artar. Ateşin içine giren genç, yanmayı değil, ısıyı yönetmeyi öğrenir.

3. Sorumluluk Yüklemek: Birine sadece "izle" derseniz sıkılır. Ama "bu işin sorumluluğu tamamen sende, sonuçları sen göğüsleyeceksin" derseniz, o kişinin içindeki o "kendini gerçekleştirme" motoru çalışmaya başlar. Sorumluluk, insanı en hızlı olgunlaştıran zanaattır.

Sonuç Olarak Şunu Söyleyebilirim: O "üniversite boş, zanaat her şeydir" diyen sese verilecek en sağlam karşılık, sahada pişmiş bir üniversitelidir. Diplomayı bir kalkan değil, sadece bir kimlik olarak cebine koyan; ama asıl gücünü sahadaki tozdan, terden ve çözdüğü problemlerden alan genç, o eleştirilen sistemin içinden çıkan bir "modern kahraman" olur. Kasiyerlik bir son değil, ancak vizyonsuzluğun durağıdır. Sahaya erkenden atılan, ateşte pişen ve kendini gerçekleştirme sancısı çeken bir genç için ise her yer, her iş ve her diploma sadece birer basamaktır. Yolumuz belli: Teoriyi arka cebimize koyacağız, kolları sıvayıp sahaya ineceğiz ve kendi bileziğimizi o ateşin içinde kendimiz döveceğiz.

Baki Selam ve Dua ile.

MUSTAFA GÖKTAŞ

Gazeteci / Yazar ve İktisatçı (Meslekte 43 yıl)

Çevre Ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı