Gölge Bakan Solakoğlu Endüstriyel Tarım ve GDO'lara Göz Kırpıyor
CHP iktidar, S. Solakoğlu Tarım ve Orman Bakanı olursa Türkiye endüstriyel tarıma daha da batabilir ve GDO’lu ürün üretimine izin çıkabilir. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyetinin 6 Mayıs 2026’da düzenlediği 49. İktisatçılar Haftasında konuşan Solakoğlu’dan bu sinyalleri aldık.
Solakoğlu yeni bir çeşidi ıslah etmek için geçen süre konusunda epeyce abartılı konuşmuş. Minimum 20 yıl gerektiğini söylüyor. Meyvelerde 15-30 yıl arası gerekli olabiliyorsa da sebzelerde 5 yılda da başarılabiliyor. Solakoğlu tohum şirketlerinin uzun uğraşlar sonucunda elde ettiği hibrit çeşitleri herkesin kullanımına açmamak için onları kısır yapmak zorunda olduklarını söylüyor. Hibrit çeşitlerin mutlaka kısır olduğu daha çok yerel tohum savunucularının inandığı bir konu. Solakoğlu da bu yanlış inanca katılmış. Fakat bu inanış yanlış. Ancak hibrit tohumlukların ikinci kez tohum olarak kullanılması başarısız durumlara yol açıyor. Açılma denilen bir olay gerçekleşiyor. Ya verim düşüyor veya standart olmayan ürünler ortaya çıkıyor. Bu da zaten çiftçinin her yıl yeniden şirketten hibrit tohum almasına yol açıyor. Ayrıca şirketler sadece hibrit tohumluk üretmiyor. Standart çeşitler de var. Bunların bir kısmı da 15 bin yıl boyunca binlerce köylü kuşağının geliştirdiği standart çeşitler. Şirketler bunları ve hibrit çeşitleri geliştirmek için gene köylülerin binlerce yıldır geliştirdiği çeşitleri kullanıyor. Üretip sattıkları standart çeşitleri hiç değişiklik yapmadan veya bazı ıslah çalışmalarından sonra ürettiklerinde bu artık onların malı oluyor. Hibrit çeşitler için kullandıkları ana baba çeşitleri de çoğu zaman köylülerin geliştirdikleri çeşitler. Bu, aslında korsanlıktır. Solakoğlu ıslah konusunda da çok yanlış bilgileri var. Kurt ve çoban köpeği örneği veriyor. Hibrit çeşidi kurttan geliştirilen çoban köpeğine benzetiyor. Örneğin hibrit çeşitlerin veya standart çeşitlerin doğada bulunan türlerden yararlanarak geliştirildiğini ileri sürüyor. Böyle bir şey yok. Bütün bir tarım tarihi boyunca çiftçiler doğadaki bitkilerden yararlanarak buğdayı, domatesi vb. geliştirdi. Hibrit çeşitler ise bunlardan yararlanarak geliştirildi. Doğada bugünkü buğday yoktu. Hibrit ise çok yeni bir konu sayılır.
Agroekoloji savunucuları olarak bitki ve hayvan ıslahına karşı değiliz. Solakoğlu böyle sanıyor olabilir. Hibrit olayına kökten de karşı olunmayabilir. Ancak kapitalizmde şirketler hibrit tohumu daha çok hegemonyalarını arttırmak amacıyla kullanmışlardır. Yoksa verim artışı sağlamak amacı ikinci derecede kalmıştır. Bu konuda yeterince eser yazılmıştır.[1]
Daha da önemlisi şirketler hibrit çeşitleri geliştirirken ele aldıkları ölçütler dekara verimlilik, yola dayanıklılık ve raf ömrü uzunluğudur. Ürünün besleyici özelliği, lezzeti, hastalık ve zararlılara dayanaklılığı çok dikkate alınmamıştır. Tohum şirketlerinin en önemlilerinin aynı zamanda tarım ilacı üretmekte oluşu, hatta birinin aynı zamanda beşeri ilaç üretmekte olması gelirlerini daha da arttırıcı bir durum yaratmıştır. [2]
Solakoğlu yerel tohumların sadece endemik bitkilerle sınırlı olduğunu zannediyor. Güney Amerika kıtasından gelen domates, patates gibi bitkilerin geçen 100 yılı aşkın sürede ülkemizde de yerel çeşitler geliştirebileceğini düşünmüyor.
Solakoğlu hibrit tohumluğun sağlığa zararı konusunda tek bir makale bile gösterilemeyeceğini ileri sürüyor. Bu konuda epeyce araştırma var. Örneğin ABD ve İngiltere’de yapılan araştırmalarda bu ülkelerde son on yıllardır üretilen sebze ve meyvelerde (çoğunluk hibrit kullanılıyor) besin değerlerinin 50-60 yıl önceki yerel ve köylü çeşitlerin yaygın olduğu yıllara göre yüksek oranda düştüğü ortaya konmuştur.[3]
Ayrıca hibrit çeşitlerin hastalık ve zararlılara dayanıksız olması yanında endüstriyel tarımda tek ürün (monokültür) uygulaması hastalık ve zararlıları yoğunlaştırdığı için toksik tarım ilaçları kullanımını arttırmaktadır. Dolayısıyla hibrit çeşitlerin sağlık konusunda problemi olmadığı açıklaması son derece yanlıştır.
Hibrit çeşitlerin kimyasal gübre, tarım ilaçları kullanımını arttırması çiftçinin bunları üreten şirketlere bağımlılığını arttırmakta, hızlı artan fiyatları nedeniyle çiftçinin kazancının önemli bir kısmı bu şirketlere gitmektedir.
Solakoğlu GDO’lu ürünlerde sağlıkla ilgili yeterli makale olmadığını ileri sürüyor. Bu da oldukça yanlış. Birleşmiş Milletler Sağlık Örgütüne (WHO) bağlı Kanser Ajansı yaptığı bir panel araştırma ile örneğin GDO’lu bitki üretiminde %95’ler düzeyinde yaygın olarak kullanılan ot öldürücü (herbisit) glifosat etkin maddesinin (marka olarak round-up) kanserojen olduğunu açıklamıştır.[4] Bunun yanında otlar direnç kazanmış, başka herbisitler de kullanılmak zorunda kalmışlardır. GDO’lu çeşitler başarısız olmuştur.
İnsektisit (tarım ilacı) üreten GDO ürünler (Bt ürünleri) ise hedef zararlılara karşı
hızla etkinliğini yitirmiş, Bt toksinine dirençli ve ikincil zararlılar tarafından etkilenmiş; günümüzde kimyasal insektisitlerle birlikte kullanılmaktadır. Bunlara, ABD’de Bt ürünlerle paralel biçimde kullanımı artan, yüksek derecede toksik neonicotinoid insektisitlerle ilaçlanmış tohumlar da dahildir.[5]
Solakoğlu GDO konusunda “Türkiye’nin konservatif durduğunu, ABD’nin tam gaz gittiğini, Avrupa Birliğinde GDO’ya izin verildiğini” ekliyor. Hâlbuki Fransa, Almanya, İtalya, Polonya, Avusturya ve Yunanistan’da GDO’lu üretim yasak. Sadece İspanya ve Portekiz’de bir çeşit serbest. Ancak bu üretim de çok düşük. Pratik olarak AB’de GDO üretimi yok sayılabilecek kadar düşük düzeydedir. GDO ile ilgili ifadelerinden Solakoğlu’nun bakan olması durumunda GDO’ya izin vermek için çalışacağını tahmin edebiliriz. CHP’li yöneticiler acaba bu muhtemel sürprize hazır mı?
Agroekoloji anlayışı içinde ıslah karşı olduğumuz bir olgu değil. Katılımcı ıslah veya evrimsel popülasyon yaklaşımları ile var olan yerel çeşitlerden de yararlanarak hastalıklara ve zararlılara dayanıklı, kuraklık, seller vb. koşullara dayanıklı, besin değeri ve lezzeti yüksek çeşitleri veya çeşit karışımlarını (popülasyonlar) ıslah etmek mümkündür. Bunları herkesin paylaşabileceği şekilde müşterekler (paylaşılanlar) olarak çok sayıda çeşit olarak geliştirmek mümkün. Bu konuda çok başarılı dünya örnekleri var. Şirketlere boyun eğmek zorunda değiliz. [6]
Solakoğlu kendisi kapalı sistem hayvancılık yaptığından bunu Türkiye için nerede ise tek yol olarak öneriyor. “Ben endüstriyel tarımın dibini yapıyorum” diyor. Hayvan hastalıklarının yaygın olduğu Türkiye gibi bir ülkede kapalı sistemin kaçınılmaz olduğunu ileri sürüyor. Panelde “mera hayvancılığı yaparsanız tüberkülozdan, bruselladan bu odada insan kalmaz” dedi. Avrupa ülkeleri, Avustralya, Yeni Zelenda’da başarılı bir şekilde meralara dayalı hayvancılık yapılıyor. Türkiye’de sayılan hastalıkların problem olduğu doğrudur. Ancak bu gerekçe gösterilerek kapalı hayvancılığı önermek yanlıştır. Yapılması gereken bu hastalıkları eradike etmek, hastalığı yok etmektir. Bu başarılabilir. Bakanlığın bu konuda ciddi çalışması gerekiyor.
Kapalı sistem ve kesif yeme ağırlık veren hayvancılık sistemi gerek ekolojik gerekse de ürünlerin sağlığı açısından son derece sakıncalıdır. Kesif yemle beslenen hayvanların ürünlerinde (et, süt, yumurta vb.) Omega3, Konjüge Linoleik asit, K vitamini gibi insan sağlığı açısından son derece önemli maddeler sıfıra yakın düşmektedir. Kapalı büyük işletmeler sadece büyük şirketleri güçlendirir.
Solakoğlu “parayı takip edin, bu size doğru yolu gösterecektir” diyor. Endüstriyel tarım sisteminde hastalıklarda harcanan masraflar, suların temizlenmesi harcamaları vb. masraflar dışsallaştırılmaktadır. Ayrıca devletler endüstriyel tarıma destek olmaktadırlar. Bütün bu hesaplar doğru yapılmadığından çoğu durumda endüstriyel tarım daha ekonomik gibi görünmektedir. Gerçek hiç böyle değildir.
[1] Tayfun Özkaya, Hibrit Tohumların Kısa Tarihi, https://tayfunozkaya.com/k%C3%B6%C5%9Fe-yaz%C4%B1lar%C4%B1/f/hi%CC%87bri%CC%87t-tohumlarin-kisa-tari%CC%87hi%CC%87
[2] Tayfun Özkaya, Endüstriyel Bitki Islahı Ters Yönde Gidiyor, https://tayfunozkaya.com/k%C3%B6%C5%9Fe-yaz%C4%B1lar%C4%B1/f/end%C3%BCstri%CC%87yel-bi%CC%87tki%CC%87-islahi-ters-y%C3%B6nde-gi%CC%87di%CC%87yor
[3] Tayfun Özkaya, sebze ve Meyvelerimize Ne Oluyor?, https://tayfunozkaya.com/k%C3%B6%C5%9Fe-yaz%C4%B1lar%C4%B1/f/sebze-ve-meyveleri%CC%87mi%CC%87ze-ne-oluyor
[4] Tayfun Özkaya, Glifosat Ot Öldrücüsü Avrupa’da Sıkışıyor, https://tayfunozkaya.com/k%C3%B6%C5%9Fe-yaz%C4%B1lar%C4%B1/f/gli%CC%87fosat-ot-%C3%B6ld%C3%BCr%C3%BCc%C3%BCs%C3%BC-avrupa%E2%80%99da-siki%C5%9Fiyor
[5]Claire Robinson, Gen Düzenleme- Efsaneler ve Gerçekler, S.50,https://img1.wsimg.com/blobby/go/25623bbe-5f55-4d9f-9a5a-50ba29da48b1/downloads/8c6369ff-125b-471c-b28d-d32321db5f18/Duman%20Perdesinin%20Ard%C4%B1nda%20Bir%20Rehber-Gen%20d%C3%BCzenl.pdf?ver=1776424518010
[6] Tayfun Özkaya, katılımcı Bitki Islahı Üzerine, https://tayfunozkaya.com/k%C3%B6%C5%9Fe-yaz%C4%B1lar%C4%B1/f/katilimci-bi%CC%87tki%CC%87-islahi-%C3%BCzeri%CC%87ne Tarımda Kalıcı Bir Gelecek Yaratmak İçin Yolculuk Başlıyor






















